Günahkâr Eğilimlerini İnkâr mı Ediyorsun?
“ÖYLE ise, ben şu kanunu bulurum; iyilik yapmak isterken benim için kötülük hazırdır. Çünkü Allahın şeriatinden (kanunundan) derunî adama göre hoşlanıyorum; fakat ben azamda başka bir kanun görüyorum ki, fikrimin kanunu ile muharebe ediyor, ve azamda olan günah kanununa beni esir ediyor.”—Romalılar 7:21-23.
Yukarıdakileri kabul etmek, resul Pavlus için alçakgönüllülük gerektirdi. Ancak böyle yapması nakâmil eğilimlerinin onu yenmesini önlemeye yardımcı oldu.
İsa’nın hakiki takipçileri için de bugün durum benzer şekildedir. Mukaddes Kitap hakikatinin tam bilgisine eriştiğimizde, Yehova’nın standartlarına uyarak, yaşam tarzımızda gerekli değişiklikleri yaptık. Buna rağmen, günahkâr eğilimler hâlâ kaldı, “çünkü adamın yüreğinin tasavvuru (eğilimi) gençliğinden beri kötüdür.” (Tekvin 8:21) Üzerimizde baskı yaratan belirli eğilimlerimiz olduğunu kendi kendimize kabul edecek kadar dürüst müyüz? Veya belki ‘bunlar diğerleri için sorun olabilir fakat benim için değil’ diye karar vererek böyle eğilimlerimiz olduğunu inkar mı ediyoruz?
Kendimizi böyle aldatmak vahim sonuçlar doğurabilir. Mukaddes Kitaba dayalı bir benzetme, günahkâr eğilimlerimizi kabul etme ve onları kontrol altında tutma ihtiyacını takdir etmemize yardım edebilir.
İnkâr Neden Vahimdir?
Mukades Kitabın yazıldığı dönemlerde, birçok şehir surlarla korunurdu. Çoğunlukla tahtadan yapılmış kapılar, şehrin iç surlarının nispeten zayıf kısımlarıydı, bu yüzden onlar büyük gayretle savunulurdu. Şehir halkı, ancak barış dönemi boyunca işleyen trafik için gerekli sayıda kapı inşa ederdi. Tahta kapılar ateşten doğacak hasara dayanması için genellikle metalle kaplanırdı. Surların içine kuleler inşa edilirdi, böylece bunların üzerinde görevli olan nöbetçi yaklaşan düşmanı belirli bir uzaklıktan görebilirdi.
Şimdi düşün: Bir şehrin sakinleri, şehir kapılarının zayıflığını inkâr edip, bu nedenle yeterli korunmayı sağlamasaydı ne olurdu? Düşman askerleri şehre çok kolay bir geçit bulur ve bu da şehrin yenilgisine yol açardı.
Bizim için de durum aynıdır. Bizim kişisel açıdan zayıf olduğumuz noktaları Yehova biliyor. “Onun nazarında belli olmıyan bir mahlûk yoktur; fakat işimiz kendisile olan zatın gözlerine her şey çıplaktır ve açılmıştır.” (İbraniler 4:13) Şeytan da gerçeği çarpıtma, çabuk parlama, cinsel ahlaksızlığa ilgi, materyalizm, gurur veya başka bir konuda içimizdeki bazı günahkâr eğilimleri gözlemlemiş olabilir. Eğer günahkâr eğilimlerimiz olduğunu inkâr edersek, Şeytan’ın imanımıza yaptığı saldırılar karşısında kendimizi daha zayıf hale getiririz. (I. Petrus 5:8) Yanlış arzular sadece eğilim olmaktan ileri gidip bir günah doğurursa yenilebiliriz. (Yakub 1:14, 15) Mevcut olabilecek her ‘tahta kapıyı’ dürüstçe kabul ederek Pavlus gibi olmalıyız.
Kendini Kuvvetlendir!
Yanlış eğilimlerimizi belirleyip de sonra bunlar hakkında hiçbir şey yapmamak anlamsız olur. Bu, kendisine aynada bakan bir adamın durumuna benzer; o, dikkat gerektiren bölgeleri fark edip de gerekli düzeltmeleri yapmadan dönüp gider. (Yakub 1:23-25) Evet, günahkâr eğilimler tarafından yenilmekten kendimizi korumak için harekete geçmeliyiz. Bunu nasıl yapabiliriz?
