Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • w94 1/5 s. 4-7
  • Daha İyi Bir Dünya Yakındır!

Bu kısım için bir video yok.

Üzgünüz, video yüklenirken bir hata oluştu.

  • Daha İyi Bir Dünya Yakındır!
  • Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—1994
  • Altbaşlıklar
  • Benzer Malzeme
  • “Cennete Duyulan Özlem”—Neden?
  • Cennet Arayışı—Bir Fikrin Tarihi
  • Ütopyalar—İdeal Yerler Mi?
  • İsa’nın Takipçileri ve Daha İyi Bir Dünya
  • Mukaddes Kitap Bir Cenneti mi Vaat Eder?
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—1984 (Dinsel Seri 37-47)
  • Cennet Bir Yeryüzü Hayal mi Gerçek mi?
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur (Halka Yönelik)—2017
  • “Cennette Görüşmek Üzere!”
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur (İnceleme)—2018
  • Kutsal Kitapta Sözü Edilen Cennet Nerededir?
    Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—2010
Daha Fazla
Gözcü Kulesi Yehova’nın Gökteki Krallığını Duyurur—1994
w94 1/5 s. 4-7

Daha İyi Bir Dünya Yakındır!

“CENNETE duyulan özlem, insanların akıllarından çıkmayan en güçlü özlemlerden biri olarak görünmektedir. Bu, tüm özlemler içinde en güçlüsü ve süreklisi olabilir. Cennete karşı duyulan belirgin bir arzu dinsel hayatın her seviyesinde ortaya çıkar.”—The Encyclopedia of Religion.

Görünürde bütün kültürler, başlangıçtaki idealin artık var olmamasına yerinircesine, daha iyi bir dünyada yaşama arzusu duymaktadırlar. Bu, başlangıçta bir cennetin var olduğu olasılığını akla getirir, fakat acaba nerede? Bir psikanalist, bu kuvvetli arzunun, başlangıçta kaybedilen ana rahmindeki güvenliği tekrar kazanma isteğini ortaya koyduğunu söyleyebilir. Oysa bu açıklama, din tarihini inceleyen bilginleri ikna etmez.

“Cennete Duyulan Özlem”—Neden?

Böyle bir özlemin varlığı, bazılarının ileri sürdüğü gibi, sadece zorluklara ve insan hayatının kısa olduğu gerçeğine katlanmayı daha kolay hale getirme amacını mı güdüyor? Yoksa başka bir açıklama var mı?

İnsanlık daha iyi bir dünyayı neden çok arzu etmektedir? Mukaddes Kitap basit olduğu kadar net de olan şu açıklamayı verir: İnsanlık bugüne çok daha iyi bir dünyadan geldi! Başlangıçta bir cennet gerçekten vardı. Tanrı’nın Sözü, onu, Ortadoğudaki belirli bir bölgede yer alan ve içinde ‘görünüşü güzel ve yenilmesi iyi olan her ağacın’ bulunduğu “bir bahçe” olarak tanımlar. Tanrı, bu yeri bakmaları için ilk insan çiftine verdi. (Tekvin 2:7-15) Bu bahçe, orada yaşayan insanların gerçekten mutlu olabilecekleri ideal bir yerdi.

Cennetteki bu koşullar neden devam etmedi? Önce ruh olan bir yaratığın ve sonra da insan çiftinin isyan etmesi yüzünden. (Tekvin 2:16, 17; 3:1-6, 17-19) Böylece insanlar sadece Cenneti değil, kâmilliği, sağlığı ve sonsuz hayatı da kaybetti. Hüküm sürmeye başlayan koşullar insan hayatını asla daha iyi hale getirmedi. Aksine bu, bugün gözümüzün önünde en kötü noktaya ulaşmış olan ve devamlı artan yozlaşmaya neden oldu.—Vaiz 3:18-20; Romalılar 5:12; II. Timoteos 3:1-5, 13.

Cennet Arayışı—Bir Fikrin Tarihi

Tahmin edilebileceği gibi, ‘cennete duyulan özlemin’ çok eski bir tarihi var. Sümerler, zihinlerinde bütün evrende uyumun hüküm sürdüğü bir zamanı canlandırdılar. Eski bir Mezopotamya şiiri şunları der: “Korku ve dehşet yoktu, insan rekabeti tanımıyordu. . . . . Tüm evren, insanlar, bir ağızdan tek dilde Enlil’e hamt ederdi.” Bazıları da, eski Mısırlılar gibi ölümden sonra daha iyi bir hayata erişmeyi ümit etti. Onlar ölümsüz canın, Aaru tarlaları olarak adlandırılan bir yere ulaşacağına inanıyordu. Ancak, özellikle başlangıçta bu ümit sadece soylulara açıktı; yoksullar mutlu bir dünyaya erişmeyi hayal edemezdi.

