Dünyaya Bakış
Biyolojik Antlaşma Yasalaşıyor
Haziran 1992’de Brezilya’da 167 ülke tarafından imzalanan bir anlaşma bu yılın başında uluslararası bir yasa haline geldi. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi diye adlandırılan bu anlaşma, imza atan ülkelere kendi sınırları içindeki hayvanları, bitkileri ve mikroorganizmaları olduğu kadar, gerekli yaşam ortamlarını da korumak üzere çareler bulma yükünü veriyor. İmza atan ülkeler, tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan türleri korumak üzere yasalar çıkarmak ve biyolojik kaynakların uygun kullanımı ve korunma gereksinimi konularında kamuoyunu bilinçlendirmek zorundadırlar. Anlaşmanın yapılmasına, tükenen türlerin oranındaki artışın alarm verici olduğuyla ilgili bilgi ve kalan türlerin yarısının 2050 yılına gelindiğinde yok olmuş olabileceği korkusu neden oldu. İmzalayanlar bu yıl içerisinde daha sonra antlaşmanın gerçekten nasıl uygulamaya konulacağını kararlaştırmak üzere buluşacaklar.
Rusya’da Ekolojik Felaket
“Rusya Çevre Bakanı Viktor Danilov-Danilyan, Rusya’nın yüzölçümünün yüzde 15’ini ekolojik felaket bölgesi ilan etti.” Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinde çıkan bu rapora göre, Rusya’daki tarım alanlarının yarısı ekili alanlar olarak kullanılmaya elverişsizdir ve 100.000’den fazla kişi radyoaktivitenin çok yüksek olduğu yerlerde yaşamaktadır. Ayrıca, eskiden kimyasal silahların üretilmiş olduğu fabrikalarda onbinlerce kişinin zehirlenerek öldüğü haber veriliyor. Kimyasal Güvenlik Birliği başkanı Lev Fyodorov şöyle konuştu: “Tıbbi açıdan bakılırsa, kimyasal bir savaş için yaptığımız hazırlıklar felaketle sonuçlandı.”
Su Sıkıntısı Ufukta
“Kar ve yağmur yağışı oldukça sabit olduğundan, yenilenebilen su kaynakları aslında sınırlıdır.” Science dergisi sözlerine şöyle devam ediyor: “2025 yılında su sıkıntısı çeken ülkelerde yaşayanların sayısı 3 milyara yakın olacak,” ve hatta “2000 yılında, özellikle Afrika ve Ortadoğudaki ülkeler çok etkilenmiş olacak.” Population Action International tarafından hazırlanan bir rapora göre, birçok ülke yeraltı sularını şimdiden tüketmekte ve birkaçı, uzun vadeli planlarında yenilenemeyen ile yenilenebilen suları birbirinden ayırt edememektedir. Su kaynaklarını artırmak üzere çaba harcandığı halde, şimdiye kadarki nüfus artışı yüzünden bu konuda yeniden başa dönülmüştür.
Şiddete Eğilimli Çocuklar
Birçok ülkede çocuklar cinayet işliyor, soygun yapıyor, tecavüz ve işkence ediyor ve şiddet ve vahşilik giderek artıyor. Amerika Birleşik Devletlerinde 18 yaşından küçükler tarafından işlenen cinayetlerin sayısı son beş yılda yüzde 85 arttı. Suçluların birçoğunun umursamaz bir tutum içinde olmaları aynı derecede kaygılandırıcıdır. Bu değişikliklerin sebepleri nelerdir? Alman haber dergisi Der Spiegel’in söylediği gibi, “standartları yozlaşan saldırgan toplumumuzda şiddet kabul edilir bir davranış haline geldi. Doğru ve yanlışın, iyi ve kötünün kesin çizgileri . . . . hemen hemen görünmez oldu.” Buna şunları ekliyor: “Küçük suçlular aynı zamanda kurbandırlar. İçinde büyüdükleri yetişkin dünyasının birer kopyasıdırlar . . . . Şiddetle davranan her çocuk inanılmaz derecede çok şiddet gözlemlemiş ve benimsemiştir.” Çocuklar TV vasıtasıyla “tüm gezegendeki şiddete” tanık oluyor. Şiddet dolu videolar, bilgisayar oyunları, öldürmeyi ve başka şiddete yönelik davranış biçimlerini öven şarkılar tarafından etkileniyorlar. TV programları şiddeti, sorunları çözmenin ve anlaşmazlıkları halletmenin akla yakın yolu olarak gösteriyor. Hamburg’lu psikolog profesör Stefan Schmidtchen “biz insanlıktan çıkmış bir toplum olduk” diyor, “ve çocuklarımız da bu yönde gelişiyor.”
Sığınmacılara Kapıyı Kapatmak
BM Sığınmacılar Yüksek Komiseri Sadako Ogata’ya göre, son yirmi yıl içinde sığınmacı sayısı sekiz kattan fazla arttı; bu da “saldırganlığın ve yabancı düşmanlığının korkulacak derecede hortlamasına” neden oldu. Geçen yılın sonuna doğru, 19,7 milyon sığınmacı kendi ülkelerinin dışında yaşıyordu, ayrıca 24 milyonu da ülkelerinin sınırları içinde olmakla birlikte yerlerinden edilmiş durumdaydı. Dünya çapında her 125 kişiden biri şiddet, iç savaş veya zulüm yüzünden normal ev hayatını terk etmek zorunda kaldı. The Washington Post gazetesi sığınmacıları inceleyen ilk küresel araştırmayı yorumlayarak, bunun bir sonucu olarak “dünyanın karşılık verme yeteneği”nin ve “insanlığın sığınacak yer sağlama geleneği”nin zorlandığını söyledi. Zaten ekonomik durgunluk yükünü çeken ve çözümsüz görünen çatışmalardan usanmış birkaç ülke, sığınmacılara kapılarını kapatmak için adımlar atıyor. Araştırma, iç savaşları durduracak uluslararası bir politika için çağrıda bulunarak, “1993 yılı boyunca dünya çapında meydana gelen ve sığınmacılar sorununu yaratan çatışmaların hemen hemen hepsinin . . . . devletler arasında değil, onların içinde olduğunu” söyledi. Bu arada sığınmacılar “daha az konuksever bir ortam”la karşı karşıyadırlar.
