Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • Son Fısıh Yemeğinde Alçakgönüllülüğü Öğretiyor
    İsa Mesih: Yol, Hakikat, Yaşam
    • İsa elçilerinin ayaklarını yıkayarak alçakgönüllülük konusunda bir ders veriyor

      116. BÖLÜM

      Son Fısıh Yemeğinde Alçakgönüllülüğü Öğretiyor

      MATTA 26:20 MARKOS 14:17 LUKA 22:14-18 YUHANNA 13:1-17

      • İSA ELÇİLERİYLE BİRLİKTE SON FISIH YEMEĞİNİ YER

      • ELÇİLERİNİN AYAKLARINI YIKAYARAK BİR DERS VERİR

      Petrus ve Yuhanna, İsa’nın talimatıyla Fısıh yemeğini hazırlamak için Yeruşalim’e gitmişti. Daha sonra İsa diğer on elçisiyle birlikte oraya gitmek üzere yola çıktı. Akşamüstüydü, Zeytinlik Dağı’ndan inerlerken güneş batıyordu. İsa şehri buradan, gün ışığında bir daha ancak diriltildikten sonra görecekti.

      İsa ve elçileri çok geçmeden şehre varıp Fısıh yemeğini yiyecekleri eve geldiler. Merdivenlerden üst kattaki büyük odaya çıktılar. Başka kimsenin katılmayacağı bu yemek için her şey hazırdı. İsa bu ânı sabırsızlıkla beklemişti. “Çekeceğim acılardan önce, bu Fısıh yemeğini sizinle birlikte yemeyi çok arzu ediyordum” dedi (Luka 22:15).

      Fısha katılanların birkaç kâse şarabı elden ele dolaştırması yıllar önce âdet haline gelmişti. İsa kendisine verilen kâseyi alıp şükretti ve şunları söyledi: “Bunu alın, aranızda elden ele geçirin. Şunu bilin ki, Tanrı’nın krallığı gelinceye dek, bir daha asmanın ürününden içmeyeceğim” (Luka 22:17, 18). Onlar İsa’nın yakında öleceğini bu sözlerden anlamalıydı.

      Fısıh yemeği sırasında alışılmadık bir şey oldu. İsa kalktı, giysisini kenara koydu ve bir havlu aldı. Sonra bir leğene su doldurdu. Genellikle misafirlerin ayaklarının yıkanmasıyla ev sahibi ilgilenirdi, bunu muhtemelen hizmetçisine yaptırırdı (Luka 7:44). Fakat bu kez bir ev sahibi yoktu ve bu hizmeti İsa üstlendi. Aslında elçilerden herhangi biri bunu yapabilirdi ama hiçbiri yapmadı. Bunun sebebi aralarında hâlâ süren rekabet olabilir miydi? Nedeni ne olursa olsun İsa ayaklarını yıkadığında elçiler doğal olarak utandı.

      Sıra kendisine geldiğinde Petrus, “Benim ayaklarımı asla yıkamayacaksın” diyerek itiraz etti. İsa da şöyle dedi: “Ayaklarını yıkamazsam yanımda yerin olmaz.” O zaman Petrus, “Efendim, yalnız ayaklarımı değil ellerimle başımı da yıka” dedi. Ancak İsa’nın şu cevabı karşısında çok şaşırmış olmalı: “Yıkanmış olan kişi tümüyle temizdir; ayaklarından başka yerinin yıkanması gerekmez. Sizler de temizsiniz, fakat hepiniz değil” (Yuhanna 13:8-10).

      Evet İsa, Yahuda İskariyot da dahil 12 elçisinin ayaklarını yıkadı. Giysisini giydikten ve tekrar sofraya oturduktan sonra şunları söyledi: “Size ne yaptığımı biliyor musunuz? Siz bana ‘Öğretmen’ ve ‘Efendi’ diye hitap ediyorsunuz; doğru diyorsunuz, çünkü öyleyim. Eğer ben Efendi ve Öğretmen olduğum halde ayaklarınızı yıkadıysam, siz de birbirinizin ayaklarını yıkamalısınız. Benim size yaptığımı siz de yapın diye bu örneği bıraktım. Gerçek şu ki, hizmetkâr efendisinden büyük değildir. Gönderilen de kendisini gönderenden büyük değildir. Mademki bunları biliyorsunuz, uygularsanız mutlu olursunuz” (Yuhanna 13:12-17).

      İsa alçakgönüllülükle hizmet etmek konusunda gerçekten güzel bir ders verdi. Takipçileri önemli kişiler olduklarını ya da kendilerine hizmet edilmesi gerektiğini düşünerek ön plana çıkmaya çalışmamalıdır. İsa’yı, ayak yıkamayı bir tören haline getirerek değil, başkalarına alçakgönüllü ve tarafsız şekilde hizmet etmeye istekli olarak örnek almalıdırlar.

      • Fısıh yemeğinde İsa elçilerine ölümünün yaklaştığını gösteren hangi sözleri söyledi?

      • İsa’nın elçilerinin ayaklarını yıkaması neden alışılmadık bir olaydı?

      • İsa ayak yıkama gibi küçümsenen bir hizmeti yerine getirerek hangi dersi verdi?

  • Efendimizin Akşam Yemeği
    İsa Mesih: Yol, Hakikat, Yaşam
    • İsa 11 sadık elçisiyle anma yemeği düzenlemesini başlatıyor

      117. BÖLÜM

      Efendimizin Akşam Yemeği

      MATTA 26:21-29 MARKOS 14:18-25 LUKA 22:19-23 YUHANNA 13:18-30

      • İSA HAİNİN YAHUDA OLDUĞUNU AÇIKLAR

      • ANMA YEMEĞİNİ BAŞLATIR

      İsa o akşamın ilk saatlerinde elçilerinin ayaklarını yıkayarak onlara alçakgönüllülük dersi vermişti. Anlaşılan artık Fısıh yemeği bitmişti ve İsa Davut’un bildirdiği şu peygamberlik sözünü tekrarladı: “Ekmeğimi yiyen beni tekmelemeye kalktı, oysa güvendiğim dostumdu, yakınımdı.” Sonra da şu açıklamayı yaptı: “Biriniz beni ele verecek” (Mezmur 41:9; Yuhanna 13:18, 21).

      Elçiler birbirine bakarak teker teker, “Efendim, benden söz etmiyorsun, değil mi?” diyorlardı. Yahuda İskariyot bile onlara katıldı. Yuhanna sofrada İsa’nın yanında oturuyordu; Petrus ondan İsa’nın kimi kastettiğini öğrenmesini istedi. Yuhanna da İsa’ya iyice yaklaşıp “Efendimiz, o kim?” diye sordu (Matta 26:22; Yuhanna 13:25).

      İsa şöyle yanıt verdi: “Lokmayı sahana banıp kime verirsem o.” Ekmeğini sofradaki sahana bandı ve şöyle diyerek Yahuda’ya verdi: “Gerçi, İnsanoğlu kendisi hakkında yazıldığı gibi gidiyor, ancak onu ele veren adamın vay haline! O adam doğmamış olsaydı, kendisi için daha iyi olurdu” (Yuhanna 13:26; Matta 26:24). O zaman Şeytan Yahuda’nın içine girdi. Zaten sahtekârlığa başlamış olan Yahuda artık kendini tamamen İblis’in isteğine bıraktı ve böylece “yıkıma giden adam” olduğunu gösterdi (Yuhanna 6:64, 70; 12:4; 17:12).

      İsa Yahuda’ya, “Yapacağını çabuk yap” dedi. Diğer elçiler, para kutusu Yahuda’da olduğu için İsa’nın ona “‘Bayram için ihtiyaçlarımızı satın al’ dediğini ya da yoksullara bir şey vermesini istediğini düşündü” (Yuhanna 13:27-30). Oysa Yahuda İsa’yı ele vermeye gidiyordu.

      Fısıh yemeğinin yendiği o akşam İsa bütünüyle yeni bir yemek düzenlemesi başlattı. Ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp yemeleri için elçilerine verdi. Onlara şöyle dedi: “Bu sizin uğrunuzda verilecek olan bedenimi temsil eder. Beni anmak için bunu yapmaya devam edin” (Luka 22:19). Elçiler İsa’nın böldüğü ekmeği elden ele dolaştırdılar ve yediler.

      Sonra İsa bir kâse şarap aldı, yine dua ederek şükretti ve onu da elçilerine verdi. Hepsi kâseden içti; İsa şu açıklamayı yaptı: “Bu kâse, sizin uğrunuzda dökülecek kanıma dayanan yeni ahdi temsil eder” (Luka 22:20).

