Watchtower ONLINE KÜTÜPHANE
Watchtower
ONLINE KÜTÜPHANE
Türkçe
  • KUTSAL KİTAP
  • YAYINLAR
  • İBADETLER
  • g 4/86 s. 18-21
  • Para Konuşunca

Bu kısım için bir video yok.

Üzgünüz, video yüklenirken bir hata oluştu.

  • Para Konuşunca
  • Uyanış!—1986 (Bilimsel Seri 17-20)
  • Benzer Malzeme
  • Alışverişte Nasıl Başarılı Olunur?
    Uyanış!—1988 (Bilimsel Seri 25-28)
  • Parayla İlgili Dengeli Bir Görüş
    Uyanış!—2015
  • Harcamalarımı Nasıl Kontrol Altında Tutabilirim?
    Uyanış!—2006
  • Paramı Nasıl Akıllıca Kullanabilirim?
    Uyanış!—1989 (Bilimsel Seri 29-32)
Daha Fazla
Uyanış!—1986 (Bilimsel Seri 17-20)
g 4/86 s. 18-21

Para Konuşunca

BENİ tanıyor musunuz? Tanımalısınız, çünkü yeryüzünde en çok aranan nesneyim. Hangi dil konuşulursa konuşulsun, dünyanın hemen hemen her tarafında kolayca tanınırım. Çok az kişi bensiz bir yere gitmeği düşünür. Savaşlar ve savaşların süresi, sık sık benim varlığıma ve bolluğuma bağlıdır.

Sağlayacağım fidye için çocuklar anababalarından kaçırılırlar. Bazıları beni silah zoruyla alır, bazıları da beni sahte vaatlerde bulunanlara serbestçe verirler. Bazı kadınlar, benim için evlenirler, başkaları da benim yüzümden boşanırlar. Ben, aileleri parçalayıp, beni sevenlerin üzerine sayısız belalar getirebilirim. Bir zamanlar birisi, 30 gümüş için, sahip olabileceği en iyi dostunu ele verdi.

Bazı zamanlarda insanlar herhangi bir nedenden çok, benim için birbirlerine zarar ve sürekli kaygı verdiler. Bana karşı beslenen sevgi, gerçekten “her türlü fenalığın bir kökü”dür.—I. Timoteos 6:10.

Benim adım Para’dır. Amerikalı yazar Washington Irving, bir zamanlar beni “Kadiri-mutlak dolar, tüm memleketimizde herkes tarafından tapınılan o büyük nesne” olarak nitelemişti. Fakat Türkiye’de adım liradır, başka memleketlerde peso, mark, frank veya forint olabilir. Adım ne olursa olsun, insanlar çılgın ve hemen hemen sapık biçimde peşime düşerler.

Her insan için aynı anlamı taşımam. Bazıları için, rüşvet, susmak ve komisyonum. Bazıları için çalıntı, kan parası ve nafakayım. Ayrıca uyuşturucu parası, içki parası ve sigara parasıyım. Bunlar, hayata ve bedene çok zarar verebilen kullanış tarzlarından ancak birkaçıdır. Başkaları için gerekli, fakat hiç cepte durmayan günlük masraf parasıyım; bazıları da kanatlanıp uçmakla beni suçlarlar. Bana karşı besledikleri sevgileri tükenmeyenler, mal ve mutluluk hakkında büyük hayaller kurmakla kendilerini avuturlar. Fakat ne yazık ki bazıları, beni bolca biriktirdikten sonra bile, hayal ettikleri mutluluğu getirmediğimi üzülerek anlarlar; dolayısıyla bu kişiler arasındaki intiharlar şaşılacak oranda yüksektir. İnsanların umdukları ‘her derde deva’ olmadığımı belirten binlerce kitap yazılmıştır.

