Dünyaya Bakış
Yeni Kolera Tehlikesi
Sağlık yetkililerine göre, Hindistan ve Bangladeş’te hızla yayılıp, oradan Tayland’a geçen yeni bir kolera türü, hastalığın 1817’den bu yana küresel çapta sekizinci kez salgın hale gelmesine neden olabilir. Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerine uyarılar yapıldı. Eski kolera türlerine yakalanmış olanlar yenisine karşı kalıcı bir bağışıklık kazanmıyor. Ayrıca, yeni kolera türü standart laboratuvar testleriyle saptanamıyor ve mevcut aşılar ona karşı etkisiz kalıyor. Centers of Diease Control’dan doktorlar David L. Swerdlow ve Allen A. Ries, The Lancet dergisinde belirtildiği gibi şöyle yazdılar: “Bu yeni organizmanın nerede ve ne kadar çabuk yayılacağını tahmin edemediğimizden, ülkeler aralıksız gözetimde bulunmalı ve tedaviyi elde edilir durumda tutup, temiz su bulunmasını ve atıkların uygun şekilde ortadan kaldırılmasını sağlayarak devamlı hazırlıklı olmalı. 1960 yılında Asya’da başlayan, üç milyon hastalık vakasına ve on binlerce ölüme neden olan yedinci salgın hâlâ sürmektedir.
II. Dünya Savaşı’nın Ölümcül Hatırlatıcıları
II. Dünya Savaşı’nın bitiminden yaklaşık 50 yıl sonra bile Almanya’nın Hamburg kentinde hâlâ savaşın ölümcül hatırlatıcıları bulunmaktadır. Süddeutsche Zeitung gazetesinin yazdığına göre, kentin Silah İmha Timi’nin 23 üyesi, Temmuz 1993’te biten 12 aylık dönem içinde Hamburg’un kara ve su alanlarından 500’den fazla bomba, 2.440 mermi, 97 el bombası, 24 tanksavar roketatar, 4 tanksavar mayın ve 150 kilo açık patlayıcıyı çıkarıp imha etti. Tahminlere göre, kentte toprak altında 2.000 bomba daha bulunuyor. Gazete şunu kaydetti: “Onlar iki nesli daha meşgul eder.”
Hayatlar Kurtarmaya Para Yok
Agence France-Presse’in bildirdiğine göre, zatürree ve ishal, tedavisi mümkün hastalıklar olmasına rağmen, her yıl 7,5 milyon kadar çocuğun ölümüne yol açıyor. Dünya çapında, beş yaşından küçük çocuklarda 40 milyon zatürree ve bir milyardan fazla ishal vakası görülüyor. Ancak, WHO’dan (Dünya Sağlık Teşkilatı) doktor Ralph Henderson’un kabul ettiği gibi, bu hastalıkların “tedavisi kolay ve ucuzdur.” Ne yazık ki, bu iki hastalıkla mücadele etmek için WHO tarafından planlanan programların birçoğu, mali engeller yüzünden ya iptal edilmek ya da belirsiz bir tarihe kadar ertelenmek zorunda kalındı. WHO’ya göre, ishalden ölüm vakalarının yarısı ve zatürree nedeniyle olanların üçte biri eğer para olsaydı önlenebilirdi.
Koşer Yiyecekler Daha Mı İyi?
ABD’deki süpermarketlerin raflarında 20.000’den fazla koşer yiyecek ürünü bulunabilir ve dindar bir Yahudi veya (benzer beslenme kuralları olan) sofu bir Müslüman olmayan birçok kişi tarafından da satın alınmaktadır. Neden mi? Tufts University Diet & Nutrition Letter’e göre insanlar “bu terimi temizlik ve sağlık ile bağdaştırıyor.” “Ancak koşer beslenme kuralları veya ‘kaşrut’, beden sağlığını değil, deyim yerindeyse ruh sağlığını korumak için konuldu,” ve “bu, koşer denetiminden geçen etlerin koşer olmayandan mutlaka daha sağlıklı olduğu anlamına gelmez.” Yahudi bir gıda denetçisi, etlerin Tora’ya dayanan beslenme standartlarına uyup uymadığına, örneğin kanın akıtılmış olmasına bakar; fakat enfeksiyonların veya hastalıkların belirtilerini saptamak üzere hükümet denetçileri kadar eğitimli değildir. Ayrıca, üretim yerlerindeki temizlik standartlarını da hükümet denetçileri gibi denetlemez; ancak malzemelerin ve makinelerin koşer standartlarına genel olarak uyup uymadığını denetler ki, bunun “yiyeceklerin besleyici değeri ile ilgisi yoktur.”