      Böylece İsa takipçilerinin her yıl Yahudi takvimine göre 14 Nisan’da ölümünü anması için bir düzenleme başlatmış oldu. Bu anma, imanlı kişilere günahın ve ölümün mahkûmiyetinden kurtulabilmeleri için İsa’nın ve Babası Tanrı’nın ne yaptığını hatırlatacaktı. Ayrıca bu yemek, Fısıh kutlamasının Yahudiler için başardığından çok daha fazlasını, iman eden tüm insanların kavuşacağı gerçek özgürlüğü vurgulayacaktı.

      İsa, kendi kanının “günahların bağışlanması için birçok insan uğrunda” döküleceğini söylemişti. Günahları bağışlanacak pek çok insan arasında elçileri ve başka sadık kişiler de vardı. Bu kişiler İsa’yla birlikte Babasının Krallığında olacaklardı (Matta 26:28, 29).

      • İsa kendisiyle birlikte olanlardan biriyle ilgili hangi peygamberlik sözüne değindi ve bu sözü kimin için kullandı?

      • İsa Yahuda’ya ne yapmasını söyledi, fakat diğer elçiler bu talimatı nasıl anladı?

      • İsa hangi yeni olayı başlattı ve bu düzenlemenin amacı neydi?

  • Kimin Büyük Olduğu Tartışılıyor
    İsa Mesih: Yol, Hakikat, Yaşam
    • İsa’nın elçileri kimin büyük olduğu konusunda tartışıyor

      118. BÖLÜM

      Kimin Büyük Olduğu Tartışılıyor

      MATTA 26:31-35 MARKOS 14:27-31 LUKA 22:24-38 YUHANNA 13:31-38

      • İSA ‘EN BÜYÜK OLMAK’ KONUSUNDA ÖĞÜT VERİR

      • PETRUS’UN KENDİSİNİ İNKÂR EDECEĞİNİ SÖYLER

      • İSA’NIN TAKİPÇİLERİNİ TANITAN SEVGİDİR

      İsa son akşamında elçileriyle birlikteyken onların ayaklarını yıkayarak alçakgönüllü olmakla ilgili güzel bir ders vermişti. Bu neden yerindeydi? Çünkü onlar bu konuda zayıf olduklarını göstermişlerdi. Tanrı’ya bağlı kişiler olsalar da hâlâ kimin en büyük olduğu düşüncesinden kurtulamamışlardı (Markos 9:33, 34; 10:35-37). Ve o akşam bu zayıflıkları tekrar ortaya çıktı.

      Elçiler ‘aralarında kimin en büyük olduğu konusunda ateşli bir tartışmaya’ girdiler (Luka 22:24). Onların tekrar tartıştıklarını görmek İsa’yı ne kadar üzmüş olmalı! Bu durumda ne yaptı?

      Tutum ve davranışları yüzünden onları azarlamaktansa sabırla mantık yürüttü: “Milletlerin kralları onların başına efendi kesilir, onlar üzerinde yetki sahibi olanlara da velinimet denir. Ancak, siz böyle olmayacaksınız. . . . . Hangisi daha büyüktür? Sofrada oturan mı, yoksa hizmet eden mi?” Sonra onlara her zaman gösterdiği tutumu tekrar hatırlatarak, “Ben ise aranızda hizmet edenim” dedi (Luka 22:25-27).

      Elçiler kusurlu olmalarına rağmen karşılaştıkları birçok zor durumda İsa’yı bırakıp gitmemişlerdi. Bu yüzden İsa şöyle dedi: “Babam benimle bir krallık için ahit yaptığı gibi, ben de sizlerle bir ahit yapıyorum” (Luka 22:29). Onlar İsa’nın sadık takipçileriydi. İsa onlarla ahit yaparak Krallıkta kendisiyle beraber olacaklarına ve yönetimi paylaşacaklarına teminat verdi.

      Elçiler böyle muhteşem bir gelecek bekleseler de hâlâ kusurlu insanlardı. İsa onlara şöyle dedi: “Şeytan buğday gibi kalburdan geçirmek için sizi istedi”; evet, Şeytan onları kalburdaki buğday gibi dağıtmak istiyordu (Luka 22:31). Ayrıca şu uyarıda bulundu: “Bu gece başıma gelecekler yüzünden hepiniz sendeleyeceksiniz. Çünkü, ‘Çobanı vuracağım ve sürünün koyunları etrafa dağılacak’ diye yazılmıştır” (Matta 26:31; Zekeriya 13:7).

      Kendine çok güvenen Petrus buna karşı çıktı: “Senin başına gelecek şeyler yüzünden hepsi sendelese de ben asla sendelemem!” (Matta 26:33). İsa Petrus’a o gece horoz iki kere ötmeden kendisini inkâr edeceğini söyledi. Şunları da ekledi: “Ben imanını yitirmeyesin diye senin için yakardım. Sen de geri döndüğün zaman kardeşlerini güçlendir” (Luka 22:32). Petrus da cesurca, “Seninle ölmem gerekse bile, seni asla inkâr etmem” dedi (Matta 26:35). Diğer elçiler de aynı şeyi söyledi.

      İsa öğrencilerine şunları anlattı: “Bir süre daha sizinle beraberim. Beni arayacaksınız. Yahudilere dediğim gibi şimdi size de diyorum, ‘Gittiğim yere siz gelemezsiniz.’” Ardından şunu dedi: “Size birbirinizi sevin diye yeni bir emir veriyorum; siz de birbirinizi benim sizi sevdiğim gibi sevin. Aranızda sevgi olursa, herkes benim öğrencilerim olduğunuzu bununla bilecek” (Yuhanna 13:33-35).

      Petrus, İsa’nın yalnızca kısa bir süre daha onlarla beraber olacağını duyunca “Efendimiz, nereye gidiyorsun?” dedi. İsa da şöyle karşılık verdi: “Gittiğim yere siz şimdi gelemezsiniz, fakat sonra geleceksiniz.” Kafası karışan Petrus, “Efendim, neden şimdi senin peşinden gelemeyeyim? Senin uğruna canımı veririm” dedi (Yuhanna 13:36, 37).

      İsa sonra iyi haberi duyurmak için onları Celile’ye gönderdiği zamanı elçilerine hatırlattı. O zaman yanlarına para kesesi ya da yiyecek almamalarını söylemişti (Matta 10:5, 9, 10). Onlara, “Bir şeyin eksikliğini duymadınız, değil mi?” diye sordu. Onlar da “Duymadık” dediler. Peki önlerindeki günlerde ne yapmalıydılar? İsa şu talimatı verdi: “Şimdi kesesi olan, kesesini yanına alsın, heybesi olan da heybesini yanına alsın; kılıcı olmayan ise kaftanını satıp kılıç satın alsın. Çünkü şunu bilin ki, ‘O suçlularla bir tutuldu’ sözü bende yerine gelmelidir. Benimle ilgili yazılanlar işte şimdi gerçekleşiyor” (Luka 22:35-37).

      İsa bu sözlerle suçlularla birlikte direğe gerileceği zamana dikkat çekiyordu. Takipçileri de daha sonra şiddetli zulüm görecekti. Buna hazır olduklarını düşünerek şöyle dediler: “Efendim, işte burada iki kılıç var!” İsa da “Yeterli” dedi (Luka 22:38). Bu iki kılıç İsa’ya onlara başka bir önemli ders verme fırsatı sağlayacaktı.

      • Elçiler hangi konu üzerinde tartışıyordu, İsa bu durumu nasıl ele aldı?

      • İsa’nın sadık öğrencileriyle yaptığı ahitle hangi şey başarılacaktı?

      • İsa Petrus’un kendine olan güveni karşısında ne söyledi?

  • İsa: Yol, Hakikat, Yaşam
    İsa Mesih: Yol, Hakikat, Yaşam
    • İsa 11 sadık elçisiyle üst kattaki odada oturuyor

      119. BÖLÜM

      İsa: Yol, Hakikat, Yaşam

      YUHANNA 14:1-31

      • İSA YER HAZIRLAMAYA GİDER

      • TAKİPÇİLERİNE BİR YARDIMCI GÖNDERMEYİ VAAT EDER

      • BABA İSA’DAN BÜYÜKTÜR

      Anma yemeği bitmişti, İsa elçileriyle hâlâ üst kattaki odadaydı. “Yüreğiniz sıkılmasın. Tanrı’ya iman edin, bana da iman edin” diyerek onları cesaretlendirdi (Yuhanna 13:36; 14:1).

