Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • g 4/84 s. 5-9
  • Tıp Bilimi Zor Sorunlarla Karşı Karşıyadır

Bu kısım için bir video yok.

Üzgünüz, video yüklenirken bir hata oluştu.

  • Tıp Bilimi Zor Sorunlarla Karşı Karşıyadır
  • Uyanış!—1984 (Bilimsel Seri 9-12)
  • Altbaşlıklar
  • Benzer Malzeme
  • GEZEGENİMİZİN BAŞKA BÖLGELERİNDE
  • BAŞLAMA SEBEPLERİ KONTROL EDİLEMİYOR
  • HASTALIK MAYINLARI
  • “KENDİ KENDİMİZİ ÖLDÜRÜYORUZ”
  • HAYAT SÜRESİ NE KADAR UZATILABİLİR?
  • Hastalıklar—Bir Gün Sona Erecek mi?
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—1984 (Dinsel Seri 37-47)
  • 20. Yüzyılda Salgın Hastalıklar
    Uyanış!—1998
  • Mikropların Öcü
    Uyanış!—1996
  • Hastalık ve Ölümle Mücadele Kazanılmakta mıdır?
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—1994
Daha Fazla
Uyanış!—1984 (Bilimsel Seri 9-12)
g 4/84 s. 5-9

Tıp Bilimi Zor Sorunlarla Karşı Karşıyadır

1970’li yıllarda Amerika Birleşik Devletlerinde Milli Sağlık Enstitüleri, hastalıklar ve araştırmalar için 20 milyar dolardan fazla harcadı. Bunun üçte biri kanserle ilgili araştırmalar için kullanılmıştı. Sonuç acaba ne oldu? Amerikan Kanser Cemiyeti 1978 yılında son yirmi beş yıl içinde akciğer kanserinin yüzde 200 oranında arttığını söyleyerek uyarıda bulundu; bunun başlıca sebebi ise, sigara kullanımı olduğu sanıldığını ilan etti. Bu, tıp bilimin karşılaştığı şeylerden biriyle ilgili çok acı bir örnektir. İnsanların yaşam tarzı, tıp biliminin başa çıkabileceğinden daha büyük sorunlar yaratıyor.

“Nedeni bilinmiyor.” 20 milyar dolar sarfedilen uğraşın ardından yazılan raporların çoğunun sonunda kullanılan bu cümle, tıp biliminin önündeki engellerden birini daha ortaya çıkardı. Katmerli skleroz, kas distrofisi, beyin felci, kistik fibroris ve hatta yaygın soğuk algınlığı hastalığı bile sırlarını hâlâ saklıyorlar. Bazı salgın hastalıklara karşı yapılan savaşta ilerlemeler kaydedilmektedir. Oysa bunlarda bile antibiyotiklerin yanlış veya gereğinden fazla kullanılması yüzünden çeşitli sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Bunların dışında, doktorların sorunlarına katkıda bulunan “meslek riskleri” de vardır. Örneğin, H.S. News and World Report dergisine göre, serum hepatiti, “hastanelerdeki kan nakillerinin ve sokaklardaki uyuşturucu madde kullanımının artması yüzünden artmaktadır.”

U.S. News and World Report aynı zamanda şunu da açıkladı: “Bir zamanlar yenilgiye uğratıldığı zannedilen zührevi hastalıklar da korkutucu bir dönüş yapmaktadır.” Başka haberler de bunu doğruluyor. CDC, 1980 yılında A.B.D.’deki frengi olaylarında yüzde 33,4 oranında bir artış olduğunu açıkladı. The New York Times gazetesinin bir haberine göre, bel soğukluğu en çok görülen mikrobik hastalıktır. “Dünya çapında her yıl yaklaşık 100 milyon belsoğukluğu olayı görülmektedir.”

Diğer yandan, The Journal of the Amerikan Medical Assaciation dergisi, klamidal (su yosunu) enfeksiyonu diye adlandırılan ve teşhisi çok güç olan bir şeyin neden olduğu başka bir zührevi hastalığın “belsoğukluğundan yüzde 50 oranından daha fazla yaygın” olduğunu yazıyor. Cinsel organlardaki herpes (Herpes Genitalis) tehlikesi de, halen tedavisi olanaksız görülmektedir. Doktorlar gezegenimizdeki hastalıkları ortadan kaldırmaya çalışırken, insanların yaşam tarzı yeni sorunlar yaratmaktadır.

GEZEGENİMİZİN BAŞKA BÖLGELERİNDE

Batı Avrupa ülkelerinde hemen hemen her 500 kişiye bir doktor düşmektedir. Durumun ideal olduğu düşünülen yerlerde bile, insanların yaşam tarzları, doktorların, hastalıkları dünyadan silme rüyasını boşa çıkarmaktadır. İnsanların fakirlikleri yüzünden doktorları seyrek görebildikleri ülkeler için acaba ne denilebilir? Bilim adamlarının bu ülkelerde de bazı başarıları olmuştur. Örneğin çiçek hastalığının yenilgiye uğratılmasının etkileri en çok fakir ülkelerde hissedilmiştir.