İşsizlik ve Sağlık
Gençler arasındaki işsizlik Batı dünyasının en ciddi sorunlarından biridir. Bunu söyleyen Stockholm’daki Karolinska Enstitüsünden Dr. Anne Hammarström’ün bulgularını aktaran British Medical Journal işsiz genç erkeklerin, giderek daha fazla içki içmek ve suç işlemek gibi sağlıksız davranış biçimlerine kayma eğiliminde olduklarını gösteriyor. İşsiz genç kadınlar ise farklı şekilde etkileniyor ve ailelerine yük olduklarından kaygılanarak suçluluk duygularıyla birlikte daha çok fiziksel hastalıklara tutuluyorlar. Hammarström‛ün söylediği gibi, erkekler işsizliğe karşı daha açık tepki gösterdiklerinden toplumun dikkatini daha fazla çekiyorlar. Hammarström “sağlık sektöründe işsizliğin kadınlar üzerindeki etkileri konusunda daha çok uyanık kalınmasını” salık veriyor. Journal “bütünüyle etkili tek çare anlamlı bir iştir” sonucuna varıyor.
En Fazla Çocuk Kimde?
Dünyada en yüksek doğurganlık oranının görüldüğü ülke hangisidir? Birleşmiş Milletlere göre, çocuk doğurabilecek yaştaki kadınların ortalama 8,5 çocuk doğurduğu Ruanda ilk sırada. Ondan sonra 7,6 çocukla Malavi, 7,4 çocukla Fildişi Sahili, ve 7,3 ile Uganda geliyor. Dünya ortalaması 3,3 çocukken, gelişmiş ülkelerin ortalaması 1,9’dur. Şaşırtıcıdır ki, çocuk doğurabilecek yaştaki her kadının ortalama olarak 1,3 çocuğu olmasıyla dünyada en düşük doğurganlık oranı olan ülke, bir zamanlar çok yüksek bir orana sahip olan İtalya’dır. Bir İtalyan ailesinin üç, dört veya daha fazla çocuğu olduğu günler artık geride kaldı. Anlaşıldığı gibi, İtalyanların Katolik kilisesinin doğum kontrolü ve yöntemleri hakkında verdiği talimatlara kulak verdiği günler de tarihe karışmıştır.
Pazartesi Faciaları
Avustralya’nın Flinders Üniversitesinde yapılan bir araştırma, pazartesinin erkeklerin intihar etme olasılığının en fazla olduğu gün olduğunu gösteriyor. The Sydney Morning Herald’ın yazdığı gibi, 1981 ve 1990 yılları arasında Avustralya’da 19.425 kişi intihar etti. Kadınlarda intihar etme oranı hafta boyunca değişmezken, erkeklerde bu oran pazartesi günlerinde önemli ölçüde arttı. Sonra, hafta ilerledikçe bu oranda bir azalma görüldü. Buna katkısı olan büyük bir etkenin, işbaşı yapmak olduğu belirtildi. Resmi tatil günleri olan pazartesilerde intihar sayısında düşüş görüldü, ancak sonraki salı gününde sayı tekrar arttı. Başka araştırmalar, intiharların çoğunun, duyulan kaygıların doruk noktasına vardığı ve panik nöbetlerinin en çok görüldüğü öğle sonralarında meydana geldiğini göstermektedir. Pazartesi günü, kalp krizleri açısından da en kötü gündür. Bir araştırma, 6.000 kalp krizinin yüzde 18’inin pazartesi günü, yüzde 12’sinin ise pazar günü olduğunu gösterdi. İşe gelmeme oranı da pazartesi günleri doruktadır.
Verem Artıyor
İsveç Dagens Nyheter gazetesinin yazdığına göre, verem şu anda dünyanın en öldürücü hastalığıdır. 1992’de 3.000.000’dan fazla insan veremden öldü ki, bu, AIDS, kolera ve sıtmadan ölenlerin sayısından çok daha fazladır. Veremin yayılmasını önlemek amacıyla Dünya Sağlık Teşkilatı geçenlerde Londra’da bir konferans düzenledi. Hastalığın, en fazla, az gelişmiş ülkeleri etkileyen küresel çapta ciddi bir salgın olduğu ilan edildi. Ancak verem, seyahat ve göçlerdeki artış yüzünden sanayileşmiş ülkelerde de yayılmaktadır. En yaygın tür verem vakalarının yüzde 95’i tedavi edilebildiği halde, yeni ve daha dirençli türlerle ilgili vakaların sadece yüzde 40’ından azı tedavi edilebiliyor.