      İsa sadık elçilerine, gidişine üzülmemeleri için bir neden gösterdi: “Babamın evinde kalacak çok yer var. . . . . Gidip size yer hazırlarsam, tekrar geleceğim ve siz de benimle aynı yerde olun diye sizi yanıma alacağım.” Ancak elçiler, İsa’nın göğe gitmekten söz ettiğini anlayamamıştı. Tomas, “Efendimiz” dedi. “Biz senin nereye gittiğini bilmiyoruz. Yolu nasıl bilelim?” (Yuhanna 14:2-5).

      İsa “Yol, hakikat ve yaşam benim” diye cevap verdi. Sadece İsa’yı ve öğrettiklerini kabul eden ve yaşam tarzını örnek alan biri Babasının gökteki evine girebilirdi. Bu yüzden İsa, “Benim aracılığım olmadan Babaya kimse gelemez” dedi (Yuhanna 14:6).

      İsa’yı dikkatle dinleyen Filipus ondan bir ricada bulundu: “Efendimiz, bize Babayı göster, bu bize yeter.” Anlaşılan Filipus eski zamanlarda yaşamış Musa, İlya ve İşaya gibi, Tanrı’yı bir görüntüde görmek istiyordu. İsa cevabıyla aslında elçilerin böyle görüntülerden çok daha iyi bir şeye sahip olduğunu vurguladı: “Filipus, bunca zamandır sizinleyim, hâlâ beni tanımadın mı? Beni görmüş olan Babamı da görmüş olur.” O, Babasının kişiliğini öylesine kusursuz bir şekilde yansıtıyordu ki, İsa’yla yaşayıp onu gözlemlemek Babayı görmek gibiydi. Elbette Baba oğuldan üstündü, İsa da buna şu sözlerle işaret etti: “Sizlere söylediklerimi kendiliğimden söylemiyorum” (Yuhanna 14:8-10). Elçiler, İsa’nın öğrettiği şeylerle ilgili tüm onuru Babasına verdiğini görebiliyordu.

      Ayrıca onun harika işler yaptığını ve Tanrı’nın Krallığının iyi haberini duyurduğunu görmüşlerdi. Ancak İsa onlara şunu dedi: “Bana iman eden yaptığım işleri kendisi de yapacak; bunlardan daha büyük işler de yapacak” (Yuhanna 14:12). İsa onların kendisinden daha büyük mucizeler yapacaklarını söylemiyordu. Onlar bu hizmeti çok daha uzun süre boyunca, çok daha geniş alanda ve çok daha fazla insana ulaşarak yerine getireceklerdi.

      İsa’nın ayrılması onları terk ettiği anlamına gelmeyecekti, çünkü “Benim adımla her ne dilerseniz yapacağım” diye söz verdi. Ayrıca şöyle de dedi: “Ben de Babamdan isteyeceğim ve sonsuza dek sizinle olması için başka bir yardımcı verecek. Bu yardımcı . . . . hakikat ruhudur” (Yuhanna 14:14, 16, 17). Onlara bu yardımcıyı, yani kutsal ruhu göndereceğine dair güvence verdi. Bu söz Pentekost gününde gerçekleşti.

      İsa şöyle dedi: “Kısa bir süre sonra dünya artık beni görmeyecek. Fakat siz göreceksiniz; ben yaşadığım için siz de yaşayacaksınız” (Yuhanna 14:19). Diriltildikten sonra onlara insan olarak görünmekle kalmayacak, zamanı geldiğinde onları ruhi varlıklar olarak gökte kendisiyle birlikte olmaları için diriltecekti.

      İsa ardından çok basit bir gerçeği dile getirdi: “Beni seven kişi, emirlerimi bilen ve onlara uyandır. Beni seveni Babam da sevecektir, ben de seveceğim; kendimi ona açıkça göstereceğim.” Taddeus olarak da bilinen elçi Yahuda bunun üzerine şöyle sordu: “Efendimiz, ne oldu da kendini dünyaya değil bize açıkça göstermek istiyorsun?” İsa şöyle cevap verdi: “Beni seven sözümü tutar, Babam onu sever . . . . Beni sevmeyen sözlerimi tutmaz” (Yuhanna 14:21-24). Takipçilerinin aksine dünya İsa’yı yol, hakikat ve yaşam olarak kabul etmiyordu.

      İsa gideceğine göre elçiler ondan öğrendiklerini nasıl hatırlayabilecekti? İsa şöyle açıkladı: “Yardımcı, yani Babamın benim adımla göndereceği kutsal ruh, size her şeyi o öğretecek ve size söylediklerimin hepsini aklınıza getirecek.” Elçiler kutsal ruhun ne kadar etkili olabileceğini daha önce gördüklerinden bu güvence onları rahatlatmış olmalı. İsa şöyle ekledi: “Size barış bırakıyorum, kendi barışımı veriyorum. . . . . Yüreğiniz sıkılmasın ve korkuyla sinmesin” (Yuhanna 14:26, 27). Öyleyse elçilerin kaygılanmasına gerek yoktu; İsa’nın Babası onları yönlendirecek ve koruyacaktı.

      Tanrı’nın onları koruduğunun kanıtı kısa süre sonra görülecekti. İsa şöyle dedi: “Bu dünyanın hükümdarı geliyor. O benim üzerimde hiçbir şekilde hâkimiyet kuramaz” (Yuhanna 14:30). İblis Yahuda’nın içine girip ona hâkim olmayı başarmıştı. Ancak İsa’da günaha yol açacak bir kusur olmadığından, Tanrı’ya sırt çevirmesini sağlamak için İblis’in kullanabileceği bir zayıflığı yoktu. İblis İsa’yı ölümle etkisiz hale getirmeyi de başaramayacaktı. İsa bunun nedenini şöyle belirtti: “Her şeyi Babamın bana emrettiği gibi yapıyorum.” Bu yüzden Babasının onu dirilteceğine emindi (Yuhanna 14:31).

      • İsa nereye gidecekti, ve oraya giden yol konusunda Tomas hangi güvenceyi aldı?

      • Filipus’un İsa’dan ne istediği anlaşılıyor?

      • Takipçileri ne bakımdan İsa’dan daha büyük işler yapacaktı?

      • Babanın İsa’dan büyük olması bize neden güven verir?

  • Meyve Veren Dallar ve İsa’nın Dostları
    İsa Mesih: Yol, Hakikat, Yaşam
    • İsa üst kattaki odadan ayrılıken elçileriyle konuşuyor

      120. BÖLÜM

      Meyve Veren Dallar Ve İsa’nın Dostları

      YUHANNA 15:1-27

      • GERÇEK ASMA VE DALLARI

      • ‘İSA’NIN SEVGİSİNDE KALMANIN’ YOLU

      İsa sadık elçileriyle samimi bir şekilde sohbet ederek onları yüreklendiriyordu. Vakit ilerlemiş, belki de gece yarısını geçmişti. Konuşurlarken onları teşvik edecek bir örnek verdi:

      “Ben gerçek asmayım, Babam da bağcı” diyerek söze başladı (Yuhanna 15:1). Anlattığı örnek, Yehova’nın asması olarak adlandırılan İsrail milletiyle ilgili yüzyıllar önce söylenenlere benziyordu (Yeremya 2:21; Hoşea 10:1, 2). Fakat Yehova o milletle ilişkisini kesecekti (Matta 23:37, 38). Dolayısıyla İsa’nın sözünü ettiği şey yeni bir düşünceydi. Babası tarafından MS 29’da kutsal ruhla meshedilerek dikilmiş ve yetiştirilmiş olan asma kendisiydi. Fakat İsa bu asmanın yalnızca kendisini simgelemediğini gösterdi:

      “Bende olup meyve vermeyen her dalı [Babam] koparıp atar. Meyve veren dalı da, daha çok meyve versin diye budayıp temizler. . . . . Asmada kalmayan bir dal kendi başına meyve veremeyeceği gibi, siz de bende kalmazsanız meyve veremezsiniz. Ben asmayım, siz dallarsınız” (Yuhanna 15:2-5).

      İsa sadık öğrencilerine kendisi gittikten sonra onlara bir yardımcı göndereceğini vaat etti; bu kutsal ruhtu. Elli bir gün sonra elçiler ve diğer öğrenciler bu ruhu aldıklarında asmanın dalları oldular. Tüm ‘dalların’ İsa ile birlik içinde kalması gerekiyordu. Bu neyi başaracaktı?