Ancak başarıların az, çabaların boşa çıktığı durumlar ise, çoktur. Dünya Sağlık Teşkilatına göre, insanların yüzde sekseninin kırsal bölgelerde ve çoğunluğun politik dengesizlik içinde yaşadığı dev Afrika kıtasında, birçok sağlık projesi başlatılmıştır; ancak bunların pek azı sonuna kadar devam ettirilebiliyor. Buralarda her 5.000 kişiye bir doktor düşüyor; milyonlarca insan gıdasızlık, fakirlik, cahillik ve batıl inançların etkisinde yaşarken, büyük çaptaki uluslararası gayretler bile, Afrika’nın baş düşmanı olan hastalıklarla başa çıkamıyor.

100 Milyon Afrikalı sıtmanın etkisindedir. Kıta nüfusunun hemen hemen dörtte birinde de uyku hastalığı vardır. Bir bölgede yaşayan on milyon kişi bir tür sığır tatarcığı tarafından bulaştırılan nehir körlüğünün tehdidi altındadır. En azından 1.700.000 kişi cüzamlıdır ve birçok kimsede kolera görülmektedir. Çocuk felci, sari menenjit, verem, hıyarcıklı veba, kızamık, salyangoz humması ve başka bulaşıcı hastalıklar, milyonlarca yetişkini ve beş yaşından küçük çocukların yarısını öldürüyor.

BAŞLAMA SEBEPLERİ KONTROL EDİLEMİYOR

Tıp bilimi ilerlemiş veya gelişmemiş bir ülkede bile baş edebileceğinden daha fazla sorunlarla karşılaşmaktadır. Ana nedenler, laboratuvarların dışında bulunmaktadır. Bunlar, sosyal, ekonomik ve çevreseldir. Hastalıkların başlama nedenlerini önleyebilmek için doktorların kullanabilicekleri çok az haplar ve daha da az cerrahi aletler vardır.

Örneğin, Kaliforniya Üniversitesinde çalışan antropolog R.D. Mc Cracken, “şeker ve kalp hastalığı, felçler, şizofreni, alkolizm ve hatta bazı kanser türleri”nde tahıllarda, patateste ve rafine edilmiş şekerde bulunan karbonhidratların büyük rol oynadıklarına inanıyor. Ona göre, en kötü yiyecek, az çok saf veya tam saflığı yükseltilmiş şekerdir. Şöyle diyor: “İki yüzyıl önce, İngiltere’de adam başına düşen şeker tüketimi üç buçuk kilogramdı. Bu miktar bugün elli beş kilodur.”

Mc Cracken, Amerikan Antropoloji Kurumunun bir toplantısında yaptığı röportajda, dejeneratif hastalıkların son yüzyıl içinde zengin ülkelerde daha çok insanın hayatına mal olduğuna dikkati çekti. Onun ilginç bir iddiası eski insanların bir bakıma günlerimizdekinden daha sağlıklı olduklarıyla ilgiliydi.

HASTALIK MAYINLARI

Ortaya çıkmaya hazır olan salgın hastalıklar, gizli mayınlar gibidir. Bir ülke, gelişmiş olsun veya olmasın, bir salgın, en beklenmedik anda patlayabilir. Örneğin, parazitlerin neden oldukları bazı hastalıklar birçok kimsenin, bazı doktorların bile önemsiz saydıkları, hatta bu tip hastalıkların bulunmadığını zannettikleri için, çok yüksek bir yaşam standardına sahip bir ülkeyi bile istila edebilir. CDC’nin parazitlerle ilgili hastalıklar bölümünde çalışan Dr. Myron Schultz, sıtmanın 1940’larda bir hastalık olarak Amerika Birleşik Devletlerinden silinmiş olması gerektiğini söyledi. Oysa halen yer yer sıtmanın varlığı görülmektedir. Dr. Schultz, şöyle uyardı: “Halkımız sıtmaya karşı bağışıklık kazanmamıştır. Ülkemizde sıtmaya yayabilecek sivrisinekler bulunmaktadır.”

Ayrıca hızlı ulaşım, dünyanın bir ucundaki salgın hastalığı gelişmiş ülkelere hemen taşımaktadır. İngiltere’deki Liverpool Tropikal Tıp Okulunda Profesör olan Brian Maegraith, Kraliyet Tıp Cemiyeti’nin bir sempozyumunda şunları söyledi: “Bugün Britanya’da yaşayan bir kişi Batı Afrika’da sıtmanın kötü bir türüne yakalanıp aynı gün evine dönebilir.”

