YAŞAM ÖYKÜSÜ
Yüce Yaratıcı Beni Görüp Fark Etti
OKULU hiçbir zaman sevemedim, notlarım da düşüktü. Kendimle baş başa olmak hoşuma giderdi ve kimse beni fark etmesin isterdim. Bana göre Tanrı’nın beni görüp fark etmesi için de hiçbir neden yoktu. Böyle düşünmemin sebebini anlatayım.
Paris’te (Fransa) büyüdüm. Anne babam ve çevremdeki birçok kişi Tanrı’ya inanmıyordu. Dolayısıyla ben de Tanrı’ya inanmıyordum. Evrim teorisini benimsemiş, birçok kişi gibi bu teoriyi sorgulamadan kabul etmiştim. Çünkü okulda öğretiliyorsa doğru olmalı diye düşünüyordum. Öğrendiklerim bana mantıklı geldiğinden yaşamın nasıl başladığına dair daha fazla araştırma yapmaya ihtiyaç duymuyordum.
Paris’te (Fransa) ateist bir ailede büyüdüm
Ailem dinlerden pek haz etmiyordu. Onlara göre Tanrı varsa dünyada bu kadar acı ve adaletsizlik olmamalıydı. Ben de bir yandan dindar olduğunu söyleyip bir yandan kötü şeyler yapan insanları görüyordum. Bu nedenle sevgi dolu bir Tanrı’nın varlığına inanmanın saçmalık olduğunu düşünüyordum. Hatta Tanrı’ya inanan insanlarla alay ediyordum.
Ancak şimdi şundan eminim: Bir Yaratıcı var ve buna layık olmadığımı düşünsem de O beni önemsiyor. Size düşüncemin nasıl değiştiğini ve bunun daha mutlu biri olmama nasıl yardım ettiğini anlatayım.
19 yaşındayken zorunlu askerlik hizmetine çağrıldım ve Fransız Guyanası’na (Güney Amerika) gönderildim. O güzel coğrafyaya gitmenin hayatımda nasıl bir dönüm noktası olacağını o sırada bilmiyordum.
20 yaşında Paris’e geri döndüm. Her hafta aynı şeyleri yapıyordum; hafta içi çok çalışıyordum, hafta sonları da arkadaşlarımla eğlenip içki içiyordum. Aslında hiç mutlu değildim. Yaşadığım mutlu anlar da gelip geçiciydi. Hayatımın gerçek bir amacı yoktu. Toplumdaki yolsuzluk, ırkçılık ve yoksulluk beni çok üzüyordu. Masum insanların acı çektiğini ve çevreye zarar verildiğini görmek de beni mutsuz ediyordu. Tüm bunların değişmesini istiyordum ama bir çözüm yolu göremiyordum. Güney Amerika’ya tekrar gitsem mi diye düşünmeye başladım.
MUTLULUĞU DOĞADA ARADIM
Askerlik yaptığım Fransız Guyanası’ndaki küçük köylerden birine döndüm. Orada, Paris’teki sorunlardan uzakta, beni mutlu edeceğini düşündüğüm şeyleri yapacaktım. Doğayla iç içe olacak, marihuana kullanacak ve hayatın tadını çıkaracaktım. Ama bir süre sonra her şey eskisi gibi oldu. Hafta sonu eğlenebilmek için bütün hafta çalışıyordum.
O dönemde elime bir Kutsal Kitap geçti. Onu okumaya başladım ve bu kitabın daha mutlu olmama yardım edebileceğini düşündüm. Fakat okuduklarımı anlayamadım.
Benim gibi hayatın anlamını arayan arkadaşlarım vardı. Beni yağmur ormanındaki Unity [Birlik] adını verdikleri küçük bir topluluğa davet ettiler.
