Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • g 4/85 s. 18-20
  • Göklere Daha Derin Bir Bakış

Bu kısım için bir video yok.

Üzgünüz, video yüklenirken bir hata oluştu.

  • Göklere Daha Derin Bir Bakış
  • Uyanış!—1985 (Bilimsel Seri 13-16)
  • Altbaşlıklar
  • Benzer Malzeme
  • YILDIZ OLMAYAN PARILTILAR
  • PULSARLAR
  • YAKIN KOMŞULARIMIZ
  • DÜŞÜNÜLMEYEN RAKAMLAR
  • Galile’nin Teleskopu Sadece Bir Başlangıç!
    Uyanış!—1992
  • Evrenin Çözülen Bazı Sırları
    Uyanış!—1992
  • Uzayda Hayat Aranıyor
    Uyanış!—1982 (Bilimsel Seri 1-4)
  • Öylesine Gizemli Öylesine de Güzel
    Uyanış!—1996
Daha Fazla
Uyanış!—1985 (Bilimsel Seri 13-16)
g 4/85 s. 18-20

Göklere Daha Derin Bir Bakış

SON olarak ne zaman yıldızlara dikkatle baktınız? Arasıra bunu yaparsanız, göğün enginliği, karmaşıklığı ve ululuğu karşısında şaşkınlığa düşmek için bir dürbüne veya teleskopa gerek olmadığını anlarsınız. Yaklaşık 3000 yıl önce İsrail’in kralı Davud, birçoğumuzun arasıra hissettiklerimizi şu sözlerle dile getirdi: “Göklerini, ellerinin işlerini, koyduğun ve ay ve yıldızları görünce dedim: İnsan nedir ki, sen onu anasın? Âdemoğlu nedir ki, sen onu arıyasın.”—Mezmur 8:3, 4.

Davud, çıplak gözle gördüğü yıldızlar hakkında konuştu. Fakat Galile’nin günlerinden beri insan, doğal görme yeteneğini teleskoplar vasıtasıyla güçlendirdiğinden, göğün düşünülenden çok daha muazzam olduğunu öğrendi. İnsan, parıldayan yıldızların bir çoğunun arasında, aslında güneşimizden çok daha büyük güneşlerin bulunduğunu öğrenmiştir. Onlar sadece çok uzakta oldukları için küçük görünüyorlar. İnsan, galaksiler olarak adlandırdığı ve bir eksen etrafında dönen milyonlarca büyük güneş kümesinin varlığını öğrenmiştir.

Bizzat güneşimizin de içinde bulunduğu galaksi, milyarlarca başka güneşi de kapsamına alır. Işığın saniyedeki 300.000 kilometrelik hızıyla bazı galaksilerin bir ucundan diğer ucuna ulaşmak için yarım milyon yılın geçmesi gerekecektir. Bununla birlikte, galaksilerin çoğu, güneşimiz kadar veya daha da parlak olan sayısız yıldızlardan müteşekkil olduğu halde çıplak gözle görülmeyecek kadar uzaktır.

YILDIZ OLMAYAN PARILTILAR

Son yıllarda radyo teleskop, optik teleskopun yardımına koşmuştur. Bu yeni teleskop, uzaydan yeryüzüne ulaşan radyo dalgalarını yakalar. Bu yöntemle astronomlar, bizim “Ay ve yıldızları”ı çok daha iyi anlayabilmemizi mümkün kılmışlardır. Arasıra daha önce fark edilmeyen bazı gök cisimlerinin varlıkları bile anlaşılmıştır. Örneğin 1963 yılında astronomlar, Kalifornia, (A.B.D.) Mount Palomar’daki optik teleskopu kullanarak ve radyo teleskopun yardımıyla göklerde yeni, hiç beklenmeyen ve tam anlamıyla şaşkınlık veren bir cisim buldular.

O zaman, yeni 1960’lı yılların başlarında radyo teleskopu kullanan astronomi henüz gelişmekteydi. Gökteki bazı kaynaklardan radyo dalgaları geldiği halde, bilginler bunun kaynağını tam olarak tespit etmekte zorluk çekiyorlardı. 1963 yılında bu durum tam anlamıyla değişti. Çünkü o yıl aynı, uzaydan gelen belirli radyo dalgalarının kaynağının önünden geçerken, geçici olarak dalgaları engelleyebileceği tahmin edildi. Ayın yörüngesi tam olarak bilindiği için, bu rastlantı vasıtasıyla radyo dalgalarının doğrultusunu saptamak mümkün olmalıydı. Avustralya’daki Perkes radyo teleskopu vasıtasıyla başarılı gözlemler yapıldı ve radyo dalgalarının kaynağının donuk mavimsi ışığı olan bir yıldız olduğu öğrenildi.