      İsa şöyle açıkladı: “Benimle birlik içinde kalan, benim de kendisiyle birlik içinde kaldığım kişi çok meyve verir. Çünkü bensiz hiçbir şey yapamazsınız.” İsa’nın ‘dallara’ benzettiği sadık takipçileri, onun niteliklerini örnek alarak, insanlarla Tanrı’nın Krallığı hakkında faal şekilde konuşarak ve yeni öğrenciler yetiştirerek bol bol meyve vereceklerdi. Peki biri İsa’yla birlik içinde kalmaz ve meyve vermezse ne olacaktı? İsa, “Bende kalmayan kişi, bir dal gibi kesilip atılır ve kurur” dedi. Ayrıca şunu söyledi: “Siz benimle birlik içinde kalırsanız ve sözlerim içinizde durursa, her ne dilerseniz gerçekleşecektir” (Yuhanna 15:5-7).

      Ardından İsa daha önce iki kez sözünü ettiği, emirlerine uyma konusuna döndü (Yuhanna 14:15, 21). Öğrencilerine bunu kanıtlamalarının en iyi yolunu şu sözlerle gösterdi: “Ben Babamın emirlerine uyup sevgisinde kaldığım gibi, siz de emirlerime uyarsanız benim sevgimde kalırsınız.” Ancak Yehova Tanrı’yı ve oğlunu sevmekten daha fazlası gerekiyordu. İsa bunu şöyle açıkladı: “Emrim şudur: Benim sizi sevdiğim gibi birbirinizi sevin. Dostları uğruna canını veren birinin sevgisinden daha büyük sevgi kimsede yoktur. Emrettiklerimi yaparsanız, benim dostlarım olursunuz” (Yuhanna 15:10-14).

      İsa aynı gün, kendisine iman eden herkes için yaşamını vererek sevgisini gösterecekti. Onun örneği takipçilerini de birbirlerine böyle özverili bir sevgi göstermeye yöneltmeliydi. İsa’nın daha önce belirttiği gibi onları bu sevgi tanıtacaktı: “Aranızda sevgi olursa, herkes benim öğrencilerim olduğunuzu bununla bilecek” (Yuhanna 13:35).

      Elçiler İsa’nın kendilerine “dostlarım” dediğini dikkate almalıydı. İsa bunun nedenini açıkladı: “Size dostlarım dedim, çünkü Babamdan duyduğum her şeyi size bildirdim.” Onlarla İsa arasında gerçekten çok değerli bir ilişki vardı; onun yakın dostu olmak ve Babasının ona neler söylediğini bilmek büyük bir ayrıcalıktı! Fakat böyle bir ilişkiyi sürdürmek için ‘her zaman çok meyve vermeleri’ gerekiyordu. İsa bunu yaptıkları takdirde Babasının da onun adıyla diledikleri her şeyi vereceğini söyledi (Yuhanna 15:15, 16).

      İsa’nın ‘dallara’ benzettiği öğrencilerinin arasındaki sevgi, ileride yaşayacakları zorluklara dayanmalarına yardım edecekti. İsa onları dünyanın nefretiyle karşılaşacaklarına dair uyardı, ardından da şu sözlerle rahatlattı: “Dünya sizden nefret ederse, bilin ki sizden önce benden nefret etti. Siz dünyaya ait olsaydınız, dünya kendisinin olanı severdi. Siz dünyaya ait değilsiniz, . . . . Bu yüzden dünya sizden nefret ediyor” (Yuhanna 15:18, 19).

      İsa dünyanın neden onlardan nefret edeceğini açıkladı: “Size bütün bunları benim adımdan dolayı yapacaklar, çünkü beni göndereni tanımıyorlar.” Sonra, aslında yaptığı mucizelerin kendisinden nefret edenleri suçlu çıkardığını belirtti: “Onların arasında kimsenin yapamayacağı işleri yapmamış olsaydım, günahları olmazdı. Oysa bunları gördükleri halde, benden de Babamdan da nefret ettiler.” Onların nefreti İsa hakkında önceden yazılanları doğruluyordu (Yuhanna 15:21, 24, 25; Mezmur 35:19; 69:4).

      İsa yardımcı olarak değindiği kutsal ruhu göndereceğine bir kez daha söz verdi. Bu etkili güçten tüm takipçileri yararlanabilecekti. Onların meyve vermesine, İsa’ya ‘tanıklık etmesine’ bu güç yardım edecekti (Yuhanna 15:27).

      • İsa’nın örneğindeki bağcı, bağ ve dallar kimlerdi?

      • Tanrı dalların ne tür meyve vermesini ister?

      • İsa’nın öğrencileri nasıl onun “dostları” olabilirdi ve hangi şey dünyanın nefretine göğüs germelerine yardım edecekti?

  • “Cesur Olun! Ben Dünyayı Yendim”
    İsa Mesih: Yol, Hakikat, Yaşam
    • İsa’nın uyarılarını dinlerken tedirgin görünen elçiler

      121. BÖLÜM

      “Cesur Olun! Ben Dünyayı Yendim”

      YUHANNA 16:1-33

      • ELÇİLER İSA’YI ARTIK GÖREMEYECEKTİR

      • ELÇİLERİN KEDERİ SEVİNCE DÖNÜŞECEKTİR

      İsa ve elçileri Fısıh yemeğini yedikleri üst kattaki odadan az sonra ayrılacaklardı. İsa onlara çok önemli öğütler verdikten sonra şunu ekledi: “Bunları sendeleyip geri çekilmeyesiniz diye söylüyorum.” Böyle bir uyarı neden yerindeydi? İsa bunun nedenini açıkladı: “İnsanlar sizi havralardan atacaklar. Aslında, öyle bir zaman geliyor ki, sizi öldüren herkes Tanrı’ya hizmet ettiğini sanacak” (Yuhanna 16:1, 2).

      Bu sözler elçileri tedirgin etmiş olabilir. İsa dünyadan nefret göreceklerini daha önce de söylemişti, ancak öldürülecek olmalarından ilk defa açıkça söz ediyordu. Neden bunu daha önce söylememişti? Şöyle açıkladı: “Bunları size başta söylemedim, çünkü sizinle beraberdim” (Yuhanna 16:4). İsa’nın onlardan ayrılmadan önce yaptığı bu uyarı daha sonra tökezlememelerine yardım edebilirdi.

      İsa şöyle devam etti: “Şimdi, beni gönderene gidiyorum. Fakat hiçbiriniz ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sormuyorsunuz.” O akşamın ilk saatlerinde elçiler İsa’ya nereye gideceğini sormuştu (Yuhanna 13:36; 14:5; 16:5). Ama şimdi İsa’nın zulümden söz etmesi onları sarsmış, başlarına gelecek şeyler yüzünden kedere boğulmuşlardı. Bu yüzden İsa’nın nasıl yüceltileceğiyle ve bunun Tanrı’ya gerçekten hizmet edenler için ne anlama geleceğiyle ilgili daha fazla soru sormadılar. İsa onların halini görerek şöyle dedi: “Söylediklerimden ötürü yüreğiniz kederle doldu” (Yuhanna 16:6).

      Sonra şunları açıkladı: “Benim gitmem sizin yararınızadır. Çünkü eğer gitmezsem yardımcı size asla gelmez. Ama gidersem onu size gönderirim” (Yuhanna 16:7). Öğrenciler yalnızca İsa’nın ölüp göğe gitmesiyle kutsal ruhu alabilirdi; İsa bu ruhu takipçilerine yardımcı olması için dünyanın her yerine gönderebilirdi.

      Kutsal ruh ‘dünyaya günah hakkında, doğruluk hakkında ve hüküm hakkında ikna edici kanıtlar verecekti’ (Yuhanna 16:8). Evet, dünyanın Tanrı’nın Oğluna iman etmediği açığa vurulacaktı. İsa’nın göğe gitmesi onun doğru biri olduğuna dair güçlü bir kanıt oluşturacak ve “dünyanın hükümdarı” Şeytan’ın hükmü hak ettiğini gösterecekti (Yuhanna 16:11).

      İsa devam etti: “Aslında size daha çok söyleyeceklerim var, fakat şu anda bunları kaldıramazsınız.” İleride kutsal ruhu döktüğünde bu ruh “her hakikati” anlamaları için onlara rehberlik edecekti ve onlar da bu hakikatlere göre yaşayabilecekti (Yuhanna 16:12, 13).

      İsa’nın sonraki sözleri elçilerin kafasını karıştırdı: “Kısa bir süre sonra beni artık görmeyeceksiniz ve yine kısa bir süre sonra göreceksiniz.” Birbirlerine onun ne demek istediğini sormaya başladılar. İsa bununla ilgili kendisine soru sormak istediklerini fark edince şu açıklamayı yaptı: “Gerçek şu ki, siz ağlayıp feryat edeceksiniz, dünya sevinecek; evet, kederleneceksiniz, fakat kederiniz sevince dönüşecek” (Yuhanna 16:16, 20). İsa o gün öğleden sonra öldürüldüğünde din adamları çok sevinecek, öğrenciler ise kederlenecekti. Ancak diriltildiğinde kederleri sevince dönüşecekti! Tanrı’nın kutsal ruhunu üzerlerine döktükten sonra da sevinçleri sürecekti.

