Gençler—Ana-Babalarından Gelen Nelere Muhtaçtırlar?
HER yetişkin bir zamanlar buluğ çağı geçirdi. Her ana-baba da bir zamanlar o yaşlarda idi. Öyleyse yetişkinler, 13-19 yaşları arasındaki gençlerin hayal kırıklıklarını ve problemlerini anlamalıdırlar. Fakat çoğunlukla ana-babalar o yaşlardayken geçirdikleri bunalımları çok kere hatırlamıyorlar ve böylece bu yaşlardaki çocuklarına anlayışla davranmayı pek başaramıyorlar. Bir büyükbaba kendi tecrübesini şöyle anlatıyor:
“Çocukken ailemizdeki disiplini çoğu kere sert ve haksız buldum. Büyüdüğüm ve çocuklarım olduğunda, onları sevgiyle disiplin etmeyi ve onları dinleyip onlara kanunları muhakeme ettirmeği düşündüğümü hatırlıyorum.
O yaşlara geldiğimde, bir aile yetiştirmenin getirdiği baskıların ne kadar büyük olduğunu fark ettim. Çalışma saatlerinin çokluğu çocuklarımla daha sık birlikte olmama engel oluyordu. Onlarla beraberken sabırsız ve huysuzdum.
Çocukların yetişme devri öylesine çabuk geçiyor ki! Şimdi ise bir dedeyim ve baba olduğum zamanki tutumum tamamen değişti. Torunlarımla oyun oynamaya vakit buluyorum ve beraber olmaktan sevinç duyuyorum. Ana-babalarının fazla sert ve anlayışsız olduklarını düşündüğüm için, torunlarımın başları derde girdiğinde onları çoğu kez korumak istiyorum. Sık sık durup şöyle düşünüyorum: Keşke biz ana-baba iken büyük anne ve babaların sabır ve anlayışını gösterebilseydik!”
Ana-babalar, bir gencin kendine özgü ihtiyaçlara sahip bir şahıs olarak kendini kabul ettirmesinin doğal olduğunu çoğu kez unuturlar. Onlar yanlış yorumluyorlar ve problemler bu yüzden doğuyor. On üç –on dokuz arasındaki yaş grubuna özel problemleri inceleyen bir din adamı, birçok gence şu soruyu sorduğunu söylüyor: “Ana-babanızdan her şeyden daha çok istediğiniz tek şey nedir? Hemen hemen hepsi, şöyle cevap veriyordu:
“ANLAŞILMAK”
On beş yaşında bir kız bu arzuyu şöyle belirtti: “Ana-babam iyidir, fakat keşke benim artık küçük bir çocuk olmadığımı anlasalar. Bana üçüncü sınıftaymışım gibi çocuk muamelesi yapıyorlar. Keşke beni anlayabilseler ve bana güvenebilseler.” O kendi yaşının tanınmasının sonucu olarak bazı kuralların değişmesini istedi.
Daha geniş hürriyet kazanmak için duyulan özlem, erginlik çağına doğru gelişmenin doğal bir kısmıdır. Bu gerçeği, birçok ana-baba kabul etmeye hazır değildir. Küçük yaştan beri çocukları onlara güvendiler ve bağlı kaldılar; bundan dolayı onlar seviniyorlardı. Şimdi ise artık çocukluk çağını aşmış olduklarından, tam bağımlılık ruhundan kurtularak gittikçe kendilerine daha çok dayanmaya başlıyorlar. Tutumlarındaki bu değişiklik kötü değildir. Birçok genç oldukça küçük yaşlarda yetişkinlerin görüşlerini düzeltip geliştirmeğe başlıyor. Mukaddes Kitaptan buna ait bir örnek Kral Yoşiya’dır; o, “henüz gençken, [aşağı yukarı 15 yaşındayken] atası Davudun Allahını aramağa başladı.” Aşağı yukarı 25 yaşındayken, babasının desteklediği sahte tapınmaya karşı saldırıya geçti. Bu genç kendi başına hareket etme hürriyetine sahipti. Hareketi ve gösterdiği tutum sırf genç olduğu için kötü müydü? Hayır! (II. Tar. 34:1-8) Aynı zamanda, Golyat ile savaşmak hakkında sorular soran genç Davud’un, ağabeysinin onu yanlış anlamasına rağmen saiki iyiydi!—I. Sam. 17:26-28.
