Dünyaya Bakış
Zengin Fakir Uçurumu Genişliyor
Birleşmiş Milletler Kalkındırma Programı için yayımlanan Human Development Report “Zenginlerle fakirler arasındaki uçurum geçen 30 yıl içinde katlanarak büyüdü” diyor. Ulusal ortalamalara dayanarak, 1960’ta dünya nüfusunun en zengin yüzde 20’si en fakir yüzde 20’sinden 30 kat daha zengindi. 1989’a doğru onlar hemen hemen 60 kat daha zengin oldular. Bu, fert olarak, dünyanın en zengin bir milyar insanının en fakir bir milyar insanından hiç değilse 150 kez daha iyi durumda olduğu demektir.
Ren’de Deprem
Nisan 1992’de Almanya, Aşağı Ren Havzasında 1756’dan bu yana en şiddetli depremini gördü. Richter ölçeğine göre 5,5 ila 5,8 şiddetinde olan deprem sonucunda insanlar yaralandı ve milyonlarca Alman markı tutarında zarara yol açıldı. Meydana gelen sarsıntılar yakınlardaki atom santralının kısmen kapatılmasına bile neden oldu. Doğal bilimler dergisi GEO’nun haber verdiği gibi, Köln’e yakın rasathanedeki aletler “ya çıldırdılar ya da öylesine korkunç bir salınıma girdiler ki, ibreleri büküldü ve mürekkep, kâğıdın kenarından sıçradı.” Depremin şiddetine şaşıran bilim adamları yer sarsıntılarının şiddetini önceden hâlâ yeterli bir kesinlik derecesiyle tahmin edemiyorlar.
Aile Kanı Öldürücü Olabilir
Asahi Şimbun gazetesine göre, Japon Kızıl Haç Kurumu “doktorlara, özellikle verici, alanın annesi veya babası ya da çocuğu olduğu zaman, aile üyeleri tarafından verilen kanları nakletmekten ellerinden geldiği kadar kaçınmaları çağrısında bulundu.” Kızılhaç raporunun dediği gibi, aile üyeleri tarafından verilen kanları kullanmak GVHD’ye (Graft-Versus-Host Disease—Aşıya-Karşı-Konak Hastalığı) neden olabilir. Bu bozuklukta, nakledilen kandaki lenfositler alıcının kemik iliğine, karaciğerine ve derisine saldırmaktadır. Vücudun bağışıklık sistemi etkilenmektedir ve bu hastalıkta ölüm oranı yüksektir. Ayrıca raporda, insandan alınışından itibaren, 72 saat içinde kullanılan kanların da GVHD’ye yol açabileceği anlaşıldığından dolayı, taze kanların kullanılmasına karşı kuvvetli bir uyarı da yapılmaktadır. Söz konusu rapor, GVHD teşhisi konulan yüzlerce hastanın iki yıl boyunca geniş kapsamlı şekilde incelenmesine ve 14.083 doktordan alınan görüşlere dayanmaktadır. Doktorların hemen hemen yarısı, GVHD’nin sadece vücudun bağışıklık sistemi zayıfladığı zaman meydana geldiğine ve hastalığın kan nakilleriyle bağlantılı olmadığına inanmıştı—oysa yanıldılar.
Biyo-çözünür Golf Topları
Bir kara sporu olan golf genellikle deniz hayatı için bir tehlike sayılmaz. Ancak golf turist gemilerinde uzun zamandır gözde bir eğlence türü olmaktadır. New Scientist dergisinin söylediği gibi, “1989 yılına kadar golfçüler turist gemilerinin güvertelerinden ayda aşağı yukarı yarım milyon golf topu fırlattılar ve bunların birçoğu kaplumbağa, balina ve yunus balıklarının midelerine girdi.” Böylece MARPOL, dünya denizi denetleme kurumu, 1989’da plastik artıkların okyanuslara atılmasını yasakladığı zaman bu yasak golf toplarını da içine alıyordu. O zamandan beri gemide golf oynayanlar vuruşlarının menzilini sınırlayan ağlar kullanmak zorunda kaldılar. Şimdi Kaliforniya’nın San Diego kentinden bir mucit, alışılmış bir golf topu gibi görünen ve atılan, bütünüyle biyo-çözünür bir golf topu yaptı. Ancak kauçuk üstüne plastik yerine, topun derisinde Alka-Seltzer’deki bileşenler olan sodyum bikarbonat ve sodyum sitrat içerikli kağıt hamuru, jelatin veya yosun kullanılmıştır.
