Uzay Gözleri Sizi Gözlüyor
FARKINDA olmayabiliriz, ama şu anda gözetleniyorsunuz. Hayır, arkanıza bakmanıza gerek yok, çünkü gökten gizleniyorsunuz; 920 km üstünüzde sizi izliyorlar. İzleyen bu gözler, insanın gözleri değil, Landsat diye adlandırılan yapay bir uydunun elektronik gözleridir.
Aslında bu uydu, daha ziyade sizi çevreleyen toprakla ilgileniyor. Eğer bir çiftçi iseniz, Landsat size ne tür ürün yetiştirdiğinizi ve yetiştirdiğiniz ürünün ne durumda olduğunu söyleyebilir. Landsat’ın verileri hasatın nasıl olacağını tahmin için kullanılabilir ve bu tahminler yüzde doksan oranında doğru çıkar. Toprakta petrol veya uranyum var mı? Landsat bu soruyu cevaplandıracak jeolojik ipuçlarını da ayrıntılarıyla verebilir.
KUTUPTAN KUTBA
Tabii ki her an gözetlenmiyorsunuz. Halen iki tane olan Landsatların her biri, kutupsal yörüngesinden elektronik resimler çekerken sadece her 18 günde bir, tam üzerimizden geçer. Neden kutupsal bir yörüngeye gerek duyulmuştur? Bunun önemli bir nedeni vardır.
Ekvatorun üzerinden geçen bir yörüngede hareket eden bir uydunun içinde olduğunuzu farz edin. İlk birkaç turdan sonra devamlı aynı şeyleri gördüğünüz için biraz sıkılmaya başlayabilirsiniz. Her turda, tropikal bölgeleri göreceksiniz. Bir de kutuptan geçen bir yörüngede olduğunuzu düşünün. Kuzey kutbuna doğru giderken, dünya altınızda ekseni etrafında dönmeye devam edecektir. Böylece her tur bir öncekinin aynı olmayacaktır. Örneğin, eğer şu anda İstanbul’un üzerinden geçiyorsanız bir dahaki turda Londra’nın üzerinden geçebilirsiniz. Böylece her yerin kuşbakışı manzarasını görmüş olacaksınız; Landsat’ın görevinin tam yapabilmesi için gerekli olan da budur.
Kutupsal yörüngenin başka bir yönden de yararı vardır. Bu yörünge sayesinde Landsat’ın resimlerindeki güneş açısı hemen hemen aynı kalır; tabii mevsimlere göre yavaş yavaş bir değişiklik meydana gelir. Bu mevsimdeki değişiklik ise, harita yapmak için önemlidir.
İLK BAŞARILAR
Landsat uzaya yollandıktan hemen sonra, bilim adamları, uydunun madenlerin yerlerini, ürünlerin türlerini bulma konusundaki büyük becerisini fark ettiler. İlk hafta içinde Landsat—I Kalifornia’nın bir kısmında bulunan ve daha önce bilinmeyen otuz kadar jeolojik özelliği ortaya çıkardı. Daha 1977’de bile, Landsat bir milyar dolar değerinde olan petrol rezervlerinin varlığını buldu!
Bu arada, Landsat’ın ürünlerin türleri hakkında ve hasatın nasıl olacağına dair tahminlerde kullanılabileceğini anlamak için bir deneysel program başlatıldı. Buğdayla sınırlanan özel bir araştırmada, çok önceden hasat oranları tahmin edildi; bu tahminlerin onda dokuzundan fazlası, yani asıl rakamların yüzde doksanı tam çıktı. Kısa bir zaman sonra, Landsat’ın değerli verileri sayesinde, alıcılara ürünleriyle ilgili tahminlerde bulunan özel şirketler ortaya çıktı.
Bu tahminler, özellikle az gelişmiş ülkelerin gelecek açıklarını önceden fark ederek zamanında yardım isteylebilmelerini sağlamak açısından çok önemlidir. Ancak gariptir ki, Landsat’ın değerli verilerinin çoğu, bu ülkeler tarafından kullanılmıyor. Neden mi?