Bununla beraber, henüz yetişkin olmadığı için bir gencin tüm arzuları olgun değildir. Uygunsa oynayabilmelidir. Örneğin, ana-babasının dinlenme zamanında, enerjiyle dolu olduğu için bu hususta onlardan anlayış görmeğe ihtiyacı vardır. Gençler arkadaşlığa muhtaçtır. Eğer ana-babalar uygun arkadaşlar sağlamazlarsa, gençler onları kendi başlarına arayacaklar ve belki de ana-babalarının onaylamadığı türden olanları bulacaklardır.
Gençlerin büyük çoğunluğu partilere gitmekten hoşlanırlar. Ana-babalar, böyle partilerin bazılarındaki davranışlar yüzünden, evlâtlarının bu yerlere katılmalarını istemeyebilirler. Fakat partilerin tümünü yasaklamak gençler için cesaret ve hayal kırıcı olabilir. (Kol. 3:21) Eğer ana-babalar böyle buluşmaları bizzat düzenleyecek olurlarsa, davetlilerin listesini inceleme hakkına sahip olurlar ve faaliyetleri kontrolleri altında tutabilirler. Böylece birçok problem önlenebilir. Gençler bu düzenleme işine katıldıkları zaman, başarı daha da büyük olacaktır.
Gençler hata yapıp başları derde girdiğinde, her zamankinden daha çok anlayışa ihtiyaç duyarlar. Ana-babalar kendi gençliklerinde, tecrübesizlikten ötürü yaptıkları hataları hatırlarlarsa, iyi olur. Böyle olursa kolay kolay aşırı tenkitçi olma tuzağına düşmeyecek ve gerektiğinden fazla tepki göstermeyeceklerdir. Eğer ana-babalar, gençlerin başı derde girdiği zaman kendilerine başvurmalarını istiyorlarsa, onların daha küçük hataları karşısında gösterecekleri olumlu tutumla güvenlerini kazanmalıdırlar.
Hatta düşüncesizlik yüzünden işlendiyse, ana-babalar daha çok iyilikle ve hoş görüyle davranmalıdırlar. Hangi şeyin yanlış olduğunu ve onun bir daha tekrarlamaktan nasıl kaçınabileceğini anlatmak amacıyla her türlü gayret sarf edilmelidir. Fakat gence, kendisinin kötü olduğu asla söylenmemelidir.
Gençlerin ciddi olarak başları derde girince, örneğin okulda disiplin kuruluna veya uyuşturucu maddeler ya da ahlaksızlık suçuyla polise teslim edilmeleriyle ilgili durumlarda, ana-babaların ne yapmaları gerekir? Ana-babalar, gençlere verdikleri eğitimle, bu tür problemlerin önüne geçebileceklerini ümit edebilirler. Fakat problemlerin baş gösterdiklerini farz edelim. Bir genç böyle bir durumda herhangi bir zamandan daha çok yardıma ve ustaca rehberliğe muhtaçtır.
Böyle bir problem, ana-baba için büyük bir denemedir. Onlar genellikle şöyle derler: “Nerede hata yaptık?” Onlar evlâtlarının sık sık, asi, ters ve huysuz olmasına ve sertleşmesine yol açacak şekilde onları tehdit ve mahkûm ediyorlar. Yehova kavmini, doğru olanı yapmaktan saptığı zaman bağışlamaya hazırdı ve onlara karşı anlayışla davrandı. Her ne kadar günahları O’na çok keder verdiyse de, onlara yardım etmeyi önerip, bağlantı kurmakta ilk adımı atan kendisiydi. Yehova, “şimdi gelin de davamızı görelim” dedi. “Suçlarınız kırmızı [kırmız] gibi olsa da kar gibi beyaz olur.”—İş. 1:18.
Gençlerin gelecekleri, bu kritik çağda gördükleri işleme bağlıdır. “Müsrif oğlun” babasına döndüğü olaydaki gibi, onların size dönmelerini güçleştiren hiçbir şey söylemeyin veya yapmayın. Çocuklar kendi yetkileri altında bulundukları sürece ana-babalar, onlarla ilgilenmekten hiç bir zaman vazgeçmemelidirler. Sabırlı olun. Merhamet gösterin. Bu nitelikleri göstermekle Yehova’yı örnek alın.—Yak. 2:13; II. Pet. 3:9, 15; Luka 15:11-24.