“KENDİ KENDİMİZİ ÖLDÜRÜYORUZ”

Her şey incelenip tekrarlandığında, insanların dertlerinin çoğunluğunun gene kendileri yüzünden ortaya çıktığı anlaşılıyor. Kalp ve spor doktoru olan Dr. Kenneth Cooper şöyle diyor: “Biz, kendimizi öldürüyoruz. Fakat bu kadar çabuk ölmemiz gerekmez. Ölüme neden olan başlıca beş sebepten her biri, bir dereceye kadar önlenebilir.”

Kalp ve akciğerlere yardımcı olmak üzere aerobik egzersiz yöntemini geliştiren Dr. Cooper, ölümlerin baş nedeni olan kalp hastalıklarının, “uygun kiloları korumak, perhiz ve egzersiz yapmak ve tütünden uzak kalmakla azaltılabileceğini” söylüyor. Ölüme neden ikinci etken olan akciğer kanseri ise, genellikle yüzde 88 oranında sigara içenleri etkiliyor. Üçüncü neden ise, trafik kazalarıdır. A.B.D. National Security Council’e göre, herkes emniyet kemerini bağlasaydı, ölüm önemli oranda azalırdı. Dördüncü neden, bir karaciğer hastalığı olan sirozdur. Buna çoğunlukla alkol neden olur. Beşincisi inmelerdir; bunun şişmanlıkla yakın bağı vardır. Cooper şöyle diyor: “Elli milyon Amerikalının toplam olarak yarım milyar fazla kilosu var. Şişmanlık hipertansiyona neden olur. O da kalp krizine yol açar.”

Aşırı alkol kullanımı, mide hastası olarak veya bağırsak kanaması ya da sirozlu bir karaciğerle hastanelere yatan her yüz hastadan yirmi beşinde önemli bir etkendir. Amerika Birleşik Devletlerinde trafik kazalarında ölen 50.000 kişinin yarısından fazlasının ölümüne sarhoş araba kullanımı neden olmaktadır. Eroin kullanımı yüz binlerce kurban alıyor: Bu, New York şehrinde oturan gençler arasında ölümün başlıca nedeninden biridir. Bir milyondan fazla Amerikalı uyku hapı kullanmaya alışmıştır. Her yıl sekiz milyara yakın uyarıcı amfetamin hapı yutulmaktadır. Genellikle kalp hastalıklarına ve akciğer kanserine yol açıp ölüm nedeni olan sigarayı içen 50 milyon Amerikalı her yıl 8 milyar dolar harcamaktadırlar. İnsanların başlıca ölümü, bizzat yaptığı suistimalden gelmektedir.

Dolayısıyla, tıbbi bakım masrafları bir sorun olmasaydı, herkesin hemen ulaşabileceği bir doktor bulunsaydı, nüfus patlaması, çevre kirliliği ve hastalıkların bütün diğer görünür nedenleri yok edilseydi bile, gene de bir doktorun söylediği gibi: “Kendimizi hasta edip . . . . hatta öldürmek için ısrarla uyguladığımız sayısız yol ve yöntem olacaktı.”

HAYAT SÜRESİ NE KADAR UZATILABİLİR?

Fakat farz edelim ki, insanlar bir an kendilerine zarar vermeyi bıraktılar. Evet, ölümün başlıca nedenleri ortadan kaldırılsaydı. Bütün çabamızla yaşamaya uğraşsaydık, acaba ne kadar yaşayabilirdik? Tıp bilimi o zaman rüyasına erişibilecek miydi?

Zoolog olan James Giesel, yine de “Hayır” diyor. Hayat süresi belki birkaç yıl uzatılabilirdi, ancak ona göre, başka hastalıklar öldürücü olmaya başlayacaktı. Yaşlı insanların dayanıklılığı azalmaya devam edecekti. Giesel, “yaşlılar yine de zatüree ve grip gibi hastalıklardan ölürlerdi” diyor. Neden? Her şeyden önce, yaşlanmanın nedenleri henüz anlaşılmış değildir. Giesel, sözlerini şöyle bitiriyor: “Yakın bir gelecek için hayat süresini uzatmak veya yaşlılığı ertelemek, pek mümkün görünmüyor!”

İnsanların sağlıklı, ruhi değerlerin her şeyden daha önemli olduğu bir yaşam tarzını benimsemeleri gerekiyor. Bu gerçek, bundan 2.000 yıl önce Resul Pavlus, soysuzlaşan Roma İmparatorluğunda yaşamakta olan Hıristiyanlara yazarken biliniyordu: “Tanrısal bağlılık (YD) şimdiki ve gelecek hayatın vadine malik olarak her şey için faidelidir.”—I. Timoteos 4:8.