(Solda) Grubumuzun kullandığı bir kulübe
(Sağda) Yağmur ormanında yaşarken
Ormanda çok sade bir yaşam sürüyorduk ve kendimizi özgür hissediyorduk. Kimseye hesap vermek zorunda kalmadan istediğimiz gibi hareket ediyorduk. Güneşin doğuşuyla uyanıyor, güneş battığında da uyuyorduk. Kendi yiyeceğimizi yetiştiriyor, müzik yapıyor ve marihuana içiyorduk. Doğaya zarar vermiyor, elimizdeki her şeyi birbirimizle paylaşıyorduk. Hayvanları öldürmek istemediğimizden sadece sebze ve meyve yiyorduk. Hükümetin koyduğu kanunlarla pek ilgilenmiyorduk. Sonucun bizim için daha iyi olacağını düşünüyorsak ve kimse zarar görmeyecekse kanunları çiğnemekten çekinmiyorduk.
Burada sanki kendimize küçük bir dünya kurmuştuk ve tüm dünyanın da burası gibi olmasını istiyorduk. Bir grup liderimiz yoktu ve herkes kökeni ne olursa olsun birbirine saygı duyuyordu. Ama sonuçta yine de her birimizin kendi çıkarları ve zayıflıkları olduğu da bir gerçekti. Toplumda karşılaşılan aynı sorunlar zamanla bizim aramızda da baş gösterdi. Bazıları grubumuzda birkaç gün, bazıları da birkaç hafta ya da birkaç ay kaldı, bense iki yıldan uzun bir süre kaldım.
Yağmur ormanında yaşarken doğanın ihtiyacımız olan her şeyi bol bol karşıladığını gördüm. Bir gün papayanın içindeki tohumları saymaya kalkıştım. Ancak o kadar çoktu ki say say bitmeyince vazgeçtim. “Yeryüzü neden bize karşı bu kadar cömert? Tıpkı içinde yaşayacak insanlar için özenle hazırlanmış bir yuva gibi” diye düşündüm. O zaman tüm bunların bir tesadüf eseri olamayacağını fark ettim. Peki bunca şeyi bizim için kim hazırlamıştı? Kesinlikle bir Yaratıcı olmalıydı. Fakat onun hakkında hiçbir şey bilmiyordum.
Kutsal Kitap’ı okumaya devam ettim. Fakat bu kez, Tanrı’nın benden ne beklediğini öğrenmek istiyordum. Dua etmeye ve anlamını bilmesem de haç çıkarmaya başladım. Yaratıcının ismini merak ediyordum. Bu isim grubumuzda söylediğimiz bazı şarkılarda geçen Yah mıydı?
GÖKTEKİ CÖMERT BABAMLA TANIŞIYORUM
Bence, dua etmeye başladığım dönemde Tanrı O’nu daha iyi tanımak istediğimi gördü. Gruptaki arkadaşlarımdan biri Yehova’nın Şahitleriyle tanışmıştı. Şahitler ona Yeryüzündeki Cennette Ebediyen Yaşayabilirsiniza kitabını vermiş. Kitabı okudukça öğrendiklerim beni çok şaşırttı. Cennete dönüşmüş bir yeryüzünde sonsuza dek yaşayabilme fikri beni çok etkiledi. Aradığım tam da buydu: Ölümün olmadığı bir dünyada, sevdiklerimle barış içinde, kusursuz bir ortamda yaşamak. Bizim için bu muhteşem geleceği hazırlayan cömert Yaratıcıyla daha yakın bir bağ kurmak istedim.
Yaşamımda değişiklikler yapmam gerektiğini anladım ancak yardıma ihtiyacım olduğunu da fark ettim. O yüzden başka bir arkadaşımdan beni onunla inceleme yapan görevli vaizle, yani Michel’le tanıştırmasını istedim.
Michel onunla tanıştığımız gün beni bir bölge kongresine davet etti. Kongre arabayla yaklaşık 3 saat uzaklıktaki Matoury’de yapılacaktı. O sırada çok uzun saçlarım ve dağınık bir sakalım vardı. Üzerimde birkaç beden büyük bir gömlek ve renkli salaş bir pantolon vardı. Kardeşler görünüşüme hiç aldırmadan benim kongre yerine gitmeme yardım ettiler. Ayrıca yiyecek ve kalacak yer sağladılar. Şahitlerin cömertliği ve sevgisi beni hakikati bulduğuma ikna etti.