TEKNOLOJİ VE POLİTİKA
Az gelişmiş ülkelerin, Landsat’ın verilerini güvenilir ürün tahminlerine çevirmek için gereken bilgisayar üniteleri, eğitilmiş uzmanları ve bunlar için gerekli paraları yoktur. Bu gibi ülkelerin de Landsat’ın çektiği resimlerden gerekli bilgileri bilgisayarlarla değil de, eğitilmiş personelle alabilmeleri için yeni teknikler denenmektedir. Ancak bu teknikler ürün tahminleri için geçerliyse de, eğer Landsat’ın çektiği resimler maden rezervlerini de için kullanılıyorsa, bilgisayar analizleri de kaçınılmaz olur. Bu da bazı sorunlar yaratır.
Her ne kadar az gelişmiş ülkelerin, Landsat’ın çektiği resimlerden azami derecede yararlanmak için gerekli teknolojileri ve bilgisayarı kullanacak personelleri yoksa da, özellikle başka büyük petrol ve maden şirketlerinin imkânları vardır. Güvenilir bir kaynak olan Technology Review dergisi, “bu şirketlerin çoğunun, Landsat’ın çektiği az gelişmiş ülkelerin resimlerini devamlı inceleyen, gerekli tüm aletlerle donanmış analiz laboratuvarlarının bulunduğunu” yazıyor ve şöyle devam ediyor: “Böylece bu şirketler, az gelişmiş ülkeler hakkında, bizzat onlardan daha fazla bilgiye sahip olduklarından, verimli kira anlaşmaları yapabiliyorlar.” Durum nasıl sonuçlanıyor? “Bu şanssız durumun yarattığı güvensizlik, bazı az gelişmiş ülkelerin belirli sanayi dallarını devletleştirmeleri gibi önlemler almalarına neden olmuştur.”
Aynı zamanda Landsat’ın çözme gücü, yani çektiği resimlerden ne kadar detayın çıkarabileceği konusu da dikkate değer. Landsat’ın elektronik “filmi”nin “doku”ları halen 4000 metre karelik bir alana eşittir. Bu çözme gücünü pek çok geliştirmek mümkündür. Gerçekten de, bir sonraki nesil, Landsatların “doku”larının 900 m2’den küçük, yani daha önceki alanın hemen hemen 1/4’ini tarayacak güçte olacağını beklemektedir. Fransa 100 metrekarelik çözme gücü olan bir uyduyu uzaya yollamayı planlamaktadır.
Bu yüksek çözme gücü olan resimler, çiftçiler için değil de, düşman bir ülkenin haberalma teşkilatı tarafından kullanılırsa, durum ne olacak? Technology Review, “Sivil araştırma uydularının ne derece çözme gücüne sahip olması gerektiği konusu Birleşmiş Milletlerde hararetle tartışıldı” diyor. Bazı ülkeler, Landsat resimlerini “kendi doğal kaynaklarını işletmek yerine, komşularının doğal kaynaklarını izlemek için” kullandılar.
TEKNOLOJİ VE HİKMET
Buluşlarını doğru bir şekilde kullanmamak, insanlık tarihinin binlerce yıl gerisine dayanan bir meseledir.4.000 yıl kadar önce, Babil kulesinin inşası sırasında da bu tutum vardı; bu soruna Mukaddes Kitabın değinmesi gerçekten ilginçtir. O günlerin mühendislik harikası olmasına rağmen, inşasına çalıştıkları kule, yanlış bir amaç için, herhalde yanlış dini uygulamalar için kullanılacaktı.—Tekvin 11:5-9.
Landsat gibi jeolojik uyduların kapsamında, iyi şeyler için de, zararlı şeyler için de kullanılabilen büyük bir güç vardır. Vurguncular ürünle ilgili yapılan tahminleri gıda pazarlarını istismar için mi kullanacaklar, yoksa bu tahminler, yiyeceğe ihtiyacı olanlara yardım amacıyla mı kullanılacak? Maden araştırmaları, milli doğal kaynaklar politikalarının kapılarını hikmetli şekilde mi açacak, yoksa yüksek teknolojiye sahip şirketlerin uluslararası yağmalamasına katkıda mı bulunacak? Casusluk korkusu, bu uyduların ilerdeki yararlarını sınırlayacak mı? Bu soruların doğru cevaplarını, insanın yarattığı teknolojiden çok, bizzat insanın karakteri verebilir.