Yaşlılık ve ölümün ortadan kalkması ise, “Allahın çadırı insanlarla” beraber oluncaya kadar gerçekleşmeyecektir. Sadece “artık ölüm olmayacak” vaadinde bulunan Yehova Tanrı, “gözyaşlarını silebilir.”—Vahiy 21:3, 4.

[Sayfa 9’daki çerçeve]

HERPES GENİTALİS

Hakkında Ne Yapılabilir ve Ne Yapılmamalıdır?

HERPES NEDİR? Herpesi oluşturan bir bakteri değil, bir virüstür. Herpes simpleksin 1. tipi, genellikle ağız çevresinde uçuklar oluşturur. Herpes simpleksin 2. tipi ise, cinsel organlarda ve etrafında enfeksiyona neden olur. Çok nadiren de, 1. tip cinsel organlarda, 2. tip ise, ağız çevresinde olabilir.

NASIL TESPİT EDİLİR? Bir kimsenin cinsel organında herpes olup olmadığını ancak bir doktor laboratuvar testleriyle anlayabilir. Bazen başka hastalıklar da herpesle karıştırılabilir.

NASIL YAYILIR? Doktorlar, bir kimsenin tuvaletlerde veya banyolarda herpes’i kapamayacağını söylüyorlar. Enfeksiyonlu kısımlarla temas edilirse, geçebilir. Enfeksiyona neden olan sebepler etkin durumdaysa, uçuklar dokunma veya öpüşmeyle de geçebilir. Cinsel organlardaki herpes, cinsel organlarla her türlü temasla bulaşabilir.

NE ZAMAN BULAŞICIDIR? Her iki tip için de geçerli olmak üzere, herpes uçuklar tamamıyla iyileşinceye kadar bulaşıcıdır.

TEHLİKELERİ: Tehlikeler arasında şunlar vardır: (1) Herpes dokunmakla yeni bir yere sıçrayabilir. Dolayısıyla enfeksiyonlu yere dokunduktan sonra kolayca uçukluyabilecek göz, burun delikleri veya cinsel organlar gibi, vücudun nazik yerleriyle temas edilmemelidir. Enfeksiyon gözlere yayılırsa, ciddi bir göz enfeksiyonuna (herpes keratitis) yol açabilir. (2) Cinsel organlarında herpes olan hamile kadınların düşük yapma ihtimali diğerlerinden beş ile sekiz kat fazladır. (3) Annelerine cinsel organ herpesi bulaşmış olan yeni doğmuş çocuklara da bu hastalığın bulaşma ihtimali vardır. Herpese yakalanan bebeklerin yarıdan çoğu, ya ölürler, ya da ciddi şekilde sakat kalırlar.

TEDAVİSİ: Doktorlar, rahatsızlığı biraz giderip, enfeksiyonun yayılmasını önlemeye çalışmaktan başka bir şey yapamıyorlar; cinsel organlardaki herpesi tedavi edemiyorlar. Uzman doktorlar sabun ve su veya bromür solüsyonu veya İngiliz tuzu gibi yumuşatıcılarla yıkanmayı öneriyorlar.

UYARI: A.B.D. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bir broşüründe şu uyarı var: “Hiçbir işe yaramayan tedavi yöntemleriyle kendinize zarar vermeyin!” Bakanlık, bu yararsız (ve bazıları çok zararlı olabilecek) tedavi yöntemleri arasında, başka hastalıklara yararlı olan aşıları, bağışıklık uyarıcılarını, virüsü öldüren etkenleri, eteri, vitaminleri ve mineralleri sayıyor. “Reklamı yapılan” tadavilerle ilgili olarak CDC’nin Zührevi Hastalıklar bölümünden William Whittingen şöyle dedi: “Bunların hiçbiri işe yaramaz.”

[Sayfa 6’daki harita]

(Ayrıntılı bilgi için lütfen yayına bakın.)

Afrika’da 5000 kişiye tek bir doktor düşer; Amerika Birleşik Devletleri’nde ise 500 kişiye bir doktor düşer.

[Sayfa 5’teki resim]

Son 25 yıl içinde akciğer kanseri yüzde 200 oranında arttı. Bunun başlıca nedeninin sigara kullanımı olduğu sanılıyor.

[Sayfa 7’deki resimler]

Herkes emniyet kemerini kullansaydı, trafik kazalarında daha az kişi yaralanacaktı

Fazla rafine edilmiş şeker sağlığınıza zarar verebilir.

[Sayfa 8’deki resim]

Karaciğer hastalığına sebebiyet veren fazla alkol kullanımı, öldürücü dördüncü etkendir.

    Türkçe Yayınlar (1974-2027)
    Oturumu Kapat
    Oturum Aç
    • Türkçe
    • Paylaş
    • Tercihler
    • Copyright © 2026 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
    • Kullanım Şartları
    • Gizlilik İlkesi
    • Gizlilik İlkesi
    • JW.ORG
    • Oturum Aç
    Paylaş