Bu yıldız, Mount Palomar’daki 508 santim çapındaki dev aynalı optik teleskop vasıtasıyla daha da dikkatle gözlendi. Bu cismin bir yıldız olmadığı ortaya çıkınca da herkes şaştı. Dolayısıyla cisim kuasar olarak adlandırıldı, ki bu İngilizce “quasi-steller radio source”un (yıldızımsı radyo dalgaları kaynağı) kısaltılmış şeklidir. Kuasarın ışığının bize ulaşması için, iki milyar yılın gerekli olduğu hesap edildi. Elde edilen delillere göre bu cisim nispeten küçük olmakla birlikte, inanılmayacak kadar çok ışık saçmaktadır.

Şimdi başka kuasarlar da bulunmuştur. Büyük bir teleskopla en az on milyon kuasarın görülebileceği sanılmaktadır. Birkaç astronomdan başka, herkes, onların dünyadan çok uzak, 2 ile 15 milyar yılıa kadar uzakta olduklarına inanırlar. Astronom ve fizikçi olan doktor Edward R. Harrison kuasarları şöyle tanımlar: “Büyük bir odanın galaksiyi temsil ettiğini tasavvur edin. Korkunç ölçüde ışık saçan bir kuasar, bu odanın içinde uçuşan bir toz taneciğinden büyük değildir.” Bununla birlikte bu ‘toz taneciklerinin’ her biri, ortalama olarak galaksimizin milyarlarca yıldızının tümünden yüz kat daha fazla enerji vermektedir.

Acaba kuasar nedir? Bunun cevabı tam olarak bilinmiyor, fakat buna dair birçok kuram var. İşte, ilginç olanlardan biri: En uzak kuasarların ışığının bize ulaşması için 15 milyar yıl gereklidir. Böylece onları 15 milyar yıl önceki durumları gibi görüyoruz. Bilinen hiçbir kuasar 15 milyar ışık yılından uzak değildir; dolayısıyla onlar 15 milyar yıl önce cereyan etmeğe başlayan bir olayı yansıtıyorlar.

Şu anda en popüler kurama göre, evren, yaklaşık 18 ila 20 milyar yıl önce bir “büyük patlama” ile başlamıştır. Böylece kuasarlar, evren ‘ancak’ 3 ile 5 milyar yaşındayken meydana geldiler. Bu kurama göre, bu süre galaksilerin aşağı yukarı oluşmaya başladıkları vakittir. bu nedenle kuasarlar belki doğmak üzere olan galaksilerdir.

PULSARLAR

Astronomlar 1967 yılında çok garip bir cisim keşfedince gene şaşırdılar. Önce bunun yer yüzüyle bağlantı kurmak isteyen dünyamızın dışındaki zekâ sahibi bazı varlıklar olduğunu sandılar.

İngiltere’deki Cambridge şehrinde bulunan Muallard Radio Astronomy Obervatory’de çalışanlar genel bir inceleme yaparken, yeni bir sinyal türüne rastladılar. Bu sinyal, gelip giden, muntazam bir ritimle nabız gibi atan bir radyo sinyalidir. Tahmin edebileceğiniz gibi, hareket eden arabalar gibi yöresel kaynaklı parazitler de radyo astronomisi için büyük sorunlar yaratmaktadır. Dolayısıyla başlangıçta bu garip sinyallere önem verilmedi. Bununla birlikte daha sistemli bir araştırma, sinyallerin trafik gürültüsünden değil uzaydan geldiklerini gösterdi.

Acaba uzayın neresinden geliyordu? Önce, galaksimizin içindeki yıldızlardan geliyormuş gibi göründü. Nabız gibi atan ışık ve radyo dalgalarından dolayı bu garip cisimler ‘pulsar’ (nabız gibi atan) olarak adlandırıldı. Fakat pulsarlar normal bir yıldıza benzemez. Onların özel sinyallerini vermek üzere denizci fenerleri gibi dönüp gelmeleri gerekmektedir. Yaklaşık olarak her saniyede bir kez attıkları için—tanesi saniyede 30 kez atar—çok küçük olan bir topaç gibi dönmeleri gerekmektedir. Şimdilik astronomlar pulsarların çapının ancak 24 kilometre olduğuna ve sadece 10 santimetrekübün milyonlarca ton ağırlığında olacak kadar yoğun kütleleri olduğuna inanıyorlar. Aynı zamanda onların çok sıcak ve çekim sahalarının ise çok büyük olduğu sanılıyor. Bunlar gerçekten garip cisimlerdir.