[Sayfa 20’deki çerçeve]
Seasat’ın Kısa Ve Acı Hikâyesi
1978 yılının Haziran ayında, Amerika Birleşik Devletleri Seasat-A adında iddialı deneysel bir uyduyu uzaya yolladı. Bu uydu da Landsat’a benziyordu; ancak görüşü sağlamak için, ışık dalgaları yerine yüksek çözme gücüne sahip olan radar kullanıyordu. Böylece, göğün bulut durumu ne olursa olsun Seasat-A, gece gündüz okyanusların durumunu inceleyebilecekti.
NASA (ABD Ulusal Havacılık ve Uzay İdaresi), “Seasat’ın asıl görevinin bir yıl süreceğini” ilan etti; “ancak iki yıl daha yörüngede kalabilmesi için, yeterli yakıt ve diğer gerekli maddeler sağlanmıştı.” Fakat durum planlandığı gibi sonuçlanmadı.
Uzaya yollandıktan dört aya yakın bir süre sonra, 9 Ekim’de gittikçe büyüyen bir kısa devrenin kurbanı olan uydu “öldü”. Milyonlarca dolar değerinde olan ve bir sanat eseri olarak görülen uydu neden yok oldu? NASA’daki bir araştırma heyeti, Seasat’ın mühendislerinin birçok şeyi baştan savma yaptıkları sonucuna vardı.
Heyet, “bir testin gerekli izinler olmadan yapıldığını, proje idaresine önemli parçalardaki aksaklıkların bildirilmediğini, özel tanımlamalara tam olarak uyulmadığını ve uçuş kontrolörlerinin görevlerine yeterli şekilde hazırlanmamış olduklarını” tespit etti.
Teknoloji, çalışmasından sorumlu olanlardan daha iyi bir şekilde çalışamaz.
[Sayfa 21’deki çerçeve]
Uzaydan Resim Çekmek
Landsat her ne kadar bir TV kamerası ile donatılmış ise de, yüksek çözme gücü olan resimleri bir kamera değil, “çok taraflı tarama gözü” (Multispectral scanner) adı verilen bir araç çeker. Bu araç nasıl çalışır?
Uydunun ileri geri hareket eden ve toprağa “bakan” bir aynası vardır. Yerden yansıyan ışınlar, bu ayna aracılığıyla bir teleskoba yansıtılır. Elde edilen görüntü, kameranın yerini alan bu elektronik araç için film görevini yapan dört sıra ışın sezicisi üzerinde odaklanır. Bu dört sıra sezicinin her biri değişik bir ışın türüne karşı duyarlıdır. Örneğin: Biri sadece yeşil renkli ışını algılar, bir diğeri sadece kırmızıyı, diğer ikisi ise, kızıl ötesi ışınların değişik frekanslarını algılar.
Dört sezici birlikte, toprağın küçük kare alanından yansıyan ışınların etkisinde kalır; ancak her biri değişik bir ışın türünden etkilendiği için, reaksiyonları da değişik olur. Örneğin, su kızıl ötesi ışını emer. Dolayısıyla, Landsat’ın gözü, eğer denizi görüyorsa, kızıl ötesi ışın algılayan sezici pek bir şey görmez. Kızılötesi sezicisinde su siyah görünür. Fakat bu durum, yeşil ışın sezicisi için geçerli değildir! Bu sezici sudan yansıyan bol orandaki yeşil ışınları görür; böylece bu seziciye su çok parlak görünür. Aslında yeşil ışın sezicisi, 20 metreye inen derinlikleri doğru ölçebilir.
Landsat’ın gördüğü, aşağı yukarı 4000 metre karelik alana erişen bu küçük kareler, görebileceği en küçük alanlardır. Bunlar normal fotoğraf filmindeki dokuların yerine geçer. Landsat’ın çektiği resim ne kadar büyütülürse büyütülsün, çözme gücü, bu “piksel” adı verilen küçük noktalarla sınırlıdır. Her “piksel”in etkilendiği dalga uzunluğunda, ne kadar parlak göründüğünü belirten bir numara vardır. Bu dört numara, parmak izi gibidir; resimlere bakanların suya mı, sokaklara mı, yoksa ekilmesi yasak olan bir tarlada bulunan afyon bitkisine mi baktıklarını anlamalarını sağlar.
Yani Landsat, sadece numaraları “görür!” Ama bu numaralardan, normal bir fotograftan öğrenebilecek olandan çok daha fazla şey öğrenilebilir.