Dünyaya Bakış
“TÜRK HAVA YOLLARINDA SİGARA YASAĞI”
● 26 Ocak 1988’den itibaren Türk Hava Yollarının iç hat seferlerinde sigara içmek yasaklandı. Dış hatlarda da koltukların önden başlayarak % 60’ı sigara içmeyenlere ayrıldı.
Ulaştırma Bakanlığı’nın genelgesini hemen uygulamaya koyan THY Genel müdürü Yılmaz Oral, 26 Ocak salı gününden itibaren sigara yasağını başlattı. Uçakların içine konan yazılı uyarılarla yolculara sigara yasağı anlatılırken, uçağa binerken sözlü uyarı da yapılıyor. Sigara yasağı yolcular arasında genellikle memnunlukla karşılandı.—29 Ocak 1988 tarihli “Milliyet”.
TEHLİKESİZ BRONZLAŞMA YOK
● New York Üniversitesi Tıp Okulundan Dr. Darrell S. Rigel’in öne sürdüğü gibi, “tehlikesiz bronzlaşmak diye bir şey yoktur.” A.B.D.’de her yıl 500.000’den fazla cilt kanseri olayı rapor ediliyor. Bunlardan yüzde 90’ının güneşin görülmeyen ultraviyole ışınlarından kaynaklandığı söyleniyor. The Mexico City News gazetesinin dediği gibi, “güneşten yanıp bronzlaşan insanların kanser olma olasılığı daha büyüktür, . . . . yanık yoksa bile güneş ışını cilde zarar verir.” Bununla birlikte Amerikan Dermatoloji Akademisi başkanı Dr. Richard Odom “insanlar, bunun başlarına gelmeyeceğine inanırlar” diyor. Güneş ışınına karşı yüksek koruma özelliği olan kimyasal kremler gibi güneş koruyucuları tavsiye ediliyor. Dr. Rigel: “Zaten olmuş zarar giderilemiyor, fakat en azından daha fazla zarardan korunabilirsiniz” diyor.
KAN NAKLİNİ YENİDEN DÜŞÜNMEK
● Öldürücü AIDS enfeksiyonunun yüksek riski, kan naklinin çok kullanıldığı ülkelerden ki doktorları, bu konuyu yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Örneğin, Almanya’da Mainz Üniversitesindeki uzmanlar tarafından hastane temizliği konusunda yayımlanan Arztliche Praxis adlı tıp dergisinde, tıp personelini AIDS hastalığından korumak için AIDS’e bulaşmış aletleri dezenfekte veya yok etmek üzere bir yöntem tavsiye ettiler. Bağışıklığı zayıflatan ve AIDS’e neden olan bir virüsten söz eden dergi: “Kan naklini uygulayan doktorlar, kesinlikle HIV’siz kanın artık bulunmadığı gerçeğini kabul etmelidirler” diyor. “Bu nedenle, kan nakline gerek olduğunu gösteren belirtiler çok dikkatle değerlendirilmelidir.”
AŞIRI FAALİYET VE ŞEKER
● Fazla şeker tüketiminin çocuklarda aşırı faaliyete (hiperaktiviteye) yol açtığı yıllardır kabul edilmektedir. Acaba bu görüş doğru mu? Massachusetts General Hospital Newsletter adlı yayında çıkan bir habere göre, tıp adamları bu sorunu yeniden ele almaktadırlar. Aileleri tarafından “şekere karşı olumsuz davranış gösterenler” olarak tanıtılan çocuklarla ilgili yapılan bir araştırmada birçok deneme yapıldıktan sonra, davranış değişiklikleri görülmedi. Başka çocuklar üzerinde benzer denemeler yapan diğer araştırmacılar, benzer sonuçlar elde ettiler. Söz konusu yayında şöyle denildi: “Faaliyette az sayıda değişiklikler görülmüş ise, bu şekerden sonra artan değil, azalan faaliyet fikrini vermektedir.”
ÖĞLEYİN YAPILAN ŞEKERLEME
● Araştırmacılara göre, biraz kestirme gereğini duymak normaldir. İnsanların büyük çoğunluğu, öğleden sonra saat 13 ile 16 arasında uyanıklık ve üretim alanlarında bir düşüş görüyor. Bu olay eskiden sanıldığı gibi bir yemek veya kültür meselesi değildir; insanın biyolojik saatindeki değişikliğe dayanır. O saatlerde, insanlar birkaç dakika içinde uykuya dalma gereğini duyabilirler. Biraz kestirmek için vakit ayıranların uyanıklığı ve üreticiliği artmadıysa da, onlar daha iyi huylu oldular. Çocuklar da aslında uyumasalar bile, istirahat ettikten sonra daha uslu olmaktadırlar.
GÜVENLİKLE İLGİLİ UYARILAR
● Nükleer reaktörlere karşı güvenlik artırılmalıdır” diyor Dr. Robert Gale. Bir kemik iliği nakli uzmanı olan bu doktor, geçen yıl, Rusya’da Çernobil kazası kurbanlarını tedavi etti. İddiası, aynı şiddette bir nükleer reaktör kazasının gelecek on yıl içinde meydana gelme olasılığının yüzde 25 olduğu ve bunun A.B.D.’de olmasının ise, yüzde 50 oranında, olduğudur. Alman Hannoversche Allgemeine gazetesine göre, şimdiye kadar yapılan istatistiklerden, “gelecek 50 yıl içinde Sovyet reaktörünün çekirdeğinin erimesi sonucu bütün yeryüzünde yaklaşık 60 bin kişinin kanserden öleceği anlaşılıyor. . . . . Çernobil olayı nedeniyle başka 5.000 kişide de ciddi genetik bozukluklar görülecek ve 1.000 kadar kişinin ise, sağlıkları doğuştan bozuk olacak.” Dr. Gale’in dediğine göre, atom enerjisi ancak uygun kullanıldığı takdirde yararlı olabilir.