Farklı bir din alanında, Hindular, yüzyıllar boyunca daha iyi bir dünya çağının (yuga) gelmesini beklediler. Hindu öğretilerine göre, dört yuga sürekli bir devir içinde tekrarlanır ve şimdi en kötü yuga’da yaşıyoruz. Ne yazık ki, bu Kali Yuga (karanlık çağ) bazılarına göre bütün acıları ve kötülüğü ile 432.000 yıl sürecek. Böyle olmakla birlikte, imanlı Hindular altın çağ olan Krita Yuga’yı bekler.

Diğer taraftan, Yunanlılar ve Romalılar, Atlas Okyanusundaki mitolojik Talih Adalarına ulaşmayı düşlediler. Hesiodos, Virgilius ve Ovidius gibi birçok yazar, bir gün yeniden kurulacağını ümit ettikleri başlangıçtaki harikulade altın çağdan söz ettiler. MÖ birinci yüzyılın sonuna doğru, Latin şairi Virgilius, yakında yeni ve sürekli bir aetas aurea’nın (altın çağ) geleceğini önceden bildirdi. The Encyclopedia of Religion, onu izleyen çağlarda, “kendi yönetiminin Altın Çağı yeniden kurduğunu iddia eden en az on altı Roma imparatoru olduğunu” söyler. Ancak, bugün iyi bildiğimiz gibi bu sadece siyasal propagandaydı.

Keltler arasında birçok kişi, insanların tam bir mutluluk içinde yaşadığına inandığı, deniz ötesindeki bir ada (veya takımadalar) üzerinde bulunan muhteşem bir ülkeyi düşünüp bunun özlemini çekti. Bir efsaneye göre Kral Arthur, ölüm derecesinde yaralanmasına rağmen, Avalon denen olağanüstü adayı bulduktan sonra yaşamaya devam etti.

Tarihçi Jean Delumeau, eski zamanlarda ve ortaçağda birçok insanın, gerçek anlamda bir zevk bahçesi olan Aden bahçesinin, herhangi bir yerde, “ulaşılamaz bir dağın tepesinde ya da aşılması imkânsız olan bir okyanusun ötesinde” hâlâ var olduğunu düşündüğünü anlatır. İtalyan şair Dante, gökteki bir cennete inandığı halde, düşlediği Araf dağının, yerküre üzerinde Yeruşalim kentinin bulunduğu noktanın tam aksi tarafında olduğunu ve bu dağın tepesinde cennetin hâlâ var olduğunu düşünüyordu. Bazıları onun Asya’da, Mezopotamya’da veya Himalayalar’da bulunduğuna inanırdı. Ayrıca, Aden cennetiyle ilgili sayısız ortaçağ efsanesi bulunmaktadır. Birçok kişi, bu cennete yakın bir yerde Rahip John tarafından yönetilen harikulade bir krallığın var olduğuna inandı. Yeryüzündeki cennete yakınlığından dolayı, Rahip John’un krallığındaki hayatın uzun, neşe dolu ve sürekli bir bolluk ve zenginlik kaynağı olduğu düşünülüyordu. Eski Yunan efsanelerinden kalan diğer hikâyeler, cennet adalarının hâlâ Atlas Okyanusunda bulunması gerektiğini öğretti. Ortaçağa ait haritalar, Aden bahçesinin yeri olarak tahmin edilen bölgeyi bile belirterek, insanların onun varlığından kesinlikle emin olduğunu gösterdi.

15. ve 16. yüzyıllarda Atlas Okyanusunu geçen denizciler, aslında aynı anda hem yeni, hem de eski olan bir dünyayı arıyorlardı. Okyanusun karşı kıyısında sadece Hint Adalarını değil, Aden bahçesini de bulacaklarını düşünüyorlardı. Örneğin, Kristof Kolomb, Güney ve Orta Amerika’daki ılıman ve tropikal iklime sahip ülkelerin dağları arasında Aden’i aradı. Brezilya’ya gelen Avrupalı kâşifler, yumuşak ikliminin yanı sıra, yiyecek ve bitkilerin bolluğundan dolayı da, kaybolan cennetin orada olması gerektiğinden emindi. Bununla birlikte, kısa bir süre sonra acı gerçeği kabullenmek zorunda kaldılar.

Ütopyalar—İdeal Yerler Mi?

