Dünyaya Bakış
“Son Gün” Yakın Mı?
Geçenlerde iki Nijeryalı bilgin, şimdiki dünya olaylarını dünyanın sonuna bağlamaya çalıştılar. National Concord gazetesindeki “İslam” adlı köşesinde yazan Fehmi Abbas, A.B.D. başkanı Ronald Reagan’ın 1983’te söylediği şu sözlerini aktarıyor: “Hepimizin Mukaddes Kitapta okuduğu Armagedon, büyük olasılıkla bizim zamanımızda olacaktır.” Reagan’ın sözleri, Abbas’ın iddia ettiğine göre, Muhammed’in önceden bildirdiği “Son Gün’ün alametlerinin yalnız kısmi bir gerçekleşmesidir.” New Nigerian adlı gazetenin yazdığı gibi. Lagos Üniversitesinde, uluslararası hukuk profesörü olan M.A. Ajomo adında bir başka bilgin, “Uluslararası Barış ve Güvenlik” başlıklı konferansında yakın tarihli depremler, savaşlar ve AIDS gibi hastalıklardan “sonun alametleri” olarak söz etti.
Televizyonda Şiddet
Alman televizyonunun iki ana kanalının bütün programlarını bir hafta boyunca inceledikten sonra, Bavyera Eğitim Bakanlığı, bunlarda “kaygı verici eğilimler” olduğunu fark etti. Alman araştırmacıların söylediklerine göre, ortalama olarak her sekiz dakikada, bir şiddet sahnesi gösteriliyor; çocukların en çok seyrettikleri akşam üstü 5-8 arasındaki saatlerde ise, en büyük saldırganlıklarla dolu sahneler var. Frankenpost gazetesinde Bavyeralı hükümet şu uyarıda bulundu: “Ana-babalar ve veliler, çocukları kontrolsüzce TV seyretmekten ve ekrandaki şiddet sahnelerinden korumaya çağrılıyor. Bu programları önceden dikkatle seçerek, öğleden sonra ve akşamın erken saatlerindeki filmlere bir göz atarak yapılabilir.”
Pasif Sigara İçene Ölüm
İsveç’in Sigorta Temyiz mahkemesince sigara içmeyen bir kadının “olası ölüm nedeni”nin başkalarının içtikleri sigaralar olduğuna karar verilmesiyle ailesine tazminat ödetildi. World Health dergisinde yazıldığına göre, “bu karar bu konudaki ilk karardır.” Yaklaşık 20 yıl boyunca bayan Gun Palm, Stockholm’deki yazıhanesini, sigara içen iş arkadaşlarıyla paylaştı. 1980’de 53 yaşındayken, onda genellikle sırf sigara içenlerin yakalandıkları bir akciğer kanseri türü görüldü. Kadın Şubat 1982’de öldü. İsveç Sigara İçme ve Sağlık Milli Kurumunun müdürü, bu kararın, “sigara içilmeyen çevreler yaratmak için alınan tedbirlere etkili bir şekilde katkıda bulunacağını” söyledi.
Fazla Nefes Almak
ASİA Week dergisine göre, fazla nefes veya hipervantilasyon, bir kalp krizinin, olası bir felcin veyahut mide rahatsızlığının belirtilerine neden olabilir. Aynı zamanda büyük korku, terleme, çarpıntı, göğüs ağrısı, görme bozuklukları, baş dönmeleri, astım, gastrit, migren, şaşkınlık, uyuşukluk ve konsantrasyon kaybı gibi rahatsızlıklara da yol açabilir. Normal hızı dakikada 12 ile 14 arasında değişirken, bazı kişiler 20 veya 30 kere nefes alırlar. Atletler, aktörler, şarkıcılar, üflemeli çalgı çalanlar ve devamlı faal olan kişiler daha çok tehlikeli bir durumda bulunmaktadırlar. Oysa göğüs hastalıkları uzmanı Dr. Claude Lum’a göre, hipervantilasyon hastası olan dört kişiden üçüne, doğru şekilde nefes almak öğretilebilir. Fakat doktorun uyardığı gibi, nefes almayı yoga vasıtasıyla kontrol etmeye çalışmak, “diğer bir yandan aşırılığa kaçmak” anlamına gelir.
“Dünyanın En Ağır İnsanı”
Bir Avusturya vatandaşı olan Albert Pernitsch, Dünyanın en ağır kişisi olduğunu iddia ediyor.” Bunu söyleyen Japan Air Lines Newsletter şöyle devam ediyor: “Çok yemek yiyen ve içki içen Pernitsch’in bir zamanlar bir oturuşta 80 büyük bardak bira, 7,5 litreden fazla şarap içip 14 tavuk yediği haber veriliyor.” Pernitsch, doğduğunda, 5,9 kilo idi, 15 yaşındayken 180 kilo oldu ve şimdi ise, 29 yaşında ve 397 kilodur. Bu kişi “bir Tokyo Fuarında bel çevresini göstermek için” uçakla Japonya’ya götürüldü. Jumbo 747 uçağının birinci sınıf kabinindeki altı koltuk çıkarılmalı, özel bir koltuk ve emniyet kemeri takılmalı, oturduğu yerin tabanı sağlamlaştırılmalı ve uçağa daha büyük bir tuvalet yerleştirilmeliydi. Pernitsch içinde yastık dolu bir kargo container uçağa bindirildi.