YAKIN KOMŞULARIMIZ

Geçen yirmi, otuz yıl içinde de yakın komşularımız hakkında çok şaşırtıcı yeni bilgiler edindik. Bildiğiniz gibi güneşin etrafında dönen en az dokuz gezegen var ve küremiz ancak onlardan biridir. İnsansız uzay gemileri, uzayın boşluğunda yol alıp, diğer gezegenlerin yakınından geçerken, dünyaya resimler gönderdi. Böylece komşu gezegenlerin heybetli oldukları, fakat çekici olmadıkları anlaşıldı.

Venüs, sürekli olarak sülfürük asit bulutlarıyla sarılmış, yüzey sıcaklığı erimiş kurşundan yüksek olan, kızgın bir gezegendir. Mars ise soğuk, cansız bir gezegendir; var olduları düşünülen Marslılardan bir iz yoktur. Jüpiter genellikle bir gaz topu görünümündedir. Enerji saçar (fakat bir güneş olacak kadar değil) ve etrafında 16 aydan oluşan küçük bir güneş sistemi vardır. Ondan sonra gelen Satürn; Jüpiter ve Uranüs’ün etrafında da bazı dairelerin varlığı keşfedilince, bu tür dairelere sahip tek gezegen olma ününü kaybetti. Fakat Satürn’ün dairelerinin güzel görüntüsü diğerlerininkiyle kıyas kabul etmez.

1979 yılında Voyager I adlı uzay gemisi, faal yanardağların sadece yeryüzünde bulunmadığını keşfetti. Bu küçük uzay gemisi, Jüpiter’in Io adlı büyük bir ayın yanından geçerken, püskürtmekte olan bir yanardağın resmini çekti. Aynı zamanda küremizin en büyük dağı olan Everest’in, büyük dağlar arasında pek de büyük sayılamayacağı anlaşıldı. Örneğin Mars’ta bulunan Olympus Mons adlı volkanik bir dağ, o gezegenin yüzeyinden 24.000 metre kadar yükseliyordu.

DÜŞÜNÜLMEYEN RAKAMLAR

Büyük rakam dizilerini kullanmadan evren hakkında pek konuşamayız. Örneğin küremizin çapı yaklaşık 12.900 kilometredir. Bunu güneşinkiyle karşılaştıralım; onun çapı ise 1.398.000 kilometredir ve bir milyondan fazla dünyayı içine alabilir. Güneşin yüzey sıcaklığının yaklaşık 6.000 derece ve iç sıcaklığının ise, 15.000.000 dereceden fazla olduğuna inanılır.

Bununla birlikte, 1981 yılında Explorer uydusunun bir yıldız hakkında yaptığı incelemeden güneşimizin oldukça küçük olduğu anlaşılmıştır. R136a olarak tanınan bu çok sıcak mavi yıldız, güneşimizden on kat daha sıcak, 2.500 kat daha yoğun, bir milyon kat daha büyük ve yüz milyon kat daha parlaktır. Bütün bunları düşünebilir misiniz?

Bu olağanüstü görüntüleri açıklamak için ileri sürülen kuramların birçoğu şüphesiz zaman zaman değişikliğe uğrayacaktır. Gene de harikulade bir evrende yaşadığımız kesindir ve uzayın daha derinliklerini araştırmakla, Kral Davud’a daha da hak vereceğiz. “Ay ve yıldızlar” yanında ‘insan’ gerçekten önemsizdir.

Gene de gökler hakkında derinleşen anlayışımız, kendi küçüklüğümüzü göstermekle birlikte, bu harikaların kaynağı olan Yehova Tanrı için takdir ve hayertimizi geliştirir. Mukaddes Kitap şöyle bir çağrıda bulunuyor: “Gözlerinizi yukarı kaldırın, ve görün, bunları kim yarattı; o ki, bunların ordusunu sayı ile çıkarır; onların hepsini adları ile çağırır; kudretinin büyüklüğünden ötürü, ve kuvvetinin zoru ile onlardan hiçbiri eksilmez.”—İşaya 40:26.

[Dipnotlar]

a Bir ışık yılı, ışığın bir yılda aldığı yoldur. Bu, aşağı yukarı 9.460 milyar kilometredir.

[Sayfa 19’daki resim]

Güneş sisteminde Satürn’ün dairelerinin güzelliği eşsizdir.

    Türkçe Yayınlar (1974-2027)
    Oturumu Kapat
    Oturum Aç
    • Türkçe
    • Paylaş
    • Tercihler
    • Copyright © 2026 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
    • Kullanım Şartları
    • Gizlilik İlkesi
    • Gizlilik İlkesi
    • JW.ORG
    • Oturum Aç
    Paylaş