      İsa elçilerinin durumunu bir kadının çektiği doğum sancılarına benzeterek şöyle söyledi: “Bir kadın doğum yapacağı zaman kederlenir; çünkü vakti gelmiştir. Fakat çocuk doğunca, dünyaya bir can getirmenin verdiği sevinçle, çektiği sıkıntıyı hatırlamaz olur.” Elçilerini şu sözlerle cesaretlendirdi: “Şu anda siz de elbette kederlisiniz; fakat sizi tekrar gördüğümde yürekleriniz sevinçle dolacak ve sevincinizi kimse bozamayacak” (Yuhanna 16:21, 22).

      Elçiler o zamana kadar Tanrı’dan hiçbir şeyi İsa’nın adıyla dilememişti. İsa bununla ilgili şöyle dedi: “O gün benim adımla dilekte bulunacaksınız.” Neden bunu yapacaklardı? Tabii ki Tanrı cevap vermeye isteksiz olduğundan değil. İsa bunun sebebini açıkladı: “Baba sizi seviyor, çünkü siz [Babanın temsilcisi olarak gelen] beni sevdiniz” (Yuhanna 16:26, 27).

      İsa’nın bu sözleri elçileri yüreklendirmiş olmalı ki, “Tanrı’nın yanından geldiğine bu nedenle inanıyoruz” diyebildiler. Ancak buna ne kadar inandıkları çok yakında sınanacaktı. İsa da az sonra neler olacağını şöyle anlattı: “İşte, her birinizin kendi evine dağılıp beni yalnız bırakacağı vakit geliyor ve aslında geldi bile.” Yine de şu güvenceyi verdi: “Tüm bunları benim aracılığımla barışa kavuşun diye söyledim. Bu dünyada sıkıntı çekeceksiniz, fakat cesur olun! Ben dünyayı yendim” (Yuhanna 16:30-33). İsa onları terk etmiyordu. Şeytan ve onun dünyası sadakatlerini bozmak için çaba harcayacaktı. Ancak İsa, her zaman Tanrı’nın isteğini yaparlarsa onların da kendisi gibi dünyayı yenebileceklerinden emindi.

      • İsa’nın hangi uyarısı elçileri tedirgin etti?

      • Elçiler neden İsa’ya daha fazla soru sormadı?

      • İsa elçilerin kederlerinin sevince dönüşeceğini hangi örnekle açıkladı?

  • Üst Kattaki Odada Kapanış Duası
    İsa Mesih: Yol, Hakikat, Yaşam
    • İsa gözlerini göğe dikerek elçilerinin önünde dua ediyor

      122. BÖLÜM

      Üst Kattaki Odada Kapanış Duası

      YUHANNA 17:1-26

      • TANRI’YI VE OĞLUNU TANIMANIN SONUÇLARI

      • YEHOVA, İSA VE ÖĞRENCİLER ARASINDAKİ BİRLİK

      İsa elçilerine derin bir sevgi duyuyordu, bu yüzden o gün yanlarından ayrılacak olmasına onları hazırlıyordu. Gözlerini göğe kaldırıp Babasına şöyle dua etti: “Oğlunu yücelt ki, oğlun da Seni yüceltsin. Çünkü Sen, kendisine verdiklerinin hepsini sonsuz yaşama kavuştursun diye, ona bütün insanlık üzerinde yetki verdin” (Yuhanna 17:1, 2).

      Açıkça görüldüğü gibi İsa en önemli şeyin Tanrı’yı yüceltmek olduğunu kabul ediyordu. Bunun yanı sıra son derece teselli edici bir ümitten de söz etti: Sonsuz yaşam! Kendisine “bütün insanlık üzerinde yetki” verildiğinden sağlayacağı fidyenin yararları herkese açık olacaktı; fakat sadece bazı kişiler bundan yararlanacaktı. İsa, “Sonsuz yaşama kavuşmak için, tek gerçek Tanrı olan Seni ve gönderdiğin İsa Mesih’i tanımaları gerekir” dedi (Yuhanna 17:3). Fidyeden ancak bu sözlere uygun davranan kişiler yararlanacaktı.

      Sonsuz yaşama kavuşmak isteyen biri Babayı ve Oğlu yakından tanıyarak onlarla yakın bir ilişki içinde olmalıydı. Olaylar karşısında onlar gibi düşünmeli ve hissetmeliydi. Başkalarına davranış tarzıyla da onların eşsiz niteliklerini yansıtmaya çalışmalıydı. Ayrıca Tanrı’nın yüceltilmesinin insanın sonsuz yaşama kavuşmasından daha önemli olduğunu anlamış olmalıydı. İsa bu temaya dönerek devam etti:

      “Bana verdiğin işi bitirerek Seni yeryüzünde yücelttim. Şimdi Baba, dünya var olmadan önce ben yanındayken olduğu gibi, Sen de beni yanında yücelt” (Yuhanna 17:4, 5). Evet, İsa Babasından kendisini dirilterek gökteki yüce konumuna geri getirmesini diledi.

      Bununla birlikte, hizmeti sayesinde başardıklarını da unutmamıştı. Duasında şöyle dedi: “Dünyadan bana verdiğin kişilere Senin adını açıkça bildirdim. Senindiler, onları bana verdin ve Senin sözünü tuttular” (Yuhanna 17:6). İsa hizmetinde Tanrı’nın ismi olan Yehova’yı kullanmaktan daha fazlasını yapmıştı. Elçilerinin bu ismin Tanrı hakkında anlattığı her şeyi, yani O’nun niteliklerini ve insanlara davranış tarzını da öğrenmelerine yardım etmişti.

      Elçiler Yehova’yı tanımış, oğlu İsa’nın rolünü ve onun kendilerine öğrettiği her şeyi öğrenmişti. İsa alçakgönüllülükle şunları söyledi: “Bana verdiğin sözleri onlara ilettim. Onlar bu sözleri kabul ettiler ve Senin temsilcin olarak geldiğimi kesinlikle anladılar. Beni Senin gönderdiğine de inandılar” (Yuhanna 17:8).

      Sonra genel anlamda dünyadaki insanlarla kendi takipçileri arasında bir ayrım yaparak şu dilekte bulundu: “Onlar için rica ediyorum; dünya için değil, bana verdiklerin için rica ediyorum; çünkü onlar Senin. . . . . Kutsal Baba, bizim gibi onlar da bir olsun diye, bana verdiğin Kendi adın uğruna onları gözet. . . . . Onları korudum ve yıkıma giden o adam dışında hiçbiri yok olmadı.” İsa “o adam” diyerek kendisini ele vermek üzere yola çıkmış olan Yahuda İskariyot’tan söz ediyordu (Yuhanna 17:9-12).

      “Dünya onlardan nefret etti” diyerek duasına devam etti: “Senden dileğim, onları bu dünyadan alman değil, kötü olandan ötürü gözetmendir. Ben dünyaya ait olmadığım gibi, onlar da dünyaya ait değildir” (Yuhanna 17:14-16). Elçiler ve diğer öğrenciler bu dünyada, Şeytan’ın yönettiği insan toplumunun içinde yaşıyorsa da dünyadan ve onun kötülüğünden ayrı kalmalıydılar. Bu nasıl olacaktı?

      Onlar kutsal durumda kalmalıydılar; yani hem İbranice Kutsal Yazılarda bulunan hakikatlere hem de bizzat İsa’nın öğrettiklerine göre yaşayarak, Tanrı’ya hizmet etmek üzere kendilerini dünyadan ayrı tutmalıydılar. İsa duasında şöyle dedi: “Onları hakikat yoluyla kutsa; Senin sözün hakikattir” (Yuhanna 17:17). Zamanla elçilerden bazıları Tanrı ilhamı kitaplar yazacaktı; bunlar da insanın kendisini kutsal duruma getirmesine yardımcı olabilecek ‘hakikatin’ bir kısmı olacaktı.

      İleride ‘hakikati’ kabul eden başkaları da olacaktı. Bu nedenle İsa “yalnız onlar [orada olanlar] için değil, onların sözüyle [kendisine] iman edenler için de” dua etti. Peki tüm takipçileri için dileği neydi? “Hepsi bir olsun, ben Seninle, Sen benimle birlik içinde olduğumuz gibi onlar da bizimle birlik içinde olsun” (Yuhanna 17:20, 21). İsa ve Babası gerçek anlamda tek bir kişi değildi. Onlar her bakımdan görüş birliği içinde olmaları anlamında birdiler. İsa takipçilerinin de aynı şekilde onlarla birlik içinde olmasını diledi.