Ağır Bir Problem
Meksico City’deki La Raza Tıp Merkezinde endokrinolog (iç salgı bezleri uzmanı) olan Dr. Guillermo Ruiz, şişmanlığın bir “tiroid sorunu değil, oburluk” sorunu olduğunu söyledi. Doktora göre, şişmanlık, normalden fazla yağ dokuları yüzünden veya buluğ çağından önce mümkün olabilirse de, araştırmalar, şişmanlığın tiroidlerdeki bir bozukluktan değil, “daha az yemek yemek istememek”ten kaynaklandığını ve “bir annenin çocuğuna fazla yemek yedirdiği, hayatın ilk yıllarında başlayabil”eceğini gösteriyor. Şişmanlık, kalp hastalıklarına neden olan rahatsızlıklarla da bağlantılıdır; bunu için Dr. Ruiz, çare olarak uygun bir gıda rejimine ve egzersize işaret ediyor. Aynı zamanda “tombulları”, rejim haplarını fazla almaktan ileri gelen zehirlenmelere karşı uyarıyor.
Aids ve Organ Nakli
Greensboro, (A.B.D.) North Carolina’daki bir hastanenin memurlarının bildirdiğine göre, bilinmeyen AIDS’i kapan ve en azından iki organ başka kişilere nakledildi. İçinde AIDS antikorları bulunan organlar, kazaya uğrayan ve büyük miktarda kan aldığı halde beyin hücreleri ölmüş olan bir kişiden alınmıştı. Yapılan ilk kan testleri, bu kişinin kanının AIDS’e bulaşmış olduğunu göstermedi. Alınan yeni kanın, AIDS antikorlarını sakladığı anlaşılıyor. Nakledilen organların AIDS’i taşıdığı görülmediyse de, A.B.D. Hastalık Kontrol Merkezi, AIDS’li kişilerin organlarının “bulaştırıcı olabileceğinden” nakil için kullanılmaması gerektiği uyarısında bulunuyor.
Şaşırtıcı Bir Uçuş
Kısa kuyruklu yelkovanlar çok iyi birer uçucudurlar. Bu kuşlardan bazılarının ayaklarına 1949 yılında bilezik takıldı. Kasım 1985’te yeniden ayağına bilezik takılan bir kuşun ilki 1950 yılına aitti; dolayısıyla bu kuşun yaşı 35’in üstündeydi! Küçük kuş hala yumurtluyor ve hala yıllık göçünü yapıyordu. Her yıl Avustralya’nın güneydoğu ucuna yakın olan Tasmania adasından Japonya’nın kuzeyinde bulunan Bering Denizine kadar uçar. 35. göçünü yapan bu kuş gidiş dönüş için 1.000.000’dan fazla kilometre yol almıştır. Bunu, aya gidiş dönüş uzaklığı olan 813.400 kilometre ile karşılaştırırsak, tüylü arkadaşımızın astronotlardan daha fazla yol aldığı sonucuna varırız!
Kitaplar Daha İyidir
Almanya’nın Dortmund Üniversitesi tarafından 13-16 yaşlarındaki 1.050 erkek ve kız öğrenciyle ilgili bir araştırma, iyi öğrencilerin bilgisayar ve televizyon önünde az vakit harcadıklarını gösterdi. Neden? Çünkü onlar, “yazılı söz vasıtasıyla, batı kültürüyle daha fazla ilişki kurmayı” tercih ediyor ve modern teknoloji ve bilgisayarlar hakkında şüpheci bir görüşe sahip olarak kendilerini bundan daha uzak tutuyorlar. Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine göre buna karşıt olarak, “bilgisayar bağımlıları”, günde sekiz saatlerini ekran önünde geçiriyor. Bu vaktin üç veya dört saatini bilgisayarla meşgul olarak, kalanı ise, televizyon veya videoyu seyrederek geçiriyorlar.
Sahtekârlığa Karşı Dayanıklı Kâğıt
Sahtekârlığa karşı dayanıklı bir kâğıt türü, acaba fotokopi hilelerine son verecek mi? Londra’nın The Sunday Times gazetesinin yazdığına göre, bankacılar ve iş adamları bunu ümit ediyorlar. Lloyd’s deniz nakliyatı danışma servisine göre, dünya çapında her yıl sahtekârlık yüzünden 6 milyar dolar kaybediliyor. Bazı bankalar fotokopisi çekilmiş çekler ve bonolar yüzünden silahlı soygunlardan daha fazla para kaybediyorlar. Kitap ve müzik notaları yayıncıları da korsanlık yüzünden büyük paralar kaybettiler. Makalenin dediğine göre, yeni “Laser Baskılı Güvenlik Kâğıdı” sahtekârlığa dayanıklıdır, çünkü “göze görülmeyen, fakat kopyası çekildiğinde KOPYA kelimesini gösteren bir göz yanıltma yöntemini içeriyor. Her kâğıt sayfasında özenle hazırlanan bir filigran ve bir seri numarası bulunmaktadır.” Eğer Avrupa’da başarılı olursa, bu yeni kâğıt türü dünya çapında satılacaktır.