Altaylıları Çok Sevdik
Geçen yüzyılda, Rus Ortodoks Başkeşişi Makari Mukaddes Kitabın “Eski Ahit” kısmını Rusçaya tercüme etti. Ancak, bundan önce kendisi kilise meclisi tarafından Altaylılara Hıristiyanlığı tanıtmakla görevlendirildi. Altaylılar kimlerdir? Nerede yaşarlar ve nasıl bir yaşamları vardır?
YEHOVA’NIN Şahitlerinin geçen yıl Temmuz ayında Rusya’da düzenledikleri bölge ibadetlerinden birine 40 kadar Altaylı katılmıştı. Bu ibadet, Rusya’nın Altay Kray bölgesindeki en büyük şehir olan Barnaul’da gerçekleşti. İbadete 1.730 kişi katıldı. Bu üç günlük toplantıda hazır bulunmak için St. Petersburg’dan dostlarımla birlikte yaklaşık 6.500 kilometrelik bir yol katederek oraya uçtum.
Barnaul’da kaldığımız birkaç gün boyunca, karşılaştığımız Altaylıları tanımaya ve çok sevmeye başladık. Bizi özellikle etkileyen, onlardan birçoğunun yaklaşık 650 kilometrelik dağ yolunu otobüsle katettiklerini ve otobüsün ön camı, düşen bir kaya parçasıyla kırıldığında bile geri dönmeyi akıllarından bile geçirmediklerini öğrenmemiz oldu. Ülkeleri ve kültürleri hakkında bir şeyler öğrenince onları köylerinde ve evlerinde ziyaret etme hevesi duyduk. Böylece, ibadetten sonra, Altaylıların ülkelerine doğru yaklaşık 1.500 kilometrelik büyüleyici bir yolculuk yaptık.
Ülkeleri ve Dinleri
Bölgenin asıl sakinleri olan yaklaşık 70.000 Altaylının çoğunluğu, Kazakistan, Çin ve Moğolistan sınırından fazla uzak olmayan dağlık yöreleri kendilerine yurt edinmiştir. Orada hayranlık uyandıran bir manzarayla karşılaştık; çiçeklerle dolu, billur gibi ırmakların aktığı, dağlık, güzel bir yerdi. Yöre halkı çeşitli kökleri toplayarak lezzetli ve kokulu bir çay yapar. Çam fıstığı yemeyi de severler.
Bazı Altaylıların kendi çiftlikleri var. Bir Şahit kendisinin ve akrabalarının, 75 baş sığırı ve 80 baş koyunu olduğunu anlattı. Et satıyorlar, ellerindeki yünü takas edip un ve şeker alıyorlar. İman kardeşimiz olan başka bir kadın bana kendisinin ve kızının ibadete gidebilmesi için dört koç sattığını söyledi. Onunla birlikte yedi kişi daha gelmişti ve aralarından biri ile Mukaddes Kitap incelemesi sürdürüyordu. Bu kişilerden biri ibadette bana şöyle dedi: “Tek yol var—Tanrı’nın yolu.”
Nefes kesen güzelliklerle dolu, ziyaretçiler tarafından ikinci İsviçre Alpleri olarak adlandırılan bu yer, tecrit edilmiş bir bölge olduğu halde, yaşam burada da çarpıcı biçimde değişiyor. Yaşlı bir adam bize şunları anlattı: “Eğer biri birkaç yıl önce, yatmadan evvel yurdumun [çatısı yuvarlak ve kubbeli barınak] kapısını kilitlemek zorunda kalacağımı söyleseydi inanmazdım. Oysa şimdi her gece bunu yapıyorum.” Bu “çetin anlar” birçok insanı Mukaddes Kitapta önceden bildirilenleri incelemeye yöneltti.—II. Timoteos 3:1-5.
Altaylılar genellikle eski gelenekleri ve tapınma biçimleriyle gurur duyarlar. Çoğu, ırmak ve dağların ruhları olduğuna inanır; onlara göre dağ, tanrılarının simgesidir. Hayvanlara da tapınırlar, hatta beyaz bir beze tavşan resmi çizerek onu yurtlarının duvarına asarlar. Yağmur mevsiminin ilk fırtınaları başladığında tavşan sureti önünde bir ayin yapıp üzerine çay, süt ya da arak denen bir tür rakı serperler. Fakat özellikle tapındıkları, ölülere ait olduğuna inandıkları ruhlardır.
