Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • g93 Şubat s. 16-19
  • Keltler—Etkileri Bugün Hâlâ Hissediliyor

Bu kısım için bir video yok.

Üzgünüz, video yüklenirken bir hata oluştu.

  • Keltler—Etkileri Bugün Hâlâ Hissediliyor
  • Uyanış!—1993
  • Altbaşlıklar
  • Benzer Malzeme
  • Yükseliş ve Çöküşleri
  • Sanat Alanında Yenilikçiler
  • Dinle Düzenlenen Bir Yaşam
  • Bayramları ve Özel Günleri Kutlamalı mıyız?
    Kutsal Kitap Aslında Ne Öğretiyor?
  • Cadılar Bayramının Ardındaki Gerçekler
    Uyanış!—2013
  • Canın Bir Bedenden Diğer Bir Bedene Geçmesine İnanmak Makul Mu?
    Uyanış!—1984 (Bilimsel Seri 9-12)
  • 3. Kısım Zaman Çizelgesi
    Tanrı’yla Cesaretle Yürüyün
Uyanış!—1993
g93 Şubat s. 16-19

Keltler—Etkileri Bugün Hâlâ Hissediliyor

BUGÜN onlardan pek söz edilmiyorsa da, Batı Dünyasında silinmez izler bıraktılar. 2.500’den fazla yıl önce dünya sahnesine çıktılar. Avrupa’nın tarihini, sanatını ve dinsel âdetlerini etkilediler. Garip görünse de, bizim günlük yaşamımızı da etkilediler. Hint-Avrupa kökenliydiler ve en parlak dönemlerinde, eski dünyada, Atlantik Okyanusu’ndan Küçük Asya’ya, Kuzey Avrupa’dan Akdeniz kıyılarına kadar geniş bir alan üzerinde egemenliklerini sürdürdüler. Kimlerdi bunlar? Keltler.

Her gün farkında olmadan Keltlerin izleriyle karşılaşıyoruz. Örneğin, Batı Dünyasında pantalon giymeyi onlar yaygın hale getirdiler; fıçıyı da yine onlar icat etti. Tarihte onların nasıl yaşamış olduklarının gözle görünür başka delilleri de vardır. Avrupa’nın çeşitli yerlerinde hâlâ görebildiğiniz, yüzlerce pekiştirilmiş tepe ya da müstahkem kale, içinde eski mezarlar bulunan tümülüs veya höyük—hepsi Keltlerden kaldı. Birçok kent veya bölge bugün hâlâ Kelt kökenli adlar taşıyor, örneğin Lyons ve Bohemya gibi. Eğer yaşadığınız toplumda ekim sonu veya kasım başlarında ölüleri anma âdeti varsa, yüzyıllar önce Keltlerin de aynı âdete uyduğundan emin olabilirsiniz. Ayrıca, İngiltere’nin Kral Arthur öykülerini ya da tanınmış Kırmızı Şapkalı Kız ve Külkedisi masallarını biliyorsanız, doğrudan Kelt uygarlığının mirası sayılan eserleri tanıyorsunuz demektir.

Birçok başka kavim gibi, zamanla Keltler de, onları tanımlayan kişilere göre, farklı şekillerde görülmeye başlandı. Platon (MÖ dördüncü yüzyılda yaşayan bir Yunanlı), onları içki düşkünü, savaş kışkırtıcısı bir kavim olarak tanımladı. Aristo’nun (MÖ dördüncü yüzyılda yaşayan bir Yunanlı) gözünde onlar, tehlikeyi küçümseyen bir kavimdi. Yunan-Mısır coğrafyacısı Ptolemeaios’a göre, (MS ikinci yüzyıl), Keltler sadece bir şeyden—göğün başlarına düşeceğinden—korkarlardı! Genelde, düşmanları onları acımasız, vahşi barbarlar olarak tasvir ederlerdi. Bugün, Kelt uygarlığının incelenmesinde kaydedilen ilerlemeler sayesinde, bu alanda en yetkili bilim adamlarından biri olan Venceslas Kruta, “Şimdi Keltler hakkında yirmi yıl öncekinden çok değişik bir tablo çizebiliriz” diyor.