Mukaddes Kitabın yazıldığı dönemlerde, küçük kasabalar veya ‘köyler’ çoğunlukla surlarla çevrilmemişti. (Sayılar 21:25, 32, Hâkimler 1:27; I. Tarihler 18:1; Yeremya 49:2) Bu köylerin sakinleri, bir düşman saldırısında, surlarla çevrili bir şehre kaçabilirdi. Bu yüzden, kuvvetli şehirler etraftaki bölgede yaşayan halk için bir sığınak görevi görürdü.
Mukaddes Kitap Yehova Tanrı’yı korunmak için kaçabileceğimiz bir kule, bir sığınak, bir duvar olarak tanımlar. (Süleymanın Meselleri 18:10; Zekarya 2:4, 5) Öyleyse, Yehova, hizmetçileri için başlıca korunmadır. O’na devamlı dua etmek çok gereklidir. (I. Selânikliler 5:17) Başka bir yardım Mukaddes Kitaptır. Tanrı’nın Sözünü kullanarak, zayıf olduğumuz alanlar hakkında özel bir araştırma yapmakla iyi ederiz. Ayrıca kişisel ‘tahta kapılarımızla’ ilgili olan Mukaddes Kitaba dayalı makaleleri, tekrar incelemek üzere bir kenara ayırabiliriz.
Bundan başka, kuledeki bir nöbetçi gibi, düşmanı uzaktan görebilir ve buna göre hareket edebiliriz. Nasıl? Deneme veya baskı ile karşılaşmamızın mümkün olduğu ortamlardan kaçınarak. Örneğin, alkollü içki içmekte ölçülü olmaya çalışan bir kişi, hikmetli davranarak, böyle içkileri kullanmanın yaygın olduğu hatta teşvik edildiği yerlerden kaçınacaktır.
Bütün bunlar gayret gerektirir. Şu var ki, eğer Pavlus nakâmil eğilimlere karşı koyabilmek için ‘bedenine cefa etmek’ zorunda kaldıysa, bizim de çaba göstermeye ihtiyacımız yok mu? Günahkâr eğilimlerimize karşı gösterdiğimiz böyle bilinçli bir dikkat, resul Petrus’un şu öğüdünü takip ettiğimizi gösterecektir: “Onun nazarında selâmette (barışta) kusursuz ve lekesiz bulunmağa gayret edin.”—I. Korintoslular 9:27; II. Petrus 3:14.
Kabul Et ve Harekete Geç
Çabalarına rağmen bütün nakâmil eğilimlerin ortadan kalkmazsa, cesaretini kırma. Pavlus’un durumunda olduğu gibi, nakâmil olduğumuz sürece yanlış arzular belirli bir ölçüye kadar her zaman mevcut olacak. Fakat günaha neden olmalarını engellemek amacıyla bunları bastırmak için çalışmaya devam etmeliyiz.
Bununla birlikte, nakâmillik gerçeğini kabul etmekle, bunu hoş görmek arasındaki farkı gör. Bu, kalbi zayıf olan bir adamın örneğiyle açıklanabilir. O, kalbini elinden geldiği kadar iyi bir durumda tutmaya gayret ederek, bu gerçeği kabul etmelidir. Fiziksel kalbi zayıf olduğu için, bütün sınırlamaları reddederek istediği gibi yaşayabileceğini düşünmez.
Öyleyse, kuvvetimizin, günahkâr eğilimlerimizi körü körüne inkâr etmeye değil, onların farkında olmaya ve bunlara karşı harekete geçmeye bağlı olduğunu bil. Bu yüzden, kolayca denendiğin veya baskı altında kaldığın alanları kendine ve Yehova’ya itiraf etmekten korkma. Böyle yaptığın için, kendinden daha az hoşnut olman gerekmez. Yehova’nın sana olan sevgisi de azalmaz. Aslında O’nun tasvibini kazanmaya samimi ilgi duyarak Tanrı’ya ne kadar yaklaşırsan, O sana daha da çok yaklaşacaktır.—Yakub 4:8.