Dinsel liderleri şaman olarak adlandırılır. İlkbahar ve sonbaharda şamanlar, dağların tepelerinde ya da yamaçlarında bulunan ‘kutsal yerlerde’ ayinler yaparlar. Bu tür ayinlerde şamanlar, ağaç dallarına beyaz çaputlar bağlayıp çok sayıda ağacı bunlarla kaplarlar. Böylece dağ ruhlarının memnun olacağına ve kendilerini yolculuk sırasındaki kazalardan koruyacağına inanırlar.
Ruhçuluğun Etkileri
Bununla birlikte, dostlarım da ben de en çok insanlardan, onların sıcaklık ve içtenliklerinden etkilendik. Barnaul’da, Svetlana ve kızı Tulunai ile tanışmıştık. 3.000 Nüfuslu bir köy olan Ustʹ-Kan’da onların konuğu olduk. Svetlana büyükannesi tarafından yerel geleneklere göre ve şamanlarla yakın ilişki içinde yetiştirilmişti. Öyle ki, sözde ölülere ait olan ruhlarla iletişim kurmayı öğrenmişti. Bu özel bilgisinin sonucu olarak, otorite konumuna gelmişti ve bundan hoşlanıyordu.
Ancak, pek çok sorunla karşılaşmaya başladı. Şunları anlattı: “Cinler bana eziyet ediyordu. Gece iyi uyuyamıyordum.” Zaman zaman yarı hipnotize duruma geliyordu. Şöyle anlattı: “Bir keresinde, altı aylık kızım Tulunai’yi bana doğru emekleyen bir domuz yavrusu gibi gördüm. Onu boğmak istedim. Fakat Tulunai yüksek sesle ağlamaya başladı. Aklım başıma gelince, kızımı boğabilirdim, diye düşünerek dehşet içinde kaldım.” Svetlana bu ruhların ne olduğunu merak etmeye başladı.
Sonra, 1991’de Altaylı bir kadın Ustʹ-Kan’a, Yehova’nın Şahitlerinin yayımladığı, Mukaddes Kitaba dayanan bazı yayınlar getirdi. Svetlana “Tanrı Her Şeyi Yeni Yapacak!” adlı yayını okumaya başladığı her keresinde uyuyup kalırdı. “Şahitlerin bana uyku ilacından daha iyi bir şey verdiklerini söyler, kıkır kıkır gülerdim,” diyor. Fakat hâlâ geceleri kendisini rahatsız eden şeyler görüyordu, bu yüzden içtenlikle şöyle dua etti: “Yehova, eğer o kadar güçlüysen lütfen bu korkunç karabasanlardan kurtulmama yardım et.” Birkaç saniye içinde her şey düzeldi ve kendini normal hissetti.
Svetlana geceleri uyumadan önce dua etmeye başladı; çabucak uykuya dalıyor ve buna çok şaşıyordu. “Normal insanlar gibi uyuyabilmem inanılmaz bir şeydi,” diyor. Yehova’nın Şahitlerinin yayınlarının yardımıyla Mukaddes Kitabı ciddi şekilde incelemeye karar verdi ve 1992’de kendisini Yehova Tanrı’ya vakfettiğinin simgesi olarak suda vaftiz edildi. Bana şunu söyledi: “Yehova’ya tamamen güvenirsek, hiçbir şeyin olanaksız olmadığını öğrendim.”—Filipililer 4:13.
Hakiki Tapınma Gelişiyor
1993’te Ustʹ-Kan’da Yehova’nın Şahitlerinin bir cemaati kurulmuştu ve oradaki ibadetlere yaklaşık 70 kişi katılıyordu. 1998 nisanında, Mesih’in ölümünün anılmasına katılan 120 kişi vardı. Ustʹ-Kan’dan birkaç kilometre kuzeyde olan Yakonur köyü bir zamanlar şamanlığın merkezi olarak görülürdü. Fakat Shamyt adlı adamın söylediğine göre, Şahitler orada vaaz etmeye başlayınca şamanlar gücünü yitirmeye başladı. Şimdi o köyde faaliyet gösteren bir grup Şahit var ve birçok insan Mukaddes Kitaba ilgi duyuyor.
Moğolistan sınırına 90 kilometre uzaklıktaki Chagan-Uzun köyünde oturan yaklaşık 500 kişinin çoğunun yayınlarımızı okuduğu söyleniyor. Ve Gorno-Altay Cumhuriyetinin başkenti Gorno Altaysk’ta yaklaşık 160 Şahitten oluşan iki cemaat var.
