Dünyaya Bakış
Aids Ve Vudu İnancı
Aids’in (Kazanılmış Bağışıklık Eksikliği Sendromu) kaynağı hakkında yapılan tartışmalarda, Haiti’de uygulanan ispritizma alışkanlıkları da söz konusu oldu. Stuttgarter Nachrichten gazetesinin verdiği habere göre, Bundesgesundheitsblatt adlı yayın bu olanağı kayda değer buluyor. Gazeteye göre, “Aids, son yıllarda Haiti’de görülen Vudu veya zenci büyücülüğünün yeniden canlanmasına bağlı olabilir. Bu inancın kökeni ise göçmenlerin geldiği Orta Afrika’dır.” Özelikle Zaire’de AİDS’e özgü bazı tümörlere oldukça sık rastlanır. Amerika’daki ilk Aids’li hastalar, bu hastalığa herhalde Karayip’te veya Afrika’da yakalandılar. Gazete şöyle devam ediyor: “Vudu ayinlerinin bir özelliği, insanla hayvan kanlarını karıştırıp elde edilen karışımı ilaç olarak kullanmaktır. Şayet bir AİDS hastasının kanı kullanılırsa, onun kanındaki virüsün başkalarına bulaşması mümkün olur. Bu hiç de esrarengiz olmayan açıklama tarzı, bu hastalığın nasıl Afrika’dan Haiti’ye gelip (eşcinseller vasıtasıyla) Amerika’ya ve Almanya’ya da yayıldığının karanlık yolunu aydınlatmağa yarayabilir.
Dünya Sağlık Teşkilatı, geçenlerde Avrupa’daki Aids’li hastaların sayısını açıkladı. Buna göre 15 Ekim 1984’te bu hastalığa yakalananların kesin sayısı 559 (255’i öldü; yüzde 46’sı). Ekim 1983’ten başlamak üzere en büyük artışı gören ülkeler, Fransa (126 hasta), Federal Almanya (68) ve İngiltere, (64) idi. Zeitschrift für Allgemeinmedizin dergisinde yayımlanan bir tabloya göre, Ekim 1984’te söz konusu olan Avrupa ülkeleri şunlardır: Danimarka (28), Federal Almanya (110), Fransa (221), Hollanda (26), İngiltere (88), İspanya (18), İsveç (12), İsviçre (33) ve İtalya (10).
Dikkatler Kanın Üzerine Çevriliyor
Danimarkalı bilgin Niels Jerne “imünoloji (bağışıklığın bilimsel tetkiki) konusundaki büyük kuramcı” olarak ün yapmıştır. O, 1984’ün Nobel Tıp Ödülünü paylaştı. Brezilya’daki Veja dergisi, geçenlerde ona, üç yıl önce geçirdiği bir ameliyatta neden kan almayı kabul etmediğini sorduğunda, o, şöyle cevap verdi: “Bir kişinin kanı, parmak izleri gibidir, tıpatıp aynı olan iki kan türü yoktur. Bu nedenle kendi organizmamın bizzat işini yapmasını tercih ettim ve hiç sorun çıkmadan da iyileştim . . . . Genellikle bir bardak şarabın ve bir gün istirahat etmenin bu işi daha iyi başardığı fikrindeyim.”
Brezilya’nın genellikle kırsal bölgelerindeki Chagas hastalığı, şimdi şehirde oturanlar arasında da telaş verici bir hızla yayılıyor. Acaba neden? Brezilyalı O Estado de S. Paulo adlı dergiye göre, asıl nedenlerden biri kan naklidir. Bu hastalık taşıyan kanlar şehre taşınmış ve yemek parası için kanlarını satan köylülerden alınmıştır. Tıp persone li için, hastalığı bulmak maksadıyla kan verenleri ayırt etmek çok zordur. Chagas hastalığı, kalp ritim bozuklukları ve ölüme götürebilen iltihaplı reaksiyonlara neden oluyor.
İtalya’nın Alessandra şehrindeki bir hastanede 48 virüslü hepatit olayı incelendikten sonra, bulaşma olaylarının çoğunun (olayların % 33’ü) kan naklinden meydana geldiği saptandı. Minerva Medica adlı dergiye göre, geçenlerde İtalya’da 8.604 virüslü hepatit olayını inceleyen bir araştırma grubu bunların % 57’den fazlasının kan naklinden meydana geldiğini açıkladı.
“Temiz, Esirgeyici, Az Kanatan Ameliyat Tekniği”
Dr. A. Lamesch Luxemburger Wort gazetesinde şöyle yazıyor: “Organ nakli operasyonlarında, ameliyattan önceki kan naklinin, insan organizmasının bağışıklık gücünü zayıflattığı tekrar tekrar görülmüştür. Bu etkiden böbrek naklinde bile yararlanılıyor.” Gazete şöyle devam ediyor: “Fakat yeni bilgiler, kanser ameliyatlarında yapılan kan nakillerinin kötü bir etkisi olduğuna işaret ediyor; bağırsak ve akciğer kanseri ameliyatları sırasında kan vermiş olan hastalarda kanserin yeniden oluştuğu ve ilgili tümörlerin yayıldığı çok daha sık görülmüştür.”
“Kan naklinin zararlı etkisi” aynı zamanda göğüs kanserinde de gözlendi. Bunun nedeninin “bağışıklık güçlerinin azalması” olduğu sanılıyor. Japonya’daki tıbbi araştırmalar bu zannı desteklemektedir. Bununla beraber virüslerin etkisi de göz ardı edilmiyor. Dr. Lamesch şu sonuca vardı: “Ameliyatların başarılı geçmesi ve hastanın iyileşme umudu için, kanser operasyonlarında gereksiz kan nakillerinden kaçınırken temiz, esirgeyici, az kanatan bir ameliyat tekniğini uygulamak büyük önem taşımaktadır.”