      İsa kısa süre önce göğü kastederek, Petrus’a ve diğerlerine onlar için yer hazırlamaya gittiğini söylemişti (Yuhanna 14:2, 3). Aynı düşünceyi bu duasında da dile getirdi: “Baba, dileğim bana verdiklerin hakkındadır; dilerim onlar da benim bulunduğum yerde olsunlar ve böylece beni nasıl yücelttiğini görsünler. Çünkü Sen beni daha dünya kurulmadan önce severdin” (Yuhanna 17:24). Böylece İsa, Âdem ve Havva’nın çocuk sahibi olmasından önceki zamana değinerek Tanrı’nın biricik oğlunu çok eskiden beri sevdiğini dile getirdi. Bu oğul yeryüzüne geldiğinde İsa Mesih oldu.

      İsa duasını sona erdirirken tekrar Babasının adını vurguladı ve O’nun hem elçileri hem de ileride ‘hakikati’ kabul edecek başkalarını ne kadar sevdiğini şöyle belirtti: “Ben de Senin adını onlara bildirdim ve bildireceğim ki, bana duyduğun sevgi onlarda da olsun, ben de onlarla birlik içinde olayım” (Yuhanna 17:26).

      • Tanrı’yı ve Oğlunu tanımak ne anlama gelir?

      • İsa hangi yollarla Tanrı’nın adını açıkça bildirdi?

      • Tanrı, Oğlu ve Tanrı’nın tüm gerçek hizmetçileri ne anlamda ‘birdir’?

  • Derin Keder İçinde Ettiği Dua
    İsa Mesih: Yol, Hakikat, Yaşam
    • İsa Getsemani bahçesinde dua ederken Petrus, Yakup ve Yuhanna uyuyor

      123. BÖLÜM

      Derin Keder İçinde Ettiği Dua

      MATTA 26:30, 36-46 MARKOS 14:26, 32-42 LUKA 22:39-46 YUHANNA 18:1

      • İSA GETSEMANİ BAHÇESİNDE

      • TERİ TOPRAĞA KAN DAMLALARI GİBİ DÜŞER

      İsa sadık elçileriyle birlikte az önce dua etmişti. Ardından “ilahiler söylediler ve Zeytinlik Dağına doğru yola çıktılar” (Markos 14:26). Doğuya, İsa’nın daha önce de sık sık gittiği Getsemani bahçesine doğru yöneldiler.

      Zeytin ağaçlarıyla dolu bu güzel yere geldiklerinde İsa elçilerinden sekizini bırakıp yola devam etti. Onlara “Ben şuraya gidip dua edeceğim, siz burada oturun” dediğine göre, bu elçiler herhalde bahçenin girişine yakın bir yerde kaldılar. İsa diğer üç elçisini, Petrus, Yakup ve Yuhanna’yı yanına alarak bahçenin içine doğru ilerledi. İçini derin bir sıkıntı kaplamıştı; bu yüzden üç elçisine şöyle dedi: “Ölesiye bir keder içindeyim. Burada durun ve benimle birlikte uyanık kalın” (Matta 26:36-38).

      Sonra “biraz öteye gidip yere kapandı” ve “dua etmeye başladı.” Acaba yoğun duygular yaşadığı bu anda Tanrı’dan ne diledi? Şöyle dua etti: “Baba, Senin için her şey mümkündür; bu kâseyi benden al. Yine de benim istediğim değil, Senin istediğin olsun” (Markos 14:35, 36). Acaba ne demek istiyordu? Fidye sağlamak üzere üstlendiği rolden vaz mı geçiyordu? Elbette hayır!

      İsa gökteyken Romalıların idam ettiği insanların çektiği korkunç acıları gözlemlemişti. Şimdi acıları hissedebilen ve derin duygulara sahip bir insan olarak, yaşayacağı şeyleri hevesle beklediği söylenemezdi. Daha da önemlisi, lanetli bir suçlu gibi ölmesinin Babasının adına leke getirebileceği düşüncesi ona ıstırap veriyordu. Birkaç saat sonra Tanrı’ya küfreden biri gibi direğe asılacaktı.

      İsa uzun uzun dua ettikten sonra döndü ve üç elçisini uykuda buldu. Bunun üzerine Petrus’a şöyle dedi: “Sizler benimle birlikte bir saat bile uyanık kalamadınız mı? Hep uyanık kalıp dua edin ki ayartılmayasınız.” Kendisi gibi elçilerinin de stres altında olduklarının ve saatin epey geç olduğunun farkındaydı. Bu yüzden “Ruh elbette istekli, fakat beden zayıf” diye ekledi (Matta 26:40, 41).

      Sonra ikinci kez onlardan uzaklaştı ve Tanrı’dan “bu kâseyi” kendisinden almasını diledi. Döndüğünde üç elçisini yine uykuda buldu; oysa ayartmalara yenik düşmemek için dua ediyor olmaları gerekirdi. İsa onlarla konuştuğunda “ne cevap vereceklerini bilemediler” (Markos 14:40). Ardından üçüncü kez gitti ve dua etmek için diz çöktü.

      İsa bir suçlu gibi ölmesinin Babasının ismine leke getireceğini düşünerek derin bir kaygı duyuyordu. Fakat Yehova oğlunun dualarını dinliyordu ve bir noktada onu güçlendirmesi için meleğini gönderdi. Yine de İsa Babasına yalvarmaktan vazgeçmedi, tersine “daha da hararetle duasına devam etti.” Yaşadığı duygusal stres korkunç boyuttaydı. Omuzlarında çok ağır bir yük vardı. Hem kendisinin hem de imanlı insanların sonsuz yaşamı söz konusuydu. Öyle ıstırap çekiyordu ki, “teri toprağa kan damlaları gibi düşüyordu” (Luka 22:44).

      Üçüncü kez elçilerinin yanına döndüğünde onları yine uykuda bulunca şöyle dedi: “Böyle bir zamanda uyuyor ve dinleniyor musunuz? Bakın, İnsanoğlunun günahkârların eline verilme vakti geliyor. Haydi, kalkın gidelim. Bakın beni ele veren yaklaşıyor” (Matta 26:45, 46).

      ‘TERİ KAN DAMLALARI GİBİYDİ’

      Hekim Luka İsa’nın terinin toprağa nasıl ‘kan damlaları gibi düştüğünü’ açıklamaz (Luka 22:44). Luka mecazi bir anlatım kullanarak İsa’nın terini bir yaradan damlayan kana benzetmiş olabilir. Farklı bir görüş de bir tıp dergisinde Dr. William D. Edwards tarafından dile getiriliyor: “Çok ender bir olgu olmakla birlikte, duyguların aşırı yoğun olduğu durumlarda kanlı ter (hematidroz . . . . ) görülebilir. . . . . Ter bezlerinde meydana gelen kanama nedeniyle deri dayanıksız ve hassas hale gelir” (The Journal of the American Medical Association, JAMA).

      • Üst kattaki odadan ayrıldıktan sonra İsa elçilerini nereye götürdü?

      • İsa dua ederken üç elçi ne yapıyordu?

      • İsa’nın terinin kan damlaları gibi olması onun duyguları hakkında ne gösterir?

  • Mesih Ele Veriliyor ve Tutuklanıyor
    İsa Mesih: Yol, Hakikat, Yaşam
    • Petrus kılıçla Malhus’un kulağını kestiği için İsa onu azarlıyor; askerler İsa’yı tutuklamak üzere hazır bekliyor

      124. BÖLÜM

      Mesih Ele Veriliyor Ve Tutuklanıyor

      MATTA 26:47-56 MARKOS 14:43-52 LUKA 22:47-53 YUHANNA 18:2-12

      • YAHUDA İSA’YI BAHÇEDE ELE VERİR

      • PETRUS ADAMLARDAN BİRİNİN KULAĞINI KESER

      • İSA TUTUKLANIR

      Gece iyice ilerlemişti. Kâhinler İsa’yı ele vermesi için Yahuda’ya 30 gümüş para vermek üzere anlaşmışlardı. Yahuda, yüksek kâhinler ve Ferisilerden oluşan bir kalabalıkla birlikte İsa’yı bulmak için yola çıktı. Yanlarında da bir bölük silahlı Romalı asker ve onların komutanı vardı.

