Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • g 10/82 s. 8-11
  • Dünyada Artan Gerginlik—Nedenleri

Bu kısım için bir video yok.

Üzgünüz, video yüklenirken bir hata oluştu.

  • Dünyada Artan Gerginlik—Nedenleri
  • Uyanış!—1982 (Bilimsel Seri 1-4)
  • Altbaşlıklar
  • Benzer Malzeme
  • İŞBİRLİĞİ Mİ YOKSA ÇARPIŞMA MI?
  • BELİRLİ MADDELERİN KITLIĞI BAZI KİMSELERİ ŞAŞIRTMIYOR
  • Nükleer Tehdit—Nihayet Sona Erdi mi?
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—1994
  • Kutsal Kitap Nükleer Savaş Hakkında Ne Der?
    Ek Konular
  • Nükleer Çıkmaz
    Uyanış!—1989 (Bilimsel Seri 29-32)
  • Düşünülmeyecek Bu Olay Meydana Gelebilir Mi?
    Uyanış!—1982 (Bilimsel Seri 1-4)
Daha Fazla
Uyanış!—1982 (Bilimsel Seri 1-4)
g 10/82 s. 8-11

Dünyada Artan Gerginlik—Nedenleri

1979 YILININ Eylül ayında, ABD’nin bir uydusu, Güney Afrika yakınlarında çift yıldırım kaydetti. Bu tip yıldırımlar nükleer patlamalarda görülür. Acaba Güney Afrika nükleer silahlar mı deniyordu? Güney Afrika hükümeti bu iddiaları reddetti, ancak Güney Afrika 1968’deki Nükleer Silahların Çoğalmasını Önleme Anlaşmasını da imzalamamıştı.

İsrail de Nükleer Silahların Çoğalmasını Önleme Anlaşmasını imzalamayan başka bir devlettir. 1974’te İsrail Devlet Başkanı şöyle konuşmuştu: “Nükleer silahları geliştirmek için gerekli zemini hazırlamak daima amacımız olmuştur; şimdi bu zemin hazırdır.”

Hepsi bu değil. New York Times gazetesinin haberine göre, “Devlet istihbarat uzmanları beş yıl içinde, içlerinde Taiwan, Güney Kore, Pakistan, Güney Afrika, Brezilya ve Arjantin’in de olduğu birçok ülke şimdilik sadece altı-yedi üyesi olan ‘nükleer silahlar kulübü’ne gireceklerine inanıyorlar.”

Önümüzdeki on yıl ile ilgili asıl korkutucu nokta ise, atom silahlarının yayılmasının artık önlenemez olmasının yanında, bu silahların yayılacağı ülkelerdir. Bu milletlerden birçoğu kendilerini düşmanlar tarafından sarılmış görmektedirler. U.S. New & World Report dergisine göre, “İsrail ve Taiwan gibi kuşatılmış olduklarını hisseden devletler, giderek atom silahlarını, düşman kuvvetlerinin herhangi bir hücumunu caydıracak tek güç olarak görüyorlar.” Bu tip milletlerin bir kriz anında, nükleer silahları kullanmaktan vazgeçeceklerine pek güvenilemez.

Nükleer silahların çoğalması durdurulabilir mi? Bu şüphelidir. Bomba yapabilmek için gereken plütonyum bol miktarda bulunuyor; ayrıca bomba yapmak için gerekli olan bilgiler de kolayca elde edilebilir. International Nuclear Fuel Cycle Evaluation (Uluslararası Nükleer Yakıt Devresini Değerlendirme) grubunun yakın geçmişte yapılan bir oturumunun sonunda yayımlanan raporu, “şu anda nükleer silahlara sahip olmayan ülkelere bunların yayılmasını önlemek için hiçbir teknik çözümün olmadığı”nı ümitsiz bir şekilde kabul ediyor.—Stockholm International Peace Reshearch Institute (SIPRI—Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü).

