Sevgili Dostum
Dostlarınız kimler? Sadece kendi yaş grubunuzdan olan kişiler mi? Bir gencin, ondan yaklaşık yetmiş yaş büyük bir dostu hakkında yazdıklarını okuyun.
YAKLAŞIK dokuz yıl önce, ben henüz altı yaşındayken ailemiz İskoçya’nın Aberdeen şehrine taşındı. Bu benim için ürkütücü bir dönemdi, çünkü yeni bir okula başlamalı ve yeni arkadaşlar edinmeliydim. Fakat bir şey yavaş yavaş yeni durumuma alışmamı kolaylaştırdı. Hemen yanımızdaki evde, ana-babamın daha önce bir kez karşılaştığı yaşlı bir bayan oturuyordu. Resmi bir tanışmamız oldu; çok zaman geçmeden onun ne kadar ilginç biri olduğunu fark edince şaşırdım. Yaşlıydı ama gönlü gençti ve çok güzel giyiniyordu.
Evimiz kiraya verildiğinden Louie teyzeden bir buçuk kilometre uzaklıkta bir eve taşındık. “Teyze” sözcüğünü saygıdan ve sevgimi ifade etmek amacıyla kullanıyorum. Taşındığımıza üzülmüştüm, çünkü o sırada ağabeyim ve ben onu sık sık ziyaret etmeye başlamıştık.
Bununla birlikte, gittiğim okul Louie teyzenin evine çok yakındı. Böylece, her cuma dersler bitince, akşam okulda yapılan İskoç Halk Dansları çalışmasına gitmeden önce teyzeme beş çayına giderdim. Bu alışkanlık haline geldi. Yanımda öykü kitaplarımdan birini götürüyordum; ben salatalıklı sandviçlerimi yiyip bir bardak soğuk süt içerken o bana kitap okuyordu.
Louie teyzenin evine koşma vaktinin geldiğini gösteren 3:30 zilini özlemle beklediğimden, cuma günlerinin çok yavaş geçtiğini hissettiğimi hatırlıyorum. Yaşlı insanların ne kadar ilginç ve neşe kaynağı olabileceğini ilk kez o zaman öğrendim. Aslında, onu yaşlı olarak görmüyordum. Bana göre o çok gençti. Araba kullanabiliyordu, mis gibi kokan bir eve ve bahçeye bakabiliyordu; bir çocuk başka ne ister?
Aradan üç yıl geçti, ilkokul son sınıftaydım. O günlerde Louie Teyze bahçesinin bakımının artık ona zor geldiğine ve bir dairenin daha uygun bir seçenek olduğuna karar verdi. O sırada yaşlanma olgusunu kavrayamıyordum. Dairesinin şehrin farklı bir yerinde olmasına üzülmüştüm. Artık benim için cumaların o eski çekiciliği kalmamıştı.
Ortaokula başlama zamanı gelmişti; 1990 yılıydı. Böyle büyük bir okulda ne yapacaktım? Oraya nasıl ayak uyduracaktım? Ailemiz başka bir bölgede oturduğu için arkadaşlarımdan farklı bir okula gitmeliydim. Fakat Louie teyze yine yakınımdaydı, çünkü taşındığı daire okulumun hemen yanındaydı! Sandviçlerimi yemek üzere öğlenleri evine gitmek için ondan izin istedim. Böylece başka değerli bir alışkanlık edindim.
İşte o günlerde, ilişkimizin bir çocuk-yetişkin ilişkisinden çıkıp birbirimizin arkadaşlığından karşılıklı zevk aldığımız bir ilişkiye dönüştüğüne inanıyorum. Bu çeşitli şekillerde kendini gösteriyordu; bunlardan biri öykü kitaplarımın yerine birlikte Jane Eyre, Sevdiğim Adam: Villette, Aşk ve Gurur ve The Women in White gibi klasikleri okumaya başlamamızdı. Okuma zevkim gelişmişti.
Louie teyze bana, insanları sevmenin bir beceri ve bir sanat olduğunu öğretti. Bunu yapmasaydı, daha ileri bir yaşa kadar bunu fark edemeyebilirdim. O bana dinlemeyi öğretti; insanların çok meşgul olduğu bu dünyada genç veya yaşlı birçok insan bunu asla öğrenmiyor. Ben kanepesinde kıvrılmış yatarken, bana yaşam öyküsünü ve başından geçen olayları anlatır. Bu bayanın sahip olduğu ilginç bilgiler içimi ısıtır.
Louie teyze, ciddi hastalıklar geçiren ana-babasına ve teyzesine bakmak için evlilik, çocuklar veya kariyer gibi birçok şeyden vazgeçmişti. Bu, erkek kardeşinin dolgun vakitli hizmeti sürdürebilmesini mümkün kılmıştı.
Son iki yıldır Louie teyzenin sağlık durumu pek iyi değil; yaşlılığın getirdiği düşkırıklığını, zorlukları ve ağrıları görebiliyorum. Kısa bir süre önce, 84 yaşındayken araba kullanmayı bırakmak zorunda kaldı ve bu onun için çok büyük sıkıntıya yol açtı. Çok faal bir yaşama alışmıştı ve şimdi eve bağlanıp kalmak moralini çok bozuyor. İnsanları rahatsız ettiği duygusuyla savaşmak zorunda kaldı. Onu sevdiğimizi ve onun için her şeyi yapacağımızı kaç kez söylemiş olursak olalım, yine de kendini suçlu hissediyor.
Şimdi durumu daha da kötüleştiren şey, yıkanmanın ve giyinmenin de onun için zor olması. Kendisi başkaları için bunu yapmış olsa da, şimdi böyle yardıma muhtaç durumda olmak onun için büyük bir zorluk oluşturuyor. Bu bana, insanların, kendi kendilerine yetemeseler bile, hâlâ saygımıza layık olduklarını öğretiyor.
Fakat her şeyin ötesinde bu deneyim, yaşlanmanın nasıl bir şey olduğunu anlamama yardım etti. Louie teyzenin artık yapamadığı her şey beni ağlatıyor. En çok, onu düşkırıklığı veya ağrılar içinde gördüğümde ağlamak, hep ağlamak istiyorum. Özellikle üzüldüğüm şey, onun bütün bilgi birikiminden benden daha küçük başka bir çocuğun faydalanıp onu takdir edemeyecek olması.
Bazen onun için yaptıklarım yeterli mi, diye merak ediyorum. O beni, benim onu sevdiğim kadar seviyor ve arkadaşlığımdan zevk alıyor mu? Fakat öğle yemeği için ona gittiğimde ve ona sıkı sıkı sarıldığımda bütün şüpheler yok oluyor.
Böyle bir dostum olmasından onur duyuyorum. Bana birçok güzel şey öğretti; her şeyden önemlisi bana sevgiyi öğretti. Onun dostluğunu yaşıtım olan yüz kişinin dostluğuna değişmem. Yakında okulum bitse ve artık öğle yemeği için onun evine gitmesem bile, sevgili dostumu sevmeyi, ziyaret etmeyi ve ona yardım etmeyi asla bırakmayacağım. O bana, kendimden önce başkalarını düşünürsem, yaşamın daha mutlu ve doyum verici olabileceğini öğretti.
[Sayfa 26’daki resim]
Louie teyzeyle