      Yahuda Fısıh yemeğinde İsa tarafından gönderildikten sonra belli ki doğruca yüksek kâhinlere gitmişti (Yuhanna 13:27). Onlar da kendi adamlarının yanı sıra bir bölük asker topladı. Yahuda onları ilk olarak İsa ve elçilerinin Fıshı kutladığı odaya götürmüş olabilir. Sonra bu grup Kidron Vadisi’ni geçerek bahçeye doğru yöneldi. İsa’yı bulmaya kararlıydılar, yanlarında silahlarıyla birlikte meşaleler ve kandiller de getirmişlerdi.

      Yahuda, İsa’yı nerede bulacağından emindi, grubu Zeytinlik Dağı’nın yukarısına doğru götürdü. İsa son hafta elçileriyle beraber Beytanya ve Yeruşalim arasında gidip gelirken Getsemani bahçesine sık sık uğramıştı. Ancak bu kez gece vaktiydi, belki de bahçedeki zeytin ağaçlarının gölgesi İsa’yı gizliyordu. Bu durumda daha önce İsa’yı hiç görmemiş askerler onu nasıl tanıyabilecekti? Yahuda onlara yardım etmek için bir işaret verecekti. Şöyle demişti: “Kimi öpersem, İsa odur; onu tutuklayın ve gözetim altında götürün” (Markos 14:44).

      Yahuda kalabalık grubun önünde bahçede ilerlerken İsa’yı elçileriyle birlikte gördü ve doğrudan ona gitti. “Selam Öğretmen!” diyerek İsa’yı sıcak bir şekilde öptü. İsa da ona, “Arkadaş, neden buradasın?” dedi (Matta 26:49, 50). Sonra İsa kendisi yanıt verdi: “Yahuda, İnsanoğlunu bir öpücükle mi ele veriyorsun?” (Luka 22:48). Kendisine ihanet edene söylediği tek söz bu oldu.

      İsa sonra kandil ve meşalelerin ışığına doğru ilerledi ve onlara “Kimi arıyorsunuz?” dedi. Kalabalıktan “Nasıralı İsa’yı” diye cevap geldi. İsa cesurca “Benim” dedi (Yuhanna 18:4, 5). Adamlar şaşkınlıkla geri geri gidip yere düştüler.

      İsa o an gecenin karanlığında kaçma fırsatı yakalamış olmasına rağmen onlara kimi aradıklarını tekrar sordu. Yine “Nasıralı İsa’yı” dediler. O da sakin bir şekilde, “‘Benim’ dedim ya!” diye karşılık verdi. “Mademki aradığınız benim, onları bırakın.” İsa bu kritik anda bile önceden söylediği, “bana verdiklerinin hiçbirini kaybetmem” sözlerini hatırlıyordu (Yuhanna 6:39; 17:12). O sadık elçilerini korumuştu ve ‘yıkıma giden adam’ Yahuda dışında hiçbirini kaybetmemişti (Yuhanna 18:7-9). Bu sebepten sadık takipçilerinin gitmelerine izin verilmesini istiyordu.

      Askerler ayağa kalktı ve İsa’ya doğru ilerlediler. O zaman elçiler neler olduğunu anladı. İsa’ya “Efendimiz, kılıçla vuralım mı?” diye sordular (Luka 22:49). İsa daha cevap veremeden Petrus yanlarındaki iki kılıçtan birini alıp savurarak başkâhinin hizmetkârı Malhus’un sağ kulağını kesti.

      İsa Malhus’un kulağına dokundu ve yarasını iyileştirdi. Sonra da Petrus’a “Kılıcını yerine koy, çünkü kılıç tutanların hepsi kılıçla yok olacak” diyerek önemli bir ders verdi. İsa tutuklanmaya razıydı, bunun aksinin mümkün olmadığını şöyle açıkladı: “O zaman böyle olması gerektiğini bildiren Kutsal Yazılar nasıl yerine gelirdi?” (Matta 26:52, 54). Ve şunu ekledi: “Babamın bana verdiği kâseyi içmeyeyim mi?” (Yuhanna 18:11). İsa ölüm söz konusu olsa bile Tanrı’nın kendisiyle ilgili isteğine uymayı kabul ediyordu.

      Sonra kalabalığa şunları söyledi: “Bir haydudun karşısına çıkar gibi kılıçlarla ve sopalarla mı beni tutuklamaya geldiniz? Her gün mabette oturup Tanrı’nın sözünü öğretiyordum, beni tutuklamadınız. Fakat bütün bunlar, peygamberlerin yazdıkları yerine gelsin diye olmuştur” (Matta 26:55, 56).

      Askerler, komutan ve Yahudi görevliler İsa’yı yakalayıp bağladılar. Bunu gören elçiler kaçtı. Ancak “genç bir adam” İsa’yı izlemek için kalabalığın arasında kaldı; o herhalde öğrencisi Markos’tu (Markos 14:51). Fakat daha sonra fark edildi ve kalabalık onu da yakalamaya çalıştı. O zaman keten giysisini onların elinde bırakıp kaçtı.

      • Yahuda İsa’yı neden Getsemani bahçesinde arıyordu?

      • Petrus İsa’yı savunmak için ne yaptı, İsa bu davranışıyla ilgili ne dedi?

      • İsa, Tanrı’nın kendisiyle ilgili isteğine uymayı kabul ettiğini nasıl gösterdi?

      • Elçiler İsa’yı terk ettiğinde kim orada kaldı ve sonra neler oldu?

  • Önce Hanna’ya Sonra Kayafa’ya Götürülüyor
    İsa Mesih: Yol, Hakikat, Yaşam
    • Kayafa kaftanını yırtıyor; başkaları İsa’ya tokat atıyor, onunla alay ediyor ve onu yumrukluyor

      125. BÖLÜM

      Önce Hanna’ya Sonra Kayafa’ya Götürülüyor

      MATTA 26:57-68 MARKOS 14:53-65 LUKA 22:54, 63-65 YUHANNA 18:13, 14, 19-24

      • İSA ESKİ BAŞKÂHİN HANNA’YA GÖTÜRÜLÜR

      • SANHEDRİN’İN YASADIŞI DURUŞMASI

      İsa’yı adi bir suçlu gibi bağladıktan sonra Hanna’ya götürdüler. Hanna, İsa çocukken mabette öğretmenleri hayretler içinde bıraktığı zaman başkâhindi (Luka 2:42, 47). Onun ardından oğulları başkâhinlik yapmıştı, şu anda ise damadı Kayafa bu konumdaydı.

      Hanna İsa’yı sorguya çekerken Kayafa’nın Sanhedrin’i toplamak için zamanı oldu. Sanhedrin mahkemesi 71 üyeden oluşuyordu, bunların arasında başkâhin ve daha önceden başkâhinlik yapmış olanlar da vardı.

      Hanna İsa’ya “öğrencileri ve öğrettikleri hakkında” sorular sordu. İsa şu net cevabı verdi: “Ben dünyaya her şeyi açıkça söyledim. Her zaman bütün Yahudilerin bir arada olduğu yerlerde, havrada ve mabette öğrettim. Hiçbir şeyi gizlice konuşmadım. Neden beni sorguya çekiyorsun? Konuştuklarımı duyan kimselere sor” (Yuhanna 18:19-21).

      Orada duran görevlilerden biri İsa’nın yüzüne tokat tattı ve “Yüksek kâhine böyle mi cevap verilir?” dedi. Ancak yanlış bir şey yapmadığını bilen İsa, “Eğer yanlış konuşuyorsam yanlışımı göster; yok eğer söylediklerim doğruysa bana neden vuruyorsun?” dedi (Yuhanna 18:22, 23). Sonra Hanna İsa’yı damadı Kayafa’ya gönderdi.

      Bu sırada o zamanki başkâhin, halkın ihtiyarları ve yazıcılar, yani tüm Sanhedrin toplanmıştı. Onlar Kayafa’nın evindeydiler. Böyle bir duruşmayı Fısıh gecesi yapmak yasadışıydı ama bu onları hain amaçlarını yerine getirmek için uğraşmaktan alıkoymadı.

      Onların tarafsız bir grup olduğu söylenemezdi. Lazar’ı dirilttikten sonra Sanhedrin İsa’nın ölmesi gerektiğine zaten karar vermişti (Yuhanna 11:47-53). Ve birkaç gün önce yetkili din adamları İsa’yı yakalayıp öldürmek için düzen kurmuştu (Matta 26:3, 4). Evet, daha mahkeme başlamadan İsa’nın ölüm hükmü verilmiş gibiydi!