Acaba bu plütonyum elementinin tümü nereden geliyor? SIPRI’ya göre, “şimdiye kadar, sivil nükleer reaktörlerden 100.000 kg. işlenmemiş plütonyum toplanmıştır.” Nagasaki’yi yok eden bomba gibi bir bomba yapabilmek için, sadece birkaç kilogram plütonyum gereklidir! Petrol sıkıntısı içinde bulunan dünyada, gelişmekte olan ülkeler, atom enerjisine yönelirken yan ürün olarak da atom bombasının ana maddesini elde ediyorlar.

Gelişmekte olan bir ülke, elinde plütonyum olduğu takdirde gerçekten atom bombası yapabilir mi? 1978 yılında, bir Amerikalı üniversite öğrencisi, herhangi bir kimsenin 25 dolara satın alabileceği, eskiden gizli olan belgelere dayanarak, kullanılabilecek bir atom bombası meydana getirdi ve manşetlere konu oldu. Uzmanlar bu bombanın “büyük bir ihtimalle kullanılabileceğini” kabullendiler. Eğer bir üniversite öğrencisi bunu yapabilirse, az gelişmiş bir ülke neden yapamasın?

İŞBİRLİĞİ Mİ YOKSA ÇARPIŞMA MI?

Uzmanlar, daha çok nükleer silahlara sahip milletin ortaya çıkmasıyla gittikçe dünyanın daha da dengesiz duruma geleceğini uyarıyorlar. Nükleer silahların çoğalması konusunda uzman olan Harvard Üniversitesinden Joseph Nye, dünyamızı “ciddi korkular ve derin bir güvensizlik dünyası” olarak adlandırıyor. Böyle bir dengesizliğin kontrolü için iki süper güç, ABD ile Sovyetler Birliği arasında artan bir işbirliği gerekecektir. Bu ne derece mümkündür? Enerji kaynaklarının gittikçe azaldığı bir dünyada, çok kişi, bunu mümkün görmemektedir.

ABD şimdi petrolün yüzde 40’tan fazlasını ithal etmektedir. Amerika’nın müttefiklerinin çoğu, petrolü daha da büyük oranda ithal etmek zorunluğundadır.—Fransa yüzde 90, Federal Almanya yüzde 97. Bu milletler, petrol kaynaklarını korumak için savaşı dahi göze alabileceklerini açıkça ortaya koymuşlardır. Bunun sonucu ne olurdu? Basra körfezi gibi, dünyada petrol çıkartılan bölgelerde, süper güçler arasındaki büyük askeri rekabet gözlenebilmektedir; bu çok tehlikeli bir durumdur.

Richard Falk, Üçüncü Dünya Savaşının Ortadoğu’da başlaması ihtimali hakkında konuşurken şunları söylemiştir: “Geçmişteki genel savaşlar, daima bir büyük kudretin, ekonomik ve politik gücünün azalmasını kesin askeri yollara başvurmakla telafi etmeye çalışmasının sonucu çıkmıştır.”—The Bulletin of the Atomic Scientists, Nisan 1979.

Başka sözlerle ekonomik sorunları askeri yığınaklarla çözmeye çalışmak, savaş yapmak demektir. Bunun yakın tarihteki bir örneği, 1941 yılında Amerika’nın, hayati petrol kaynaklarına ambargo koyduğu zaman, Japonların bulduğu “çözüm”dür. “Ambargonun cesaretlerini kırması sonucu, Japon deniz kuvvetlerinin komutanları . . . . ordunun aşırılığı ile işbirliği yapmaya sevk edildiler.” (Encyclopedia Britannica) Bunun sonucu ise, Pearl Harbor baskını oldu.

Acaba dünya yine bir Pearl Harbor olayına dayanabilir mi?