Yükseliş ve Çöküşleri

Keltler aslında, “dilleri, zanaat tarzları ve askeri yapılarının ortak olmasıyla ve dinsel inançlarının fark edilecek ölçüde benzerlik taşımasıyla” bir arada tutulan kabilelerden oluşan bir toplumdu. (23 Mart 1991 tarihli La Stampa’nın, I Celti ekinden) Bu nedenle, onlardan, etnik bir grup yerine, Kelt kültürü diye söz etmek daha doğrudur. Galyalılar, İberyalı Keltler, Senonlar, Kenomanlar, Insubreler ve Boiler, bugünkü Fransa, İspanya, Avusturya ve kuzey İtalya’da bir zamanlar yaşamış olan bazı kabilelerin isimleridir. Diğerleri ise, zamanla, Britanya adalarını sömürgeleştirdiler.

Anlaşıldığı kadarıyla, Keltler, Orta Avrupa’dan çıkıp etrafa yayıldılar. MÖ altıncı yüzyıldan önceki tarihsel kayıtlarda onlardan hiç söz edilmez. Yunanlı tarihçi Heredot, onlardan ilk söz eden kişiler arasındadır ve onları, “Batı Avrupa’nın en uzağında ikamet edenler” olarak tanımlar. Eski tarihçiler, her şeyden çok onların askeri kahramanlıkları üzerinde dururlar. Çeşitli Kelt kabileleri, kuzey İtalya’da Etrüsklerin üzerine yürüdüler ve sonra, dördüncü yüzyılın başlarında Roma’nın üzerine yürüyüp, onu ele geçirdiler. Livius gibi Romalı tarihçilere göre, Keltler ancak kendilerine uygun bir fidye ödendikten ve komutanları Brennus, vae victis, yani “yenilenlerin vay başına” dedikten sonra, oradan çekildiler. Çağımızda da, birçok dilde basılan ‛çizgi romanlardaki’ hayali Galyalı savaşçı Asteriks’in maceralarını okuyanlar Keltleri anımsarlar.

Yunanlıların Keltlerle tanışma zamanı MÖ 280 yıllarında, başka bir Keltli olan Brennus’un, ünlü Delphoi tapınağının kapılarına dayandığı, fakat onu ele geçiremediği sırada geldi. Aynı dönemde, Yunanlıların Galatai diye adlandırdıkları bazı Kelt kabileleri Boğazı geçip, Küçük Asya’nın kuzeyine, daha sonraları Galatya denilen bölgeye yerleştiler. MS 50-52 yıllarında, ilk Hıristiyanlardan bazıları da o bölgede yaşadılar.—Galatyalılar 1:1, 2.

Eski devirlerde, Keltler, çok kuvvetli, yiğit savaşçılar olarak tanınırlardı. İri yapılı olmaktan başka, düşmanlarına dehşet vermek için saçlarını kireçli suyla ıslatırlardı; saçları kuruduğunda onlara özellikle vahşi bir görünüş verirdi. Eski heykellerde onlar “alçılı saçlarıyla” tam böyle canlandırılmışlardı. İri yapılı görünümleri, savaşmaktaki şevkleri, silahları, saçlarını yapış şekilleri ve tipik uzun bıyıkları, Galyalıların düşmanlarını korkutan vahşiliğini yansıtmaya yardımcı oluyordu ve bu figürler Asteriks öykülerinde de kullanılmıştır. Herhalde bu nedenle, Keltler, o zamanlar, Kartacalı komutan Hannibal’inki de içinde olmak üzere birçok orduda ücretli asker olarak tutuldular.

Fakat MÖ birinci yüzyılın sonlarına doğru, Keltlerin gücü amansızca kırılmaya başlandı. Julius Sezar ve diğer kumandanların komutasındaki Romalıların Galya seferi, Keltlerin askeri gücünü dize getirdi.