SAHTE YEDEK PARÇA SORUNU
● Uçak ve helikopterler neden düşüyor? Bazı kazaların, uçak bakımında kullanılan sahte veya kalitesiz yedek parçalar yüzünden meydana geldiğine dair şüpheler gitgide artıyor. Asıl yapımcısının sağlaması gereken yedek parçaları artık pek bulunmayan eski uçakları kullanan ve şiddetli rekabetle karşılaşan küçük havayolu şirketleri genellikle bu durumdan en çok etkilenenlerdir. Havalanamayan bir uçağın günde, şirketinin 50.000 dolar gelir kaybına neden olduğu biliniyor; bu nedenle bazen ucuz fiyatlar ve çabuk teslim servislerinin sunduğu bağımsız yedek parçalar aranıyor. Fortune dergisine göre, “sonuç olarak farkında olmadan vicdansız satıcılardan satın alınan bu sahte yedek parçalar uçaklara takılıyor.” Hakikisinden çok güç ayırt edilen ve ustaca taklit edilen bu parçalar, kalitesiz malzemelerden yapılmış veya kusurlu olup denendiğinde görevini yapmayabilirler. Bir jet uçağının tek motorunun yaklaşık 3.600 parçası vardır.
POLİS FOKLARI
● Florida ve Kaliforniya’da bazı foklar burunlarında topu dengelemeyi ve başka eğlendirici numaraları öğrenirken, New York’taki bazı foklar da polis görevi yapmak üzere eğitim görüyorlar. Liman foklarına suya atılan silahları çıkarma öğretiliyor. Kaçak mallar ve uyuşturucu maddeleri getirmek, su altında resim çekmek ve bazı nesneleri bulmak da bu eğitim programının içindedir. İki yaşındaki Stanley adlı liman foku, zaten silah getirmeyi biliyor ve şimdi su altındaki insanların emniyet kemerini çözmeyi de becerisine eklemiştir. Bu gibi yetenekli fokların deniz kazalarında ceset bulmakta yararlı olacağı umuluyor.
ARTIK YETER!
● Brezilya’da çıkan O Estado de S. Paulo gazetesine göre Arjantin’de San Juanlı bir çiftçinin karısı olan 49 yaşındaki Maria Benita Olivera, hiçbir tehlikeli durum olmadan 32. çocuğunu doğurdu. Üçüz olan ilk çocukları o henüz 13 yaşındayken doğdu. Daha sonra ikizleri doğurdu. Çocuklarının 25’i ilk ve 7’si ikinci kocasındandı. Maria daha çok yaptığı 25. doğumu hatırlıyor. “Doğum sancıları tuttuğunda tarlada çalışmaktaydım” diye anımsıyor. “Tek başımaydım, bir kulübeye girdim, bebek doğdu ve göbek bağını bir jiletle kestim.” Fakat o, ‘artık yeter’ diyor. 20 Ağustos 1987’de hastaneden ayrılırken şöyle dedi: “Bir çocuk daha doğurursam ölürüm. Artık yaşlanıyorum.”
ACISIZ İĞNE
● İğnenin neden olduğu acidan korkuyor musunuz? İngiltere Surray Üniversitesinden nörofizyolog Harold Hillman, bu korkuyu azaltmak için pratik bir öneride bulunuyor. İğnenin gireceği yere önce 15 saniye süreyle bir buz parçası bastırılır. Böylece deri yüzeyi yaklaşık iki dakika uyuşur ve bu sürede deri altına veya kas içine acı vermeden iğne batırılabilir. (Bu yöntem damar içine yapılan iğneler için kullanılmamalı, çünkü soğukluk, iğnenin kolayca sokulmasını önleyen bir spazma yol açabilir.) Londra’nın The Independent gazetesine göre, Dr. Hillman, bu yöntemi şeker hastası olan sekiz yaşındaki bir kızı devamlı iğne olma korkusundan kurtarmak için geliştirdi.
KALABALIK KENTLER
● Birkaç kentte görülen nüfus artışı, ciddi olarak ekonomik ve sosyal gerginliklere, ayrıca siyasal ve çevresel karışıklıklara yol açabilecek. Birleşmiş Milletler Teşkilatının 1987 yılının şubat ayındaki bir toplantısında bir araya gelen uzmanlar, bu uyarıda bulunarak 2.000 yılında Kahire’nin nüfusunun 9 milyondan 13 milyona, Manila’nın 8,6 milyondan 11,1 milyona ve Mexico City’nin 19 milyondan 26 milyona çıkacağını tahmin ediyorlar. Nüfus Enstitüsü başkanı Werner Foros, The New York Times gazetesinde şöyle dedi: “Bu megakentler toplumsal barut fıçıları, ihtilaller, sivil kargaşa ve huzursuzluk yuvaları olmaktadır. Sayıları arttıkça, sorunları da artar ve yoğunlaşır.” Fakat tüm uzmanlar, kentleşmenin felaketle sonuçlanacağı görüşünü paylaşmıyor. B.M. Teşkilatı nüfus işleri memuru Ellen Brennen şöyle dedi: “Bu karmakarışık bir mesledir. Sosyal istikrar hakkında genellemeler yapılamaz.”