Ancak, 1994’ün başlarında, aralarında Ustʹ-Kan’lıların da bulunduğu birçok Şahit Gorno-Altaysk’da mahkemeye çağrıldı. Çocuk kurban etmek gibi inanılmaz bir suçlamayla karşılaştılar. Muhalefet nedeniyle bazı Şahitler işlerinden atıldı ve Altay’dan kovuldu. Ancak, zamanla Şahitlere yapılan suçlamaların asılsız olduğu açıkça görüldü. Böylece, mayıs 1994’te Altay Cumhuriyeti adli dairesi Yehova’nın Şahitlerinin Gorno-Altaysk’taki topluluğunu yasal olarak tescil etti. Bugün Şahitler ve onların Mukaddes Kitaba dayalı yayınları Altay’ın her köşesinde iyi biliniyor.
Hizmete Katılıyoruz
Ustʹ-Kan’ı ziyaretimiz sırasında yöredeki Şahitlerle birlikte halka yönelik hizmete katılabildik. Gerçekten de, birtakım ziyaretçiler geleceği haberi çevreye yayılmıştı. Bu yüzden, bir yerel gazete muhabiri bizi vaaz ederken görünce grubumuza yaklaşıp şöyle dedi: “Bazı önemli kişilerin yöremizi ziyaret ettiğini duydum. Onlarla nasıl temas kurabilirim?”
Önemli sanılan kişilerin biz olduğumuzu söylediğimizde gerçekten çok şaşırdı! O yörenin insanlarıyla birlikte, kendi komşularını evlerinde ziyaret etmek amacıyla dolaşmamız onu hayrete düşürmüştü. Yaptığımız sohbet sırasında şöyle dedi: “Aranızda patronlar olmadığını görüyorum. Siz kendini özel görmeyen, normal insanlarsınız. Bu gerçekten dikkate değer! Siz gerçek Hıristiyanlarsınız ve ben sizin yanınızdayım.”
Ne yazık ki veda vakti gelip çatmıştı. Ayrılırken, dostlarımızın gözleri yaşlıydı. Canlı bir çit oluşturarak, birbirlerine bitişik şekilde, omuz omuza durdular. Bu, en sevilen dostlara yapılan geleneksel bir Altay vedasıydı. Birlikte olduğumuz birkaç gün içinde aramızda derin bir sevgi gelişmişti. Gerçek dostlar olduk. Bunun nedeni, bizi birleştirenin tarafsız Tanrı, Yehova olmasıydı.—Resullerin İşleri 10:34.
Dönerken
Barnaul’a dönüş yolculuğunda küçük bir dağ köyündeki bir dükkânda durduk. Tek başına olan tezgâhtar bizi görünce mutlu oldu. Kısa bir sohbetten sonra şunu sordum: “Makari adını hiç duydunuz mu?”
Bir anlık duraksamanın ardından, “hayır, duymadım,” yanıtı geldi.
Bunun üzerine ona Makari tercümesi olan bir Mukaddes Kitap gösterdim ve açıkladım: “Makari bu tercümeyi, geçen yüzyılda, burada, Altay ülkesinde yaptı.” Ardından, Mukaddes Kitabı ona hediye ettim.
Biz dükkânda etrafa bakınırken, kadın hemen Mukaddes Kitabı okumaya başladı. Birdenbire, gözlerinde umut parıltıları gördük. Ayrılırken, bize dost ve akrabalarından Mukaddes Kitapla ilgilenecek birçok kişi olduğunu söyledi. Böylece, veda etmeden önce ona Mukaddes Kitaba dayalı epey yayın bıraktık.
Makari’nin Altaylılar arasında yaşayıp Mukaddes Kitap tercümesi üzerinde çalışmasının üzerinden 150 yıl geçtiği halde, bugün birçok Altaylının bu Mukaddes Kitaptan yararlanıyor olması ne kadar güzel bir sonuçtur!
[Sayfa 17’deki harita]
(Ayrıntılı bilgi için lütfen yayına bakın)
RUSYA
Altay
Gorno-Altay
Kazakistan
Çin
Moğolistan
[Sayfa 16, 17’deki resim]
Barnaul bölge ibadetinde Altaylılar
[Sayfa 16, 17’deki resimler]
Birçok insan bu çaputların yolcuları koruyacağına inanıyor
[Sayfa 17’deki resim]
Altay’dan manzaralar
[Sayfa 18’deki resimler]
Ustʹ-Kan’da vaaz faaliyeti
[Sayfa 18’deki resim]
Svetlana ve kızı
[Sayfa 19’daki resim]
Makari Mukaddes Kitabı