Tahıl Kıtlığı
Bölgesel bir erken uyarı birimi olan Güney Afrika Kalkındırma Koordinasyonu Konferansı’nın rapor ettiğine göre, 1993 yılı boyunca Güney Afrika’ya aşağı yukarı 10 milyon ton mısırın ithal edilmesi gerekecektir. Onun bülteni şunları söylüyor: “Beklenilen çaptaki tahıl taşımalarıyla başa çıkmak için bölgedeki liman, demir yolları karayolları ve ambar altyapılarının kapasiteleri hakkında çok ciddi olarak kaygı duyulmaktadır.” 1991’in rekoltesi ortalamanın altında kaldığı halde, 1992’de mısır üretiminin önceki yılınkinden yüzde 40 daha az olması bekleniyor. Görülen kuraklık herhalde bu yüzyılda güney Afrika’yı kasıp kavuranların en kötüsüdür.
Sütler Artık Dökülüyor
Şiddetli kıtlıklara karşın, geçen 5 yıl boyunca milyonlarca litre süt Güney Afrika’daki süthaneler tarafından döküldü. Süthanelere vergi koyan Süt Kurumu artık sütleri dağıtmak için düzenlemeler yapmış olmalıydı. Bunu yapmadığına göre, Ulusal Süt Dağıtıcıları Kuruluşu’nun bir yöneticisi şöyle dedi: “Biz ne yapabiliriz? Dökmek zorundayız. Bedava dağıtmak veya alınması için para ödeyerek kendi pazarlarımızı altüst etmek ekonomik açıdan anlamsızdır.” Öte yandan, başka kuruluşlar yapılan israftan yakınmaktadır. Yaşlılar Konseyi, sütlerin “milyonlarca Güney Afrikalı yaşlının hayatta kalmak üzere en temel maddeleri almak için mücadele verdiği bir zamanda” döküldüğünü söylüyor.
Verem Dönüyor
WHO’nun (Dünya Sağlık Örgütü) rapor ettiğine göre, eski verem afeti şimdi yılda 3 milyon insanın hayatını almaktadır. Kanada’nın Toronto kentinde çıkan The Globe and Mail gazetesinin devamen açıkladığına göre, her yıl görülen 8 milyon yeni vakadan yüzde 96’sı, tıbbi bakım ve ilaç kıtlığından dolayı, gelişmekte olan ülkelerde görülmektedir. WHO’nun genel müdürü Hiroşi Nakajima şöyle dedi: “Verem, yaşam düzeyi düşük kişileri en çok etkileyen sosyo-ekonomik bir hastalık haline gelmektedir.” Zengin ülkelerde vereme ilk başta yaşlılar, etnik azınlıklar ve göçmenler yakalanmaktadır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletlerinde, bir WHO tıp görevlisi, birçok vakanın, bağışıklık sistemleri uyuşturucular veya AIDS tarafından zayıflatılmış olan hastaları kapsadığını söyledi.
Dış Yardım—Kim Neyi Alıyor?
Dış yardım fakirlere çok yarar sağlıyor mu? BM Human Development Report 1992 yayınına göre, dış yardımların sadece yüzde 27’si, dünyanın en fakir insanlarının yüzde 72’si bulunan 10 ülkeye gidiyor. Gelişmekte olan dünyanın nüfusunun en zengin yüzde 40’ı, en fakir yüzde 40’ına verilen yardımın iki katından fazlasını alıyor. Dünyanın en fakir insanlarının oturduğu Güney Asya ulusları yardım olarak kişi başına $5 almaktadırlar. Güney Asya’nın kişi başına gelirinin üç katı gelirleri olan Ortadoğu ülkeleri, kişi başına $55 almaktadırlar. Rapor ayrıca silahlar için büyük harcamalar yapan ulusların daha ölçülü harcamalar yapanlardan kişi başına iki kat fazla yardım aldıklarını söylüyor. Fonların sadece en düşük payı (iki yönlü yardımların yaklaşık yüzde 7’si ve çok yönlü yardımların yüzde 10’u) temel insan ihtiyaçlarına—eğitim, sağlık bakımı, temiz içme suyu, kanalizasyon, aile planlaması ve beslenme programlarına—gitmektedir.