Petrol, ABD’nin ihtiyacı olan tek ithal maddesi değildir. U.S. News & World Report dergisi “ABD sanayisinin kullandığı 23 stratejik maddenin yarısından çoğunun ithal edilmekte olduğunu” yazıyor ve şunu ekliyor: “Daha da kötüsü, bunların büyük çoğunluğunun da Afrika’da sahranın güneyindeki politik açıdan dengesiz olan ülkelerden gelmesidir.” ABD halen (ham petrolün işlenmesinde kullanılan) platin’in yüzde 89’unu, (tankların zırhlarında kullanılan krom’un yüzde 90’ını ve (çok kuvvetli karışımların yapılmasında kullanılan) manganez’in yüzde 98’ini ithal etmek zorundadır. Eğer az bulunan hayati maddenin stoku tükenirse, daima bir çatışmaya neden olabilir.

BELİRLİ MADDELERİN KITLIĞI BAZI KİMSELERİ ŞAŞIRTMIYOR

İkinci Dünya Savaşından önce ABD dünyadaki bütün ülkelerin toplamından daha çok petrol üretiyordu. O zamanlarda Amerika’nın sınırsız maden zenginliklerinden söz ediliyordu. Ancak çok az kimse, 20-30 yıl sonra Amerika’nın kendi ihtiyacı olan stratejik madenleri bile bulamayacağını görebildi. Mukaddes Kitabın dikkatli tetkikçileri bu sorunların gelmekte olduğunu anladılar.

1958 yılında yayımlanan “Your Will Be Done on Earth” (Yerde Senin İraden Olsun) adlı kitapta Sovyetler Birliğinin, Daniel’in 11. babında sözü geçen “şimal kıralı” olduğu ortaya kondu. Aynı baptaki “cenup kıralı” ise, ABD ve Büyük Britanya’nın önderlik ettikleri hür dünya diye adlandırılan milletlerin toplumu olarak tanıtıldı. Mukaddes Kitabın bu babındaki peygamberlik, bu iki sembolik kral arasındaki rekabeti şu şekilde anlatıyor:

“Ve sonun vaktinde cenup kralı onunla [şimal kralıyla] çarpışacak (itişecek, YD); ve ona karşı şimal kıralı cenk arabaları ile, ve atlılarla, ve çok gemilerle kasırga gibi gelecek, . . . . Ve [şimal kıralı] altın ve gümüş hazinelere, ve Mısırın bütün değerli şeylerine hâkim olacak.”—Dan. 11:40, 43.

Bu sözler ne anlama geliyor? “Your Will Be Done on Earth” kitabı 23 yıl önce Mukaddes Kitaba dayanan şu çok ilginç açıklamayı yaptı:

“Şimal kıralının kendi ‘sonunun vaktine’ erinceye kadar ilerleyeceğini gelecek gösterecek. Ancak kendisinin, petrol dahil olmak üzere, bu ticarete kapılmış materyalist dünyanın altın, gümüş ve diğer kıymetli hazinelerini kontrol edeceği önceden bildirildi.”—sayfa 303.

Bugün Sovyetler Birliği, petrol ithal etmek zorunda olmayan az sayıdaki sanayileşmiş ülkelerden biridir. Sovyetler Birliği, aynı zamanda “cenup kıralı”nın acilen ihtiyacı olan stratejik madenlerin de geniş rezervlerine sahiptir. Bu durum, son yıllardaki süper güçlerin arasındaki “itişme” politikasının aslında şaşılacak bir şey olmadığını göstermiyor mu?

[Sayfa 9’daki resim]

Bir üniversite öğrencisi kullanılabilecek bir atom bombası imal edebilirse, küçük bir memleket neden bunu yapamasın?

    Türkçe Yayınlar (1974-2027)
    Oturumu Kapat
    Oturum Aç
    • Türkçe
    • Paylaş
    • Tercihler
    • Copyright © 2026 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
    • Kullanım Şartları
    • Gizlilik İlkesi
    • Gizlilik İlkesi
    • JW.ORG
    • Oturum Aç
    Paylaş