Sanat Alanında Yenilikçiler

Çeşitli nedenlerden dolayı, bu kavimden bize kalan mirasın hemen hemen bütünü, onların çok sayıdaki mezarlarında bulunan el işi eşyalardan oluşmaktadır. Uzmanlara göre, Keltler, ‛yanılmaz şekilde Kelt kökenli olan’ süs eşyaları, çeşitli kaplar, silahlar, paralar ve benzeri şeyleri komşu kavimlerle değiş tokuş ederek büyük çapta ticaret yapıyorlardı. Son zamanlarda, Norfolk’ta (İngiltere), altından yapılmış çeşitli eşyalar gün ışığına çıkarıldı; bunların arasında bazı karakteristik burma gerdanlıklar da bulunmaktadır. Bu sayfalardaki fotoğraflarda görülebildiği gibi, Kelt kuyumcular olağanüstü beceriye sahiptiler. Bir bilgin, “Keltlerin sanat eserlerinde metal, en mükemmel şekilde kullandıkları bir maddeydi” diyor. Metale daha iyi şekil verebilmek amacıyla, o devre göre çok gelişmiş fırınlar kullanıyorlardı.

İlginçtir ki, gerçeği taklit etmeye çalışan, çağdaşı Grekoromen sanatın tersine, Kelt sanatı esas olarak süsleyiciydi. Genelde canlı varlıklar stilize ediliyor ve sık sık büyüyle ilgili ve dinsel anlamı olan simgeler çokça kullanılıyordu. Arkeolog Sabatino Moscati şunları diyor: “Kuşkusuz Avrupa’nın bugüne kadar sahip olduğu en eski, en şahane ve en parlak süsleme sanatı önümüzde duruyor.”

Dinle Düzenlenen Bir Yaşam

Kelt kabileleri, karakteristik güçlü kentleri olan Oppida’larda bile genelde basit bir yaşam sürdürürlerdi. Kabileler aristokrasiyle yönetilir ve alt tabakadan olanlar önemsiz sayılırdı. Yaşadıkları bölgenin sert ikliminden dolayı yaşam kolay değildi. Herhalde onlar, sadece ekonomik nedenler yüzünden değil, daha yumuşak bir iklime kavuşmak için de güneye inmişlerdi.

Din, Keltlerin günlük yaşamını kuvvetle etkiliyordu. Julius Sezar, Galyalılardan “çok dindar bir kavim” diye söz etti. Romalı bir tarihçiden alıntı yapan bilgin Carlo Carena, şunları anlattı: “Onların ölümden sonra yaşam ve canın ölmezliğine olan inançları öylesine kuvvetliydi ki, cehennemde geri almayı bile kabul ederek memnuniyetle ödünç verdiler.” Gerçekten de, birçok mezarda, cesetlerin yanı sıra, öbür dünyaya yapacaklarına inanılan seyahat için konulmuş yiyecek ve içecekler de bulunmuştur.

Tüm Kelt kabilelerinin genel özelliklerinden biri, en az üç sınıfa ayrılan kâhinlik kast sistemleriydi: bard’lar, vates’ler ve Druidler. İlk iki grubun işlevleri o kadar önemli değilse de, hem dinsel, hem de pratik bilgileri vermekle yükümlü olanlar, herhalde “çok bilge” anlamına gelen Druidlerdi. Bilgin Jan de Vries, bu “kâhinlik sınıfının çok güçlü olduğunu ve kararlarına herkesin boyun eğmesi gereken bir başdruid tarafından yönetildiğini” açıklıyor. Ayrıca, Druidler, belirli zamanlarda, “kutsal” ormanlardan ökseotu kesimi ayinini de yöneten kişilerdi.

Bir Druid olmak hiç de kolay değildi. Bu kastın dinsel ve teknik bilgisini ezberlemek üzere geçen çömezlik dönemi 20 yıl kadar sürüyordu. Druidler, dinsel konulu hiçbir şeyi yazıya geçirmezlerdi. Gelenekleri sözlü olarak aktarıldığı için, Keltler hakkında çok az bilgiye sahibiz. Druidler yazının kullanımını acaba neden yasakladılar? Jan de Vries bu konuda şunları belirtiyor: “Sözlü olarak aktarılan gelenekler her nesille yenilenir: Orijinal içerikleri aynı kalırken, kendileri sürekli değişen koşullara uyarlanabilir. Bu nedenle, Druidler, gelişen bilgilerine ayak uydurabiliyorlardı.” Yazar Sergio Quinzio şu açıklamada bulunur: “Kutsal bilginin tek gözetimcisi olan bu kâhinlik sınıfı çok büyük bir yetkiye sahipti.” Böylece, Druidler her zaman hâkim durumundaydılar.