İsrail ve Vatikan Paktı İmzaladılar
Yıllarca karşı koyduktan ve 17 ay boyunca görüşmelerde bulunduktan sonra, Vatikan İsraille diplomatik bir pakt imzaladı. Dışişleri Bakan Yardımcıları, İsrail adına Yossi Beilin ve Vatikan adına Monsinyör Claudio Celli imza atarken her iki tarafın delegeleri takke giymişlerdi. Celli şöyle dedi: “Papalık, Katoliklerle Yahudiler arasında kurulacak bir diyaloğa ve saygılı bir işbirliğine hem İsrail’de hem dünya çapında yeni teşvikler ve güç verileceğine kuvvetle inanmaktadır.” Anlaşma, Vatikan’a Yahudi düşmanlığına karşı mücadele yükünü veriyor; İsrail de, kilisenin İsrail’de ifade özgürlüğüne ve sosyal programları yürütme hakkına sahip olduğunu kabul ediyor. Kilisenin İsrail’deki mülkleri üzerindeki vergiler ve kutsal yerlere giriş hakkı gibi bazı meseleler ise, hâlâ çözüme kavuşturulmalı. Anlaşmada Kudüs meselesinden söz edilmediyse de, Vatikan bu şehrin nihai statüsü konusunda söz hakkına sahip olmayı umuyor.
Bebekle Birlikte Uyumak
“Annelerin yapacakları tek bir şeyle, sadece ani bebek ölümü vakalarını azaltmakla kalmayız, bebeklerimizin daha sağlıklı ve mutlu olmasını da sağlayabiliriz: İlk yıl boyunca bebeklerini beşiklerine yatırıp ayıracaklarına, kendi yataklarına alsınlar.” Bu sözleri Kaliforniya’daki Pomona College’da profesör olan James McKenna söyledi. The Dallas Morning News’ın yazdığı gibi, yatarken ana veya babaya dokunabilmesi “gece boyunca bebeğin fizyolojisini dengelemeye yarar.” Yapılan testler, bir bebek annesinin yanında yattığında “nefes alma ritminin, kalp atışlarının ve uyku evrelerinin annesininkine uyduğunu” gösterdi. Anne ile bebek genellikle yüz yüze yattıklarından bebek ne zaman isterse kolaylıkla emzirilebilir. Bay McKenna, “beşikte tek başına yatan bebekler duygusal yoksunluk çekerler. Biz bunun çok önemli zihinsel gelişmelerin aksamasına ve belki de ani bebek ölümüne neden olan koşulların oluşmasına yol açabileceğini düşünüyoruz” dedi. İstatistikler, bebeklerin geleneksel olarak anneleriyle aynı yatağı paylaştığı ülkelerde ani bebek ölümü oranlarının çok daha düşük olduğunu gösteriyor.
Odak Haline Geliyor
Birkaç kez mahcubiyet verecek biçimde başarısız olduktan sonra, ABD uzay kurumu NASA bir fiyaskoyu zafere dönüştürmüş gibi görünüyor. Kurumun 1990’da fırlatıp yörüngeye oturttuğu Hubble Uzay Teleskopunun kusurlu bir birincil aynası olması uygun şekilde odaklanmasını önledi. Oysa Aralık 1993’te uzayda yürüyen astronotlar 30 saat harcayarak miyop teleskopa düzeltici optikler yerleştirdiler ve eskimiş aygıtları değiştirdiler. Sonuç mu? New Scientist dergisi şöyle bildiriyor: “Hubble bazı yönlerden başta beklenildiğinden daha iyi çalışmaktadır.” Newsweek dergisine göre, “Hubble’ın çözüm gücü şimdi öylesine büyük ki, 13.600 kilometre uzakta bulunan bir ateş böceğini fark edebilir.” Şimdi iyileştirilmiş teleskoptan gelen resimleri gördükten sonra Avrupa Uzay Kurumundan Duccio Macchetto’nun hayretini şöyle ifade ettiği haber veriliyor: “Başka ne diyebilirim, Vaay!”
Kirli Vücutlar, Kirli Ekosistemler
Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl yaklaşık 3.020 kişinin kokain kullanımı sonucunda öldüğü gerçeği pek sürpriz olmayabilir; bu uyuşturucunun insan vücudu üzerindeki kirletici etkisi iyi biliniyor. Ama National Geographic’in geçenlerde bildirdiği gibi, bu uyuşturucunun üretimi Bolivya, Peru ve Kolombiya’daki yağmur ormanlarında akan nehir ve çayların da ciddi biçimde kirlenmesine yol açıyor. Dergi şöyle diyor: “ABD Uyuşturucularla Mücadele Dairesine göre, 1992’de dünya çapında yaklaşık olarak 308 ton kokain görevlilerce ele geçirildi. Gerçek miktarın cüzi bir kısmı olan bu kokaini yapmak için 106 milyon litre gazyağı, 4 milyon litre çözücü, bir milyon litre sülfürik asit, 700.000 litre hidroklorik asit ve 14.000 litre amonyak gerekliydi. Nehir sistemlerine atılan toplam miktarının çoğu sudaki hayatı yok ediyor ve sulama ve içme sularını kirletiyor.