Kongrede 1. Timoteos 5:8 ele alındı. Bu ayet iyi bir babanın ev halkının ihtiyaçlarıyla ilgileneceğini gösterir. Yehova’nın da Kendisini bizim babamız olarak gördüğünü, bu nedenle ailesindeki kişilerle her zaman ilgileneceğini öğrendim. Yehova’nın isteğini hayatımda ilk plana koyarsam kaygılanmama gerek olmadığını, O’nun benimle ilgileneceğini fark ettim. Zaman içinde Yehova’nın Michel’le nasıl ilgilendiğini gördükçe buna daha da ikna oldum. O Yehova’nın isteğini yapmaya odaklanmıştı. Hiçbir şeyden mahrum değildi ve mutluydu.
Kutsal Kitap’ı inceledikçe hayatımda değişiklikler yapmaya başladım. Tütün ve esrarı bırakmaya karar verdim. Bu kararı verdikten hemen sonra kalan tütün ve esrarı ateşe attım ve bir daha asla içmedim. İbadetlere gitmeye başladım. Bir ibadette bir biraderden uzun saçlarımı kesmesini istedim ve bunu hemen İbadet Salonunda yaptı.
Birkaç hafta sonra Fransız Guyanası’ndaki gruptan ayrıldım ve Fransa’ya geri döndüm. Bir İbadet Salonu buldum. Kutsal Kitap’ı incelemeye devam ettim. Artık sigara içmiyor, sarhoş olmuyor ya da çılgın partilere gitmiyordum. Ailemdekiler bir yandan hayatımdaki olumlu değişikliklere sevinmiş bir yandan da bu kadar değişmeme anlam verememişlerdi. Bense inançlarımı onlara sözlerimi hiç tartmadan anlatarak hata yaptım. Daha sonradan anladım ki onların duygularını daha fazla dikkate almalıydım ve daha nazik davranmalıydım.
1996’da vaftiz edildim. Yehova’ya dua edip Michel gibi bir görevli vaiz olmak istediğimi söyledim. Bu bana göre Yehova’ya minnettarlığımı göstermenin en iyi yoluydu.
BABAM YEHOVA BANA BAŞKA HEDİYELER VERİYOR
Cemaatimde Claudine adında çok güzel bir hemşire dikkatimi çekti. Hizmette çok gayretli olduğunu fark ettim. İbadetlerde verdiği cevaplar da Yehova’yı çok sevdiğini gösteriyordu. Onu daha yakından tanımak istiyordum ama önce onun da görevli vaiz olmayı isteyip istemediğini öğrenmeliydim. Evet, o da istiyordu! Nisan 2000’de evlendik.
(Solda) Evlendiğimiz gün
(Sağda) 2006’da Çince konuşan bir grupta konuşma yaparken
Sonraki yıl öncülüğe başladık. Bir süre sonra yakınlardaki bir cemaate bağlı olan Çince konuşan grubu desteklemek için Mandarin dilini öğrenmeye karar verdik. Bu dili öğrenmek benim için gerçekten çok zordu. Yeni bir düşünce tarzına uyum sağlamalıydım ve hakikate ilgi uyandırmak için yaratıcı olmalıydım. Dürüst olmak gerekirse hiçbir zaman Mandarin dilini akıcı konuşamadım ama en iyisini yapmaya çalıştım. Çinli kardeşlerimizle harika, unutulmaz yıllar geçirdik. O yıllar bizim için hem Yehova’dan bir hediye hem de sonraki görevlerimiz için harika bir eğitim oldu.
ZORLUKLARLA MÜCADELEM
Yıllar boyunca birçok zorlukla mücadele etmem gerekti. Örneğin Yehova ve kardeşlerim için ne yaparsam yapayım asla yeterli olmadığını düşünüyordum. Konuşmalarımın kusursuz olmasını istiyordum ve onları hazırlamak için çok fazla zaman harcıyordum. Yine de kendime koyduğum aşırı yüksek standartlara ulaşamadığım için sevinç alamıyordum (Vaiz 7:16). Şunu öğrenmem gerekiyordu: Yehova sevgi dolu bir Baba olarak bizden mükemmellik beklemez, tersine yapabildiklerimize değer verir.