Kelt tanrıları hakkındaki bilgimiz azdır. Onlara özgü birçok heykel ve kabartma bulunmuş olmasına karşın, hemen hemen hepsi isimsizdir ve bu nedenle, her birinin hangi tanrı veya tanrıçaya ait olduğunu söylemek zordur. Danimarka’da bulunmuş olan ünlü Gundestrup kazanı üzerinde bulunan kabartmaların bu tanrılardan bazılarına ait olduğu sanılıyor. Lugus, Esus, Cernunnos, Epona, Rosmerta, Teutates ve Sucellus gibi isimler bugün bizim için fazla bir şey ifade etmiyor; oysa bu tanrılar, Keltlerin günlük yaşamlarını büyük ölçüde etkilemişlerdi. Keltlerin, tanrıların onuruna insan kurbanları (çoğu kez savaşta yendikleri düşmanlarını) sunmaları olağandışı değildi. Bazen kurbanlarının kafaları ürkütücü bir süs olarak takılır, diğer zamanlarda ise, insan kurbanları sadece onların ölüm şekline bakarak kehanette bulunmak amacıyla sunulurdu.

Kelt dinsel dünyasının belirgin bir özelliği üç başlı tanrıydı. Encyclopedia of Religion’a göre, “Keltlerin dinsel simgelerinde en önemli etken herhalde üç rakamıydı; dünyanın çoğu yerinde üçlük kavramının mistik anlamı kabul ediliyorsa da, özellikle Keltlerin, bunun her zaman kuvvetle bilincinde oldukları anlaşılıyor.”

Bazı bilginler, bir tanrıyı üçlük ya da üç yüzlü olarak algılamanın, onu her şeyi gören, her şeyi bilen biri olarak kabul etmek anlamına geldiğini söylüyorlar. O zamanlar, belki ticareti “denetlemek” amacıyla, önemli yolların kesişme noktalarına üç yüzlü heykeller konulurdu. Bazı bilginler, bazen bu üçlüklerin “üç şahıstaki birlik” izlenimini yaratmış olduğunu doğruluyorlar. Bugün, Keltlerin üçlük tanrılarına ait heykellerin bulunmuş olduğu yerlerde, Hıristiyan âleminin kiliseleri Üçlüğü hâlâ aynı şekilde tasvir ediyorlar. Oysa, Mukaddes Yazılar, Tanrı ve İsa’nın birbirine eşit ve Üçlüğün birer şahsı olduğunu öğretmiyor.—Yuhanna 14:28; I. Korintoslular 11:3.

Evet, birçok insanın günlük yaşamı ve düşünceleri Keltler tarafından belki düşündüğümüzden de çok etkileniyor.

[Sayfa 18’deki şema/harita]

(Ayrıntılı bilgi için lütfen yayına bakın.)

Keltlerin yayılışı

La Tène

Roma MÖ 390

Delphoi MÖ 279

Galatya MÖ 276

Kuzey Denizi

Akdeniz

Karadeniz

[Sayfa 16, 17’deki resimler]

1. Eburonların reisi Ambiorix;

2. Gundestrup kazanı;

3. Demir tolga;

4. Bronz, demir ve altından yapılan tolga;

5. Bronz bilezik;

6. Stilize taş baş;

7. Terra-cotta vazonun üzerindeki üç başlı tanrıya dikkat edin;

8. Altından burma gerdanlık;

9. Altın süs;

10. Altından burma gerdanlık;

11. Bronz bir tolganın üzerindeki yaban domuzu süsü

    Türkçe Yayınlar (1974-2027)
    Oturumu Kapat
    Oturum Aç
    • Türkçe
    • Paylaş
    • Tercihler
    • Copyright © 2026 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
    • Kullanım Şartları
    • Gizlilik İlkesi
    • Gizlilik İlkesi
    • JW.ORG
    • Oturum Aç
    Paylaş