BİR FERT OLARAK MUAMELE GÖRMEK
Gençlerin büyük bir ihtiyacı da bir kişi muamelesi görmektir. Psychologi for Life Today (Çağdaş Hayat için Psikoloji) adlı kitabında Charles R. Foster şöyle diyor:
“Bir insanın, yemek, içmek ve uyumaktan daha çok istediği şey kabul edilmektir. O, bir kişi olarak tanınmak ve başarılı olduğunu hissetmek ister.”
“Tabii ki, her fert dünyadaki yerinin önemli olduğunu hissedip, herhangi bir şeyde başarılı olabilirse, daha randımanlı çalışır ve kendini daha iyi hisseder. Sosyoloji uzmanlarının çoğu, her insanın, kullanmadığı bazı olanakları olduğuna inanır ve hatta her birimizin daha iyi yapabildiği bir şey vardır, yeter ki biz onun ne olduğunu keşfedebilelim.
Her genç, diğer tüm gençlerden farklı görülmelidir. Ana-babalar, zamanla hiçbir çocuğun öbürüne benzemediğini öğrenirler. Aynı eğitim ve disiplin çocuklardan birine etkili olduğu halde, diğerine olmayabilir. Özellikle bu, çocukluktan gençliğe doğru geçiş zamanında görülür.
Bu sebepten, bir çocuğu diğeriyle karşılaştırmak doğru değildir. Bir kişinin çalışması, diğerinin daha üstün çalışmasıyla karşılaştırılırsa, bu cesaret verici olmayıp, aksine cesaret kırıcı olacak ve gücenmeyle sonuçlanacaktır. (II. Korintoslular 10:12 ile karşılaştır.) Bir genç, kendisi ne ise ve ferden ne yapabiliryorsa, o şekilde kabul edilmek ister. Ana-babalar tarafından, ne halde ise, öylece sevilmek ve iyilikle muamele görmeyi arzu eder. Diğer taraftan, aşırı ilgiden dolayı boğulmak veya daima çocuk gibi muamele görmek de istemez.
TUTARLI REHBERLİK HATLARINA SAHİP OLMAK
Gençlerin diğer bir ihtiyacı ise sabit, tutarlı rehberlik hatlarına ve direktiflere sahip olmaktır. A. B. D. Deniz Akademisinin müdürü ve üç cocuk babası olan Tuğamiral James F. Calvert, The Detroit News gazetesindeki bildirisine göre, gençlere bu konuyla ilgili şöyle dedi:
“Bugün çocuklar, bizden öğrenecekleri şeylerden fazlasını televizyondan öğreniyorlar. 15 yaşındaki bir genç günde 20 dakika okuyor ve 2 saat televizyon seyrediyor.”
Ana-babaların ‘görev duygusu ve aile gururu’ aşılama konusundaki başarısızlıkları üzerinde yorum yaptıktan sonra, şöyle devam ediyor: “Disiplin olmaksızın gerçek bir saygı olmaz.”
Celvert insan disiplinini yumurta kabuğuna benzetti: “Sağlam olduğu zaman, kuvvetli ve güzel bir gereçtir” dedi. “Çatlayıp, kırıldığı takdirde, çabuk yıkılır.”
“Gençler, disiplini arzu etmeyebilirler, fakat ona şiddetle muhtaçtırlar. Ana-babaların kesin otoritesi çocuklarda bir güven duygusu geliştirir.”
Bir genç, tutarlı disiplinin getirdiği güven duygusuna muhtaçtır. Bazı kural ve yasakların gerekli oldukları konusunda ana-babasıyla aynı düşüncede olmayabilirse de, onların koydukları kurallarda tutarlı olmaları gerektiği konusunda çabuk aynı fikirde olacaktır.
Genç hangi şeyi yapıp yapmaması gerektiğini bilmek ister. Eğer ana-babalar hislerine dayanarak kurallarını güne göre değiştirirlerse, hayal kırıklığına uğrar. İsa, “ancak sözünüz: Evet, evet; Hayır, hayır olsun; bunlardan ziyadesi şerirdendir” dedi.—Mat. 5:37.