Paris’te yeni bir görev aldım ve çevre gözetmeni vekilliği yapmaya başladım. Bu görev için çok genç ve tecrübesiz olduğumu düşünüyordum. Ancak Yehova’nın kutsal ruhunun yardımıyla, tek başına yapabileceğimizden çok daha fazlasını başarabileceğimizi öğrendim.
Başka bir zorlukla daha mücadele ettim. Çocukluğumdan beri hiperhidroz hastasıyım ve bu benim aşırı terlememe neden oluyor, özellikle ellerim çok terliyor. Strese girdiğimde, örneğin kongrelerde büyük bir topluluk önünde konuşma yaparken durum daha da kötü bir hal alıyor. Fakat Yehova’ya sakin olmama yardım etmesi için dua ettiğimde hastalığımın etkileri hafifliyor. Bu hastalıkla hâlâ mücadele etsem de kendimi Yehova’nın ellerine ne kadar bırakırsam o kadar sakin hissediyorum ve bu aşırı terlememin önüne geçiyor.
2011 yılında, uzun zamandır Yehova’dan istediğimiz bir şey gerçekleşti. Görevli vaizlik hizmetine başladık. Paris’ten çok uzakta, Pasifik Okyanusu’ndaki bir adalar grubu olan Yeni Kaledonya’da hizmet edecektik. Bu görev de beraberinde bazı zorluklar getirdi. Manyok, taro ve yam gibi yeni yiyeceklere alışmamız gerekiyordu. Ayrıca sabahın erken saatlerinde uykumuzu bölen horozlara ve köpek havlamalarına da alışmalıydık. Yeni bir iletişim tarzına da adapte olmalıydık. Burada yerel halk genellikle konuşarak değil sadece kaşlarını kaldırarak yanıt verir.
Hakikati Fransız Guyanası’nda öğrendim, Fransa’da vaftiz edildim ve şimdi eşimle birlikte Yeni Kaledonya’da hizmet ediyorum
Yehova yeni teokratik görevlere uyum sağlamamız için çok şey yaptı. Görevli vaiz olarak sahada hizmet ettikten sonra birkaç yıllığına Beytel’e davet edildik. Krallık Müjdecileri Kursuna katıldık ve şimdi çevre işinde hizmet ediyoruz. Her görevde Yehova’nın bizi desteklediğini hissettik. Yehova şunu anlamama yardım etti: Hastalığım ya da yetersizlik duygularım O’nun beni işinde kullanmasına engel değil. Bu nedenle bana yardım etmesi için sık sık O’na hararetle dua ediyorum. Hâlâ topluluk önünde konuşurken rahat hissetmiyorum. Ancak Yehova ziyaret ettiğim cemaatlerdeki kardeşlere cesaret vermeme ve rehberlik sağlamama yardım ediyor.
Tüm bu zorluklarla mücadele ederken Claudine hep bana destek oldu. O bana karşı çok sabırlı. Hangi alanda hizmet edersek edelim her zaman çok mutlu, insanlara Yehova’yı anlatmaya hep hazır. Sıcak havadan ve çevre işinin zorluklarından hiç şikâyet etmiyor.
Yeni Kaledonya’da çevre işinde hizmet ediyoruz
Katıldığım ilk kongrede Yüce Yaratıcı Yehova’nın O’na hizmet edenlerle her zaman ilgilendiğini öğrenmiştim. Ben de Yehova’ya hayatımda ilk yeri verince pek çok nimet tattım. Yehova bana çok şey öğretti. Hükümetlere, kanunlara ve halkına rehberlik etmek için kullandığı kişilere saygı duymayı ve alçakgönüllü olmayı öğrendim. O’nun standartlarına uyabilmek için Kutsal Kitap’a göre yaşamayı istemeyen arkadaşlarımla ilişkimi kestim. Fakat Yehova bu boşluğu fazlasıyla doldurdu ve bana birçok gerçek dost kazandırdı. Harika bir eş buldum. Ve muhteşem bir ümidim var: Gökteki Babamın cömertliğini sonsuza dek tadacağım zamanı büyük özlemle bekliyorum (Mar. 10:29, 30).
a Yehova’nın Şahitleri tarafından yayımlanmıştır fakat artık basılmamaktadır.