Başkaları, ideal dünyayı yeryüzünün uzak bir yerine yerleştirmeye çalışmaktansa, onun planını kurma çabasına girdiler. Böylece MS 1516 yılında, İngiliz hümanist Thomas More, Ütopya adasını, tanıdığı bozuk dünyadan çok farklı olan olağanüstü, barış dolu ve hoşgörülü bir yer olarak tarif etti. Diğerleri de daha iyi ve daha dürüst dünya planları kurdular: MÖ dördüncü yüzyılda Eflatun’un Cumhuriyet fikri; 1602’de İtalyan rahip Tommaso Campanella’nın üstün şekilde teşkilatlanmış Güneş Ülkesi; sadece birkaç yıl sonra İngiliz filozof Francis Bacon’ın Yeni Atlantis’inin “mutlu ve refah içindeki durumu.” Yüzyıllar boyunca her çeşit düşünür (bir dine bağlı olsun veya olmasın) düzinelerce Ütopya tanımladı. Böyle olmakla birlikte insanlar çok azına inandı.

Bizzat kendi Ütopyalarını kurmaya çalışanlar da oldu. Örneğin Robert Owen adlı zengin bir İngiliz, MS 1824 yılında New Harmony (Yeni Uyum) olarak isimlendirdiği köyde Ütopya ile ilgili fikirlerini gerçekleştirmek amacıyla, İndiana’ya (ABD) yerleşmeye karar verdi. İnsanların doğru şartlar altında daha iyi duruma geleceklerinden emin olduğundan, neredeyse bütün malını hayalinde yaşattığı ahlaklı yeni dünyayı kurmak uğruna harcadı. Fakat sonuçlar, yeni insanlar meydana getirmek için yeni yaşam koşullarının yeterli olmadığını kanıtladı.

Hemen hemen bütün siyasal ideolojiler, insanın, düşlediği yeryüzü cennetini getirmek için dünyanın düzenini kendi bilgisine ve doğrular konusundaki sağduyusuna göre kurması gerektiğini ileri sürüyor. Oysa, çelişkili şekilde, bu tür arzuları gerçekleştirmek amacıyla yapılan girişimler, MS 1789 Fransız Devrimi ve 1917 Bolşevik Devriminde olduğu gibi, savaşlarla ve devrimlerle sonuçlandı. Cennet koşullarını getirmek yerine, bu çabalar çoğunlukla acının ve elemin artmasına neden oldu.

Arzular, planlar, Ütopyalar ve onları gerçekleştirmek üzere yapılan girişimler—bu, birbiri ardına gelen düş kırıklıklarının tarihidir. Günümüzde, bazı kişiler ‘kırık düşlerden’ ve artık ‘ütopyalar çağının sona erdiğinden’ söz ederek bizi “ütopyalar olmadan yaşamaya” çağırırlar. Daha iyi bir dünyayı göreceğimiz konusunda bir ümit var mı, yoksa bu sadece bir düş olarak kalmaya mahkûm mu?

İsa’nın Takipçileri ve Daha İyi Bir Dünya

Yeni bir dünya asla bir düş değil—sağlam bir ümittir! Hıristiyanlığın Kurucusu olan İsa Mesih, şimdiki bu dünyanın, olabilecek tüm dünyaların en iyisi olmadığını biliyordu. Yeryüzünün yumuşak huylu insanlar tarafından miras alınacağını ve orada Tanrı’nın iradesinin gerçekleşeceğini öğretti. (Matta 5:5; 6:9, 10) Hem o hem de şakirtleri bu dünyanın Tanrı’nın düşmanı olan İblis Şeytan tarafından yönetildiğini biliyordu; insanların başına gelen birçok felaketin asıl nedeni budur. (Yuhanna 12:31; II. Korintoslular 4:4; I. Yuhanna 5:19; Vahiy 12:12) İmanlı Yahudiler, Tanrı’nın, yeryüzünü, üzerinde barışı ve adaleti seven kişilerin oturacağı bir yere dönüştürmek üzere savaşlardan, acıdan ve hastalıktan ilk ve son olarak kurtaracağı günü beklediler. Aynı şekilde İsa’nın ilk yüzyıldaki takipçileri, yeni şeyler sistemi olan ‘yeni gökler ve yeni yerin’ şimdiki dünyanın yerini almasını güvenle beklediler.—II. Petrus 3:13; Mezmur 37:11; 46:8, 9; İşaya 25:8; 33:24; 45:18; Vahiy 21:1.