Görülebilecek Nükleer Kâbus
U.S.News & World Report dergisine göre, “Batı’nın nükleer silahların yayılmasını önleme çabası başarısız kaldı ve nükleer silahların çoğalmasıyla ilgili yeni ve çok daha tehlikeli bir dönem başladı.” Şimdi karşı karşıya kaldıkları seçim, ya yeni ulusların nükleer silahlar almasını önlemek için zor kullanmak ya da “bu silahları almak isteyen hemen hemen her ulusun onlara sahip olduğu bir dünyada yaşamayı öğrenmek”tir. Hangi etkenler bu duruma yol açtı? Fizikçi ve eski nükleer silah tasarımcısı Richard Garwin şöyle diyor: “1943’te en zeki insanlar için çok zor olan şeyler şimdi sıradan insanlar için kolaydır. O zaman en iyi zekâlara meydan okuyan matematiksel sorunlar şimdi kişisel bir bilgisayarla çözülebilir. Ayrıca, kararlı bir ulusun bir bombanın yapımı için gerekli olan can alıcı teknolojileri elde etmesi giderek daha kolay oldu. Akıntıya karşı ilerlemek için 27 ulus nisanda atom bombalarının yapımında kullanılabilen malzeme ve makinelerin satışını sınırlayan bir antlaşmayı imzaladı. Oysa bunda önemli eksiklikler vardı, çünkü nükleer kapasitesi olan veya bunu arayan birtakım uluslar imza atanların arasında bulunmadı.
Uzun Ömürlü Japonlar
Dünya Sağlık Örgütü’nün verdiği son istatistiklere göre, Japonlar yeryüzündeki herhangi başka bir ulustan daha uzun yaşamayı umabilirler. Japonya’da ortalama yaşam süresi erkekler için 76,2 yılken, kadınlar için 82,5 yıldır. Kadınlar için ikinci yüksek ortalama yaşam süresi 81,5 yıl ile Fransa’dadır. Onu yakından izleyen İsviçre’de bu rakam 81,0 yıldır. Erkekler için ikincilik 75,4 yılla İzlanda’dadır, ondan sonra 74,3 yılla Yunanistan gelmektedir. Söz konusu 350 sayfalık yıllık kitabı başka ilginç gerçekleri de vermektedir. Dünyanın en yüksek doğurganlık oranı Ruanda’nındır; oradaki her kadının ortalama olarak 8,3 çocuğu vardır. Bahamalar’da intihar oranı her 100.000 insan için 1,3 ile en düşük olanıyken, 100.000’de 38,2 ile en yüksek olanı Macaristan’ındır. En yüksek araba kazası ölümleri oranı 100.000’de 33,5 ile küçük Güney Amerika ulusu Surinam’dadır. En düşük olanı mı? Her 100.000 kişi için sadece 1,6 araba kazası ölümüyle Malta’dır.
Acı Veren Müzik
“Müziğin sesini kıs!” Uzun zamandan beri, sinirli ana babalar böyle söylüyorlar. Ergenlik çağındaki birçok çocuk ise ritmini hissetmediği müzikten hoşlanamayacağı görüşündedir. Yüksek sesli müzikle işitme yitimi arasında sık sık bağlantı kurulurken, Kanada’nın Toronto kentinde çıkan The Globe and Mail gazetesi, bunun olağan bir sonucunun tinitus olduğunu açıkladı. Tinitus “kafa içinde, genellikle her iki kulağı da etkileyen, bir tınlama, çınlama, patlama veya tıslama sesi[dir]. Ancak bu [tanım] duyulan sese hak vermez,” diyor gazete. Kanada Tinitus Kurumu’nun koordinatörü olan Elizabeth Eayrs’e göre, kulak çınlaması sende bir oldu mu, artık “bir daha tam barış ve huzurun olmaz.” Özellikle etkilenenler, sesi başkalarının da duyabileceği kadar açan kulaklık takanlardır. Onların sonraki yıllarında müzikten veya başka seslerden hoşlanabilme yetisi çoğu kez ciddi olarak bozulmuştur.