Kural ve yasaklar sınırlara benzetilebilir. Genç bu sınırların açıkça gösterilip tanıtılmasına muhtaçtır ve bundan sonra konulan sınırlar için de güven ve özgürlüğe sahip olmak ister. Bir baba bunu ailece kiralanan bir eve benzetiyor:
”Bu ev bir ormanlık içindeydi. İlk sorduğumuz sorulardan biri sınırların nerede bulunduğuydu. Arazide neler yapabileceğimizi bilmek istedik. Orada oturmaktan zevk alma bunu bilmemize bağlı olacaktı. Ev sahibi şartları haftada bir değiştirirse, bunun ne kadar sıkıcı ve rahatsız edici olacağını tahmin edebilirsiniz. Aynı prensip, gençler üzerindeki kısıtlamalara da uygulanabilir. Kurallar makul ve tutarlı olmalıdır. Ve onlara bu sınırlar içinde güven ve özgürlük tanıyın.”
Kurallar makul olmayacak kadar katı olmamalı. Bazı özel olaylar veya durumlar özel bir ricayı kabul etmek için yeter bir neden olabilir.
HAYAT İÇİN HEDEFLER KOYMAKTA YARDIM
Gerekli rehberlik, hayatta hedefler koymak, meslek seçmek ve iyi bir eğitim görmekte yardım etmeyi de kapsar. Her insan, kendisinin ve yaptığı işlerinin bir değer taşıdığını hissedebilmelidir. Kendine karşı saygı duyan bir kişi olarak kendisiyle iftihar edebilmelidir.
Ana-babalar, evlatlarına uygun bir işi seçmekte yardım etmekle onlara karşı ilgi duyduklarını gösterebilirler. Gencin istidatları, hünerleri veya tercihleri hesaba katılmalıdır. (Romalılar 2:6 ile karşılaştır) Ona erişebileceği hedefleri saptaması için yardım edilmeli. Herkes yüksek bir mevkie erişemez. Gerçekleştirilmiş her küçük hedefe göre, daha büyük hedeflerin saptanmasıyla gaye başarılmış olabilir.
Gence, yetişkin olarak karşılaşacağı problemlerle başa çıkabilmesine yardımcı olacak eğitimi sağlamak ağır bir sorumluluktur. Gençler, geçinmek için bir meslek veya zenaat sahibi olmak üzere eğitilmelidir. (I. Tim. 5:8; Sül. Mes. 31:10, 19, 20) Her ne kadar İsa, Mesih olacak idiyse de, üvey babası Yusuf ona bir meslek öğretti; böylece “dülger” veya “dülgerin oğlu” olarak tanınmış oldu. (Mat. 13:55; Mar. 6:3) Resul Pavlus, çadırcı olarak çalışırken, kendini ve yanındakileri de geçindirdi.—Res. İşl. 18:1-4; 20:33, 34.
Yetişkinlik devresinin getirdiği sorumlulukları yüklenip, onun problemlerini çözmeye hazır olabilmesi için, gençler, “pısırık” olmamak üzere teşvike ve ana-babalarının desteğine muhtaçtırlar. Onlara çoğu kez ev ödevlerinde yardım gerek! Bazen onlar bundan vazgeçmek isteyebilirler. Böyle bir zamanda ana-babalar, onların hayal kırıklıklarını anlamak ve problemlerini kendileriyle açıkça konuşmakla, bir teşvik kaynağı olabilirler. Eğer ana-babalar geçlere arasıra zor ödevlerinde yardım ederlerse, onların bu konuda çektikleri zorlukları daha iyi anlayıp pratik öneriler verebilirler. Anlayışlı bir ana-baba, vakit ayırmakla ve genci rahatsız eden bir problemi kendisiyle müzakere etmekle, ona buhranı atlatması için yeterli cesareti vermiş olabilir.
GEREKLİ BİRİ OLDUĞUNU HİSSETMEK
Galiba en büyük özlem, birinin lüzumlu olduğunu hissetmesidir. Bu nedenle gençler, arasıra ana-babalarına evlât mı edindiklerini, yoksa planlayarak veya istek üzerine mi doğduklarını sorarlar. Onlar, ana-babalarının sevgisinden tekrar ve tekrar emin olmak istiyorlar. Hepimiz birine ait olduğumuzu bilmekten doğan güvence, özlem duyarız. eğer ana-babalar, gençlerin ihtiyaçlarını fark edip onları anlayışla karşılarlarsa, aile çevresinde birlik ve mutluluk artacaktır.