      Yüksek kâhinler ve Sanhedrin’in diğer üyeleri yasal olmayan şekilde toplanmalarının yanı sıra İsa’ya karşı yalancı şahitler de bulmaya çalıştılar. Birçok kişi buldular ama ifadeleri birbirini tutmuyordu. Sonunda iki kişi ortaya çıkıp şöyle iddia etti: “‘İnsan eliyle yapılmış bu mabedi yıkacağım, üç gün içinde elle yapılmamış başka bir mabet kuracağım’ dediğini duyduk” (Markos 14:58). Ancak bu adamların da sözleri birbirini tam olarak tutmuyordu.

      Kayafa İsa’ya sordu: “Sen hiç cevap vermeyecek misin? Aleyhindeki bu tanıklık hakkında ne diyorsun?” (Markos 14:60). Hikâyeleri tutarsız olan şahitlerin suçlamaları karşısında İsa sustu. Bunun üzerine başkâhin Kayafa başka bir strateji uygulamayı seçti.

      Kayafa Yahudilerin hassas olduğu konuyu biliyordu; kimse Tanrı’nın Oğlu olduğunu iddia edemezdi. Daha önce İsa Tanrı’ya “Babam” diye hitap ettiğinde Yahudiler onu öldürmeye çalışmıştı, çünkü İsa’nın ‘kendisini Tanrı’ya eşit gördüğünü’ öne sürmüşlerdi (Yuhanna 5:17, 18; 10:31-39). Onların düşüncesini bilen Kayafa kurnazca davranarak İsa’ya bunu söyletmeye çalıştı: “Yaşayan Tanrı’nın adıyla sana ant ettiriyorum, söyle, sen Tanrı’nın Oğlu Mesih misin?” (Matta 26:63). İsa tabii ki daha önceden Tanrı’nın Oğlu olduğunu söylemişti (Yuhanna 3:18; 5:25; 11:4). Eğer bunu tekrar söylemezse Tanrı’nın Oğlu ya da Mesih olduğunu inkâr ediyormuş gibi yorumlanabilirdi. Bu yüzden, “Benim” dedi. “Siz İnsanoğlunun Kudretlinin sağında oturduğunu ve göklerin bulutlarıyla geldiğini göreceksiniz” (Markos 14:62).

      Bunun üzerine Kayafa abartılı bir gösteriyle kaftanını yırtarak “Tanrı’ya küfretti!” diye haykırdı. “Artık tanıklara ne gerek var? Küfrü kendiniz de duydunuz. Bu duruma ne diyorsunuz?” Sanhedrin haksız hükmünü bildirdi: “Ölümü hak etti!” (Matta 26:65, 66).

      Sonra İsa’yla alay etmeye ve onu yumruklamaya başladılar. Başkaları yüzüne tokat attı ve ona tükürdü. Yüzünü bir örtüyle kapatıp tekrar tokat attılar ve “Sana vuran kim? Peygambersen söyle bakalım” diyerek alay ettiler (Luka 22:64). Gece yarısı yapılan yasadışı bir duruşmada böyle aşağılayıcı bir muamele gören bizzat Tanrı’nın Oğluydu!

      • İsa ilk önce nereye götürüldü ve orada neler oldu?

      • İsa sonra nereye götürüldü, Kayafa Sanhedrin’in İsa’ya ölüm hükmü vermesini nasıl sağladı?

      • Duruşma sırasında İsa hangi aşağılayıcı davranışlara maruz kaldı?

  • Petrus’un İnkârı
    İsa Mesih: Yol, Hakikat, Yaşam
    • İsa balkondan kendisini inkâr eden Petrus’a bakıyor; arka planda bir horoz görünüyor

      126. BÖLÜM

      Petrus’un İnkârı

      MATTA 26:69-75 MARKOS 14:66-72 LUKA 22:54-62 YUHANNA 18:15-18, 25-27

      • PETRUS İSA’YI İNKÂR EDER

      İsa Getsemani bahçesinde tutuklandığında elçiler korku içinde kaçıp onu terk etti. Ancak onlardan ikisi sonra vazgeçip geri döndü. Bu elçilerden biri Petrus’tu, “başka bir öğrenci” olarak değinilen diğerinin de Yuhanna olduğu anlaşılıyor (Yuhanna 18:15; 19:35; 21:24). Onlar Hanna’ya götürüldüğü sırada İsa’ya yetişmiş olabilir. Hanna İsa’yı Başkâhin Kayafa’ya gönderince Petrus ve Yuhanna belirli bir mesafeden İsa’yı izlediler. Muhtemelen Efendilerinin başına geleceklerle ilgili kaygıları ve kendi hayatları için duydukları korku arasında bocalıyorlardı.

      Yuhanna başkâhinin tanıdığı olduğundan Kayafa’nın evinin avlusuna girebildi. Petrus ise dışarıda bekledi. Yuhanna dönüp kapıda görevli hizmetçi kızla konuştuktan sonra onun da içeri girmesine izin verildi.

      Soğuk bir geceydi, avludakiler kömür ateşinin başındaydılar. İsa’nın yargılanması sırasında Petrus “neler olacağını görmek için” beklerken ısınmak amacıyla onların yanında oturdu (Matta 26:58). Petrus’u içeri alan hizmetçi kız ateşin ışığında onu daha iyi görebildi. Ona “Sen de bu adamın öğrencilerinden değil misin?” diye sordu (Yuhanna 18:17). Başkaları da Petrus’u tanıdı ve onu İsa’yla birlikte olmakla suçladı (Matta 26:69, 71-73; Markos 14:70).

      Bu durum Petrus’un moralini çok bozdu. Daha fazla dikkat çekmemeye çalıştı, hatta oradan uzaklaşarak giriş kapısına gitti. Petrus İsa’yla birlikte olduğunu inkâr etti; kendisini suçlayanlardan birine “Onu tanımıyorum, senin ne dediğini de anlamadım” dedi (Markos 14:67, 68). Ayrıca söylediklerinin doğru olduğunu, değilse başına gelecek belaya razı olduğunu göstermek için ‘yeminler edip kendine lanet okumaya’ başladı (Matta 26:74).

      Bu sırada anlaşılan Kayafa’nın evinde, avluya yukarıdan bakan bir yerde İsa’nın yargılanması sürüyordu. Petrus ve diğerleri aşağıda beklerken belki de ifade vermeye çağrılan şahitlerin içeri girip çıktığını görüyorlardı.

      Petrus’un Celile aksanıyla konuşması sözlerinin doğru olmadığına bir işaretti. Üstelik oradakilerden biri, kulağını kestiği Malhus’un akrabasıydı. O da Petrus’u suçlayarak “Ben seni bahçede onunla birlikte görmemiş miydim?” diye sordu. Petrus İsa’yı tanıdığını üçüncü kez inkâr ettiğinde Efendisinin önceden bildirdiği gibi horoz öttü (Yuhanna 13:38; 18:26, 27).

      Anlaşılan İsa o anda avluyu gören bir balkondaydı. Dönüp doğrudan Petrus’a baktı; bu bakış onun yüreğini delip geçmiş olmalı. Petrus İsa’nın daha birkaç saat önce toplandıkları odada ne dediğini hatırlamıştı. Yaptığı şeyin ciddiyetini birden fark ettiğinde neler hissettiğini düşünün. “Dışarıya çıkıp acı acı ağladı” (Luka 22:61, 62).

      Bu nasıl olabildi? Petrus kendisinin ruhen güçlü ve vefalı olduğundan bu kadar eminken nasıl Efendisini inkâr edebildi? O sırada gerçekler çarpıtılmış, İsa adi bir suçlu olarak gösterilmişti. Petrus masum bir insanın yanında olması gerekirken tam tersini yapmış, ‘sonsuz yaşamın sözlerine’ sahip olan kişiye sırtını dönmüştü (Yuhanna 6:68).

      Petrus’un yaşadığı bu korkunç deneyim, Tanrı’ya bağlı ve imanlı birinin bile yeterince hazırlıklı değilse beklenmedik sınavlarla ve tuzaklarla karşılaştığında dengesini kaybedebileceğini gösterir. Tanrı’ya hizmet eden herkes Petrus’un yaşadıklarından ders çıkarmalı!

      • Petrus ve Yuhanna Kayafa’nın evinin avlusuna nasıl girebildi?

      • Petrus ve Yuhanna avludayken içeride neler oluyordu?

      • Petrus’un yemin edip kendisine lanet okuması ne anlama geliyordu?

      • Petrus’un yaşadığı olaydan hangi önemli ders çıkarılmalı?

Türkçe Yayınlar (1974-2027)
Oturumu Kapat
Oturum Aç
  • Türkçe
  • Paylaş
  • Tercihler
  • Copyright © 2026 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
  • Kullanım Şartları
  • Gizlilik İlkesi
  • Gizlilik İlkesi
  • JW.ORG
  • Oturum Aç
Paylaş