Kanada’nın Baş Katili
Kardiyo-vasküler hastalıklar Kanada’da, yılda 75.000 kişinin ölümüne yol açmaktadır. The Edmonton Journal gazetesi, “bu rakam, kanser, AIDS ve kazalardan ölenlerin toplam sayısından daha fazladır,” diyor. Kanada Kalp ve Felç Vakfına göre “hayatı çoğunlukla oturarak geçirmek, sigara içmek, yüksek tansiyon ve yüksek kan kolesterolü kadar zararlı sayılır.” Düzenli egzersiz yapmak, yaygın kalp hastalıklarını önleyen bir yöntem olarak kabul ediliyor. Ancak Toronto’daki Wellesley Hastanesinde kardiyoloji bölümü şefi Anthony Graham’in dediği gibi, ‘egzersizin sağlıklı olması için, kalbin atışını artırması gerektiği şeklinde bir kanı var.’ Oysa, o şunları ekliyor: “Çok daha az zorlayıcı egzersizlerden de artan yararlar görebilirsiniz.” Journal şunları kaydediyor: “Bilim, yürüyüş yapmak, bahçede çalışmak, ev işleri yapmak ve dans etmek gibi düşük efor gerektiren egzersizlerin kalp hastalıklarını önlemekteki faydasını ispatlamıştır.”
Asyalı Kadınlar Daha Uzun Yaşıyor
China Today dergisine göre, Hong Kong’daki kadınların ömür uzunluğu son 20 yıl içinde gitgide arttı. 1971 yılında Hong Kong’lu kadınların ömür beklentisi 75,3 yıldı. 1981’de bu sayı 78,5’e çıktı. Ve 1991’de 80,6 yıl ile doruğa ulaştı. Bu gelişmenin nedeninin daha iyi beslenme ve daha iyi tıbbi hizmetler olduğu ileri sürülüyor. Genelde Asyalı kadınların ömür uzunluğunun ortalamanın üstünde olduğu anlaşılıyor. Tayvanlı kadınlar yaklaşık 77 yıl yaşamayı bekleyebilir. Singapur’da kadınların ömür uzunluğu 76 yıl civarındadır, Çin Halk Cumhuriyetinde 71’dir. China Today şunu belirtiyor: “Japon kadınlar, ortalama 83 yıl ile hâlâ dünyada başta geliyorlar.”
Direksiyon Başında Yorgun Musunuz?
Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde yayımlanan The Star gazetesine göre, ülkedeki araç kazalarının üçte biri sürücünün yorgunluğundan kaynaklanıyor. Yorgunluk, alkollü araç kullanmak veya hız yapmak kadar öldürücü olabilir. Yorgunluk belirtilerinden bazıları, yanan veya ağırlaşan gözler, dalıp gitmek ve trafik çizgilerini karıştırmaktır. Sürücüler durumu fark edene kadar iş işten geçmiş olabileceğinden, direksiyon başındaki yorgunluk çok tehlikelidir. Müzik, kahve veya taze hava gerçekte sorunu çözemeyebilir. Aslında, yorgunluğa karşı direnmek sürücünün dikkatini azaltmaktan başka bir işe yaramayabilir. Trafik Emniyet İdaresinden bir sözcü şöyle tavsiye ediyor: “Direksiyonun başında kendinizi yorgun hissettiğiniz zaman yapılacak bir tek şey var—hemen bir mola vermek. Aracınızı yoldan tamamıyla çekin veya bir park yerine gidin, ve ancak iyice kendinize geldikten sonra yola devam edin.”
Gıdadaki Katil
Amerika Birleşik Devletlerinde her yıl 80 milyon kişi gıda zehirlenmesinin kurbanı oluyor. Tufts Üniversitesinin bir haber bülteni şunu söyledi: “Belirtilerin birçoğu—üşüme, ateş, mide bulantısı, kramplar, ishal, kusma—grip belirtilerine benzeyebildiği için sorun genellikle fark edilmiyor.” Bazı durumlarda gıdadan kaynaklanan bu hastalıklar ölümcül olabiliyor. Tufts University Diet & Nutrition Letter’ın dediği gibi, “Centers for Disease Control”un (Hastalık Denetleme ve Önleme Merkezleri) tahminlerine göre, gıdadan ileri gelen tüm hastalıkların yüzde 85’i, insanlar kendi evlerinde uygun tedbirler almış olsaydı önlenebilirdi.” Sayılan tedbirler arasında, tüm yiyecekleri piştikten sonraki iki saat içinde buzdolabına kaldırmak ve tüm sebze ve meyveleri yemeden önce yıkamak da bulunuyor.
Avustralya’nın Yaşlanan Nüfusu
Avustralya’nın 1991 yılı nüfus sayımıyla ilgili son zamanlarda yayımlanan rakamlar, ülkenin nüfus yapısındaki en önemli değişikliğin 65 ve yukarı yaş grubundaki nüfus oranının artması olduğunu gösterdi. 1986 sayımıyla karşılaştırılınca, tüm eyaletlerde aynı eğilim görülmekte. The Australian gazetesinin yazdığı gibi “15 ve aşağı yaş grubunun genel nüfus içindeki oranının yüzde 23,3’ten 22,3’e düşmesi” dikkate değerdi. Araştırmaya göre Avustralya’lı erkekler için 31 ve kadınlar için 33 yaş ömürlerinin yarısıdır.