Bebekler Caz Ve Rok Müziğinden Nefret Ederler
Bebeklerin, caz ve rok müziği yerine ninnileri tercih ettiklerini herkes düşünebilir. Japonyalı doktorlar, geniş bir deneyle müziğin bebekler üzerindeki etkisini ispat ettiler. Selecta dergisinde çıkan bir habere göre, yaşları bir haftalık, 100’den fazla bebeğe değişik müzik türlerini dinlettiler. “Ağladıkları zaman bebeklerin % 70 ila 90’ı Johannes Brahms’ın bir ninnisi ile susturulabildi. Fakat caz müziği dinletildiği zaman, ağlamağa devam ettiler. Tabii 21 bebekten 3’ü, caz müziği vasıtasıyla uyandırılıp ağlatılabildi ve uyuyan 13 bebekten biri rok müziği çaldıkları zaman ağlamağa başladı.” Bunun yerine bir ninni çalındığı zaman, uyuyan bütün bebekler uyumağa devam ettiler.
Kötü Arkadaşlık
“Erkek ve kız çocukların suçlu arkadaşları varsa, onların da suçlu olmalarına daha büyük ihtimal vardır.” İngiltere İçişleri Bakanlığının Araştırma ve Planlama Bölümünün tarafından buluğ çağındaki başa bela olan çocuklar üzerinde yaptırılan bu araştırma, ana-babaların, suçlu kişilerle arkadaşlık yapmanın tehlikesini hafife aldıklarına dikkati çekti. Görüşme yapılan gençlerden üçte ikisinin, geçen yıl yasal olmayan işlere karışan arkadaşları vardı. Londra’nın The Times gazetesine göre, suçluluk sorunuyla ilgili bir etken, “babayla yakın bir ilişkiye sahip olmamak”tır. Habere göre, son 10–15 yılda aile hayatının yapısında büyük değişiklikler oldu —boşanmalarda, sadece anne veya babalı ailelerde ve çalışan annelerde artışlar— bu yüzden genç kişiler, önceki kuşaklara oranla daha özerk davranıyorlar.
TV Ve Şişmanlık
A.B.D.’de altı-on bir yaşları arasında televizyon seyredenleri inceleyen Harvard Üniversitesindeki bir araştırıcılar grubu, fazla televizyon seyretmenin gençlerde şişmanlığa yol açtığını bildiriyor. Bu yaşlardaki çocuklarda gözlenen şişmanlık oranı —normal olarak yüzde 15’tir— televizyon önünde geçirilen her ek bir saat için bu oran yüzde 2 artıyor. Neden mi? Çünkü sanki bu ışıklı kutuya yapışmış olan çocuklar, daha çok atıştırıp daha az hareket ediyorlar. Araştırmacılardan biri olan Dr. William H.Dietz şöyle diyor: “Çocuklar haftada aşağı yukarı 25 saat televizyon seyrediyorlar ve bu ise, çok hareket gerektirebilen başka şeyleri yapmadıkları 25 saat demektir.”
Yolcular İçin Uyarılar
Yolcuların bağırsak hastalıklarına tutulmalarını önlemek maksadıyla, Üçüncü Dünya ülkelerine giden Batılı turistlere genellikle yerli sulara alkol katmaları veya hiç su içmemeleri öneriliyor. Fakat Teksas Üniversitesindeki araştırıcılara göre, bu yöntemler başarıyı garanti etmiyor. Araştırmacılardan biri olan Dr. Herbert L. Dupont’a göre, ishale neden olan mikropları yok etmek için “alkol oranı o kadar yüksek olmalı ki, bu artık pratik bir öneri olmaktan çıkıyor.” Ayrıca, yolcuların bağırsak hastalıklarına tutulmalarının asıl nedeni, sudan çok, mikroplu yiyeceklerdir diyor. Turistlere çok sıcak yemekler, turunçgiller, ekmek gibi kuru yiyecekler ve jöle gibi şekerli yiyecekler tavsiye ediyor.
Gençler Ve Tütün
Federal Almanya’nın Parlamentosunda temsil edilen her siyasal grup, kanunen genç kişileri sigara içmeğe karşı korumak istiyor. Gençler, Aile ve Sağlık Komisyonunun sekiz saate yakın bir zaman 20 uzmanı dinledikten sonra bile, “hangi koruyucu önlemlerin gerçekten etkili ve yerinde olacağına” hâlâ karar vermedi. Fakat uzmanlar, en önemli etkenin “sigarayı bırakmakta kararlı olmak veya hiç başlamamak” olduğunu belirttiler. Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi şu yorumu yaptı: “Bunun ne kadar zor olduğunu uzmanlar da fark ettiler, çünkü sigaranın tehlikeleri hakkındaki oturumun yapıldığı toplantı salonunda çok sayıda sigara içiliyordu.”
Türkiye Cumhurbaşkanı Sigara Konusunda Uyarıda Bulundu
27 Aralık 1985 tarihli Milliyet gazetesine göre, Cumhurbaşkanı Evren “Kötü alışkanlıklara son” kampanyasını açtı. Evren, bütün vatandaşları “içki, kumar ve sigarayı bırakmağa” çağırdı. Kendisi bir yıldan beri bizzat sigarayı bıraktığını söyledi.