Ben eskisi gibi de değilim. Dış görünüşüm değiştirilebilir. Amerika Birleşik Devletlerindeki Hazine Dairesi, sahtekârlığa engel olmak üzere beni, renkleri değişen çeşitli kâğıtlar üzerine basmakla dış görünüşümü değiştirmektedir. Yeni basım teknikleri sayesinde öylesine ustalıkla kopya edilebilirim ki, bir uzman bile benimle taklidim arasındaki farkı zor görür. Fakat rengim değişse de, kolay kolay elde edilmem.

Fakat fark ettiğiniz en dramatik değişiklikler, değerime, yani deflasyon ve enflasyona bağlıdır. Ben enflasyona uğrarsam, değerim deflasyona uğrar. Böylece hem üzüntüleriniz ve kaygılarınız, hem de benimle aldığınız malların fiyatı yükselir. Böylece birkaç yıl önce, küçük bir miktarımla alabildiğiniz şeyler, şimdi daha büyük miktarlar ister. Örneğin, Amerika’da 1908 yılında dört buçuk kilo pirincin fiyatı 65 sent, yani 400 lira idi. Ve iki buçuk kiloluk bir teneke kahve 95 sent, yani 600 liraya alınırdı.

Fakat 1930 yılında satın alma gücümde korkunç bir değişiklik meydana geldi. Değerim, 1908 yılındakinin yarısına düştü. Böylece bir dolar, 50 sent değerine indi. İnsanlara kaygı veren enflasyonum ve değerimin deflasyonu artık durdurulamaz oldu. 1960 yılında değerim 28 sente, 1982 yılında ise 9 sente düştü ve 2000 yılında değerimin ancak 4 sent olacağı bekleniyor.

Amerika’da bu olaylar olurken, Almanya’nın da parasal problemleri vardı. Birinci dünya savaşından önce Alman markının değeri çok yüksekti. Fakat 1923 yılına doğru Alman markı o kadar enflasyona uğradı ki, bir el arabası dolusu parayla bir gazete bile alınamazdı. Tek bir ekmek alabilmek için, 20 yıldan beri ödedikleri sigorta primlerinin tümünü çekenler vardı. Bir doların satın alma güçü, bir trilyon marka eşitti. Kolaylık olması için tedavüle bir trilyon marklık banknot çıkarılınca, değerim o kadar düştü ki, paranın üstünü bekleyenler azaldı. Ancak yeni bir para birim sistemi kurulduktan sonra, memleket istikrar kazanmağa başladı.

Diğer memleketlerde olduğu gibi, Türkiye’de de değerim düşmektedir. Örneğin, sadece 1983 yılındaki bazı gıda maddelerinin fiyatlarına bir bakalım. O zaman bir kilo beyaz peynirin fiyatı 450 lira idi. Bir yumurta 13 lira ve bir kilo et 700 lira idi. Fakat bu yıl bir kilo beyaz peynir için 1.800 lira, bir yumurta için 30 lira ve bir kilo et için 2.000 lira ödemelisiniz. Demek oluyor ki, bu üç yıl boyunca değerim hemen hemen üç misli düştü.

Buna rağmen dünya çapında insanlar bana güveniyorlar. Düşündüklerine göre, beni kazanmak, sanki bütün problemlerine çare olacaktı. Fakat böyle olmadığı meydana çıktı. Ben sadece bir kâğıt veya birkaç maden parçasıyım. Değerim, ancak satın alabildiğim mal kadardı. Satın alma gücümü kaybedersem, değersiz olurum. Süleyman adlı hikmetli bir kralın sözleri aklıma geliyor. O, bir zamanlar şöyle dedi: “Zenginlik mutlaka kanatlanır, kartal gibi göklere uçar.” (Süleymanın Meselleri 23:5) Kanatlarını açmış uçmağa hazır bir kartalın, Amerikan dolarında resminin basılmış olması, ne kadar gülünçtür! O, sanki sessizce: ‘Her peşime düşen sakınsın! Uçup giderim!’ demek ister.