İsa Mesih işkence direğinde asılı iken, daha iyi bir dünya vaadini, kendisine bir dereceye kadar iman gösteren suçluya tekrarladı. “İsa da ona ‘Doğrusu bugün sana derim: Sen benimle Cennette olacaksın,’ dedi.” (Luka 23:40-43) O suçlu bu sözlerin ne anlama geldiğini düşündü? Acaba İsa, Mukaddes Kitabın bazı Katolik ve Protestan tercümelerinin ifade etmeye çalıştığı gibi, onun o aynı günde ‘kendisiyle beraber’ gökte olacağını mı söylemek istedi? Hayır, İsa’nın söylemek istediği bu değildi; çünkü diriltilmesinden sonra İsa, Mecdelli Meryem’e ‘daha Babasının yanına çıkmadığını’ söyledi. (Yuhanna 20:11-18) Resulleri bile, İsa’dan üç buçuk yıl boyunca öğretim almış olmalarına rağmen, MS 33 yılının Pentikost gününden önce gökteki bir cennet üzerinde düşünmediler. (Resullerin İşleri 1:6-11) Suçlu, bu sözleri o zaman yaşayan Yahudilerin büyük çoğunluğunun da anlayabileceği şekilde, şöyle anladı: İsa cennet yeryüzünde daha iyi bir dünyanın geleceğini vaat ediyordu. Bir Alman bilgin şunu kabul etti: “Eski Ahit’te, öldükten sonra bir ödül veya ceza verildiğine dair bir öğreti bulunmaz.”

Yeryüzümüzde bir cennetin olacağı resul Pavlus’un İbranilere yazdığı mektupta da doğrulandı. İman kardeşlerini ‘İsa Mesih vasıtası ile anlatılmaya başlanan bu kadar büyük kurtuluşu ihmal’ etmemeye teşvik eden Pavlus, Yehova Tanrı’nın, İsa’ya “gelecek âlem (oturulan yer)” [Yunanca, oi.kou.meʹne] üzerinde yetki verdiğini belirtir. (İbraniler 2:3, 5) Yunanca Mukaddes Yazılardaki, oikoumeʹne terimi, gökteki bir dünyaya değil, her zaman insanlarla dolu olan yeryüzümüze işaret eder. (Matta 24:14 ile karşılaştırın; Luka 2:1; 21:26; Resullerin İşleri 17:31.) Mesih İsa tarafından yönetilen Tanrı’nın Gökteki Krallığı, böylece, oturulan bütün yer üzerinde hâkimiyet kuracak. Yaşamak için gerçekten çok ideal bir yer olacak!

Krallık gökte olmasına rağmen, yeryüzündeki işlere müdahale edecek. Hangi sonuçla? Sakatlıklar, zulümler, fakirlik ve ölüm çok uzak anılar olacak. Düş kırıklığı ve hoşnutsuzluk bile ortadan kalkacak. (Vahiy 21:3-5) Mukaddes Kitap, ‘Tanrı’nın, elini açacağını, ve her yaşıyanı dileğine göre doyuracağını’ söyler. (Mezmur 145:16) İşsizlik ve çevre kirliliği gibi sorunlara uygulanabilir ve kalıcı çözümler getirilecek. (İşaya 65:21-23; Vahiy 11:18) Fakat hepsinin ötesinde, Tanrı’nın bereketleri sayesinde, neredeyse kaybolmuş görünen hakikat, adalet ve barış gibi nitelikler zafer kazanacak!—Mezmur 85:7-13; Galatyalılar 5:22, 23.

Bütün bunlar bir düş, bir Ütopya mı? Hayır, içinde bulunduğumuz bu şimdiye dek yaşanmış en kritik dönem, bu dünyanın ‘son günlerinde’ yaşadığımızı ve yeni dünyanın yakın olduğunu gösterir. (II. Timoteos 3:1-5) Orada yaşamak ister misiniz? Bunun nasıl mümkün olduğunu, Yehova’nın Şahitleri ile Mukaddes Kitabı tetkik ederek öğrenin. Daha iyi, hatta düşlediğimizden de çok daha iyi bir dünya yakındır. Bu bir Ütopya değil, bir gerçektir!

[Sayfa 7’deki resim]

Daha iyi bir dünya yakında bir gerçek olacak

    Türkçe Yayınlar (1974-2027)
    Oturumu Kapat
    Oturum Aç
    • Türkçe
    • Paylaş
    • Tercihler
    • Copyright © 2026 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
    • Kullanım Şartları
    • Gizlilik İlkesi
    • Gizlilik İlkesi
    • JW.ORG
    • Oturum Aç
    Paylaş