Tutulamaz ve sağlanılması zor biri olduğum için, nasıl harcandığıma çok dikkat etmek herhalde uygundur. Süpermarketlerde dolaştığınızda, bütçenize dikkat ettiğiniz halde, sonra faturanızla karşılaştırdığınız zaman hayal kırıklığına uğrarsanız, üzülmeyin! Her satın aldığınız şey herhalde sadece yiyecek maddesi değildir; kâğıt, sabun, deterjan, tuvalet malzemesi ve kozmetik gibi maddelerden ne kadar aldınız?

Ben, alışveriş yapan her insanın cebine girdim. Onlardan bazısı hikmetli, bazısı ise akılsızdı; bazıları bütçeye dikkat eden uzmanlar, bazıları sıradan insanlardı. Bu yüzden tasarrufa yardımcı olan birkaç öğüt verebilirim. İşte, uzmanların verdikleri öğütler:

Alışverişe gitmeden önce alacağınız şeyleri bir listeye yazın ve listede bulunmayanları almayın. Karnınız açken, yiyecek için alışverişe gitmeyin. İştahınız cüzdanınızdan daha güçlü olabilir. Çocuklarınızı alışverişe götürmeyin; aksi takdirde çocuklarınızın alışveriş sepetine siz fark etmeden koydukları şeyleri kasada geriye verdiğinizde çıkacak problemlere hazır olmalısınız. Kocanızla birlikte alışveriş yapmazsanız daha iyi olur, çünkü çoğu kocaların düşünmeden alışveriş yaptıkları bilinmektetir.

Gazetelere dikkat edin ve indirimli şeyler alın. Daha hesaplı alışveriş için mümkünse kupon kullanın. Bazı dükkânların çift kuponlu günleri vardır ve o günlerde indirim oranı iki kattır.

Sık sık alışverişe gitmeyin. Uzmanlar ve istatistikler, haftada ancak bir veya iki kez alışveriş yaptığınızda, daha az para harcayacağınızı söylerler. Dükkânda fazla oyalanmayın. Amerika’da yapılan süpermarketle ilgili anketler, müşterinin dükkânda kaldığı 30 dakikadan sonra geçen her dakika için 50 sent, (300 lira) harcadığını göstermektedir.

Başka bir uzmana göre, uygun miktarı almak çok önemlidir. En büyük boydaki bezelye, fasulye, domates veya meyve konserveleri genellikle küçüklerden daha ekonomiktir; bu, başka mallar için de geçerlidir. Örneğin, bir litrelik kutudaki süt, iki yarım litrelikten daha ucuzdur. Fakat ailenizin, aldığınızı tüketebileceğinden emin olun.

Taşıma parası da söz konusu olduğuna göre, dükkân ve marketlere sık sık gitmek hesaplı değildir. Gitmeden önce bir plan yaparak arabayla yapacağınız kısa gezintileri birleştirin. İndirim yapan dükkânları gezmek, birkaç kuruş kazandırırsa da, benzin için harcadığınız para daha çok olabilir.

Evet, herkes, benim, cebe şimşek hızıyla girip çıktığımı bilir. Gene de hayatlarında önemli bir rol oynarım. Değerimi abartmazsanız, size bir ölçüde, geçici de olsa, mutluluk verebilirim. Fakat değerimi abartıp beni hayatınızın en önemli hedefi yaparsanız, başınıza bela olurum.

[Sayfa 19’daki resim]

Bazılarına göre ‘ben uçup giderim’

[Sayfa 20’deki resim]

Benimle dolu bir elarabası ile gazete bile alınamazdı

[Sayfa 20’deki resim]

Fakat beni hayatınızın en önemli hedefi yaparsanız, başınıza bela olurum

    Türkçe Yayınlar (1974-2027)
    Oturumu Kapat
    Oturum Aç
    • Türkçe
    • Paylaş
    • Tercihler
    • Copyright © 2026 Watch Tower Bible and Tract Society of PA
    • Kullanım Şartları
    • Gizlilik İlkesi
    • Gizlilik İlkesi
    • JW.ORG
